NAZIM HİKMET RAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
NAZIM HİKMET RAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ocak 2016 Perşembe

Leblebici Horhor Ağa,

Leblebici Horhor Ağa, 1923 yılında Muhsin Ertuğrul tarafından yeniden ele alınarak çekilmiştir. Yönetmenliğini yapmasının yanı sıra, senaristliğini de Nazım Hikmet'le birlikte Muhsin Ertuğrul'un üstlendiği film, müzikal
tarzda çekilerek, yapımcılığını "Kemal Film" yürütmüştür. Yapıtın bir özelliği de, Venedik 2. Uluslararası Film Şenliği'ne katılıp onur belgesi almış olmasıdır. Bu durum, Türk sineması tarihinde yurt dışından gelen ilk ödül sayılmaktadır.
Mirasyedi Hurşit beyle, Horhor adlı bir leblebicinin kızı Fadime'nin aşk öyküsünün işlendiği film, çevrildiği yıllarda büyük ilgi görmüştür.

2 Şubat 2015 Pazartesi

Memleketimden İnsan Manzaraları

 


Memleketimden İnsan Manzaraları, Nazım Hikmet’in 1939’da yazmaya başladığı, 1960’ların ikinci yarısında yayımlanabilen şiir kitabıdır.
17bin mısradan oluşan eser Nazım Hikmet şiirinin doruğu kabul edilir. Kitap İkinci Meşrutiyet'ten II. Dünya Savaşı’na kadar olan dönemde Anadolu’da yaşamış sıradan insanların öykülerini okuyucuya sunar. Türkiye’nin 1920-1940 yılları arasındaki toplumsal tarihi, Ulusal Bağımsızlık Savaşı’nı da içerecek biçimde verilirken bir yandan da II. Dünya Savaşı’nda Nazizm’in yenilgisi değişik yönleriyle ele alınıp yansıtılır. Düzyazı, şiir, senaryo tekniklerinin iç içe kullanıldığı bir eserdir. Beş ciltten oluşur, beşincisi tamamlanmamıştır.
1938’de Nazım Hikmet’in cezaevine girmesi ile konulmuş olan eserlerini yayınlama ve okuma yasağı nedeniyle şairin hayatı boyunca yayımlanamayan eser, 1965'te yasağın kalkmasından sonra, oğlu Memet Fuat’ın sahibi olduğu De Yayınevi tarafından 1966-1967 yıllarında 5 cilt olarak yayımlanmıştır.
Eser, MEB tarafından 100 Temel Eser Listesine dahil edilmiştir.


Eserin yazılma süreci

Nazım Hikmet, Memleketimden İnsan Manzaraları'nı 1939'da İstanbul'da yazmaya başlamıştır.
"1939'da İstanbul'da tevkifanede başlanıp
................................biten bu kitap..."
(Memleketimden İnsan Manzaraları, Nazım Hikmet, YKY, 2006)

Şairin 1939’da üzerinde çalışmaya başladığında eserin adı; “Meşhur Adamlar Ansiklopedisi” idi. Şair, Almanya’nın Sovyetler Birliği’ne saldırısını öğrendiğinde yirmibirinci yüzyıl tarihini yazmayı düşündü. Memleketimden İnsan Manzaraları, bu düşüncenin bir ürünü olarak ortaya çıktı. “Meşhur Adamlar Ansiklopedisi’, 1941’de Bursa Hapishanesinde iken yazmaya başladığı Memleketimden İnsan Manzaraları’na bir bölüm olarak girdi.
Nazım Hikmet yapıtıyla ilgili ön tasarısını şöyle açıklamıştır:
  1. İstiyorum ki okuyucu 12,000 mısrayı bitirdikten sonra vıcık vıcık insan kaynaşan bir mahşerden geçmiş olsun,
  2. İstiyorum ki bu insan mahşerinin konkre ifadesi okuyucuyla muayyen bir devirdeki, muhtelif sınıflara mensup Türkiye insanları vasıtasıyla Türkiye'nin muayyen bir tarihi devredeki sosyal durumunu anlatsın,
  3. İstiyorum ki ikinci planda, Türkiye cemiyetini çevreleyen dünya durum muayyen bir devrede- anlaşılsın,
  4. İstiyorum ki -nereden gelip, nerede olduğunu, nereye gidildiği? sualine, sahamın içinde azamî imkânlarla cevap verilsin.
(Kemal Tahir’e Hapishaneden Mektuplar, Nazım Hikmet, Bilgi Yayınevi)

Şair 1950'de hapisten çıktığında eserin 66bin satır yazılmış olduğunu ifade eder. Ertsi sene ülkeyi terkederken destanın bazı bölümlerini arkadaşları arasında dağıtır. Bazıları, yakalanma tedirginliği ile ellerindeki bölümleri yakıp yok etmiştir. 1965’te eserin Türkiye'de yayımlandığında elde 17.000 mısra kalmıştır.

Eserin bölümleri

Eserin birinci bölümü İstanbul’da, Haydarpaşa Garı’nda 1941 yılında başlar. 15.45’te Eskişehir’e hareket eden trenin 510 numaralı üçüncü mevki vagonunda 18.38’de Ankara’ya ulaşılana kadar devam eder. Vagonun yolcuları sıradan köylü, asker, işçi ve tutsaklardır. Bazı yolcuların hayat hikâyeleri, dünya görüşleri ve düşündükleri ile bütün destanı takip eder.
İkinci kitap başka bir trenin yine Haydarpaşa garından hareket edecek olan yolcularını ele alır. Bu sefer yolcular siyasetçi, diplomat, tüccar, fabrika sahipleridir. Kurtuluş Savaşı Destanı’ndan bazı bölümler esere alınmıştır.
Üçüncü kitap hapishane ve hastanede geçer. Dördüncü kitap Sovyetler Birliği ve Fransa’da faşizme karşı direnenlere değinir. Tamamlanmamış beşinci kitapta Türk toplumunda savaşın yansımaları, çekilen zorluklar ve katı yaşam koşulları aktarılır.

Uyarlamalar

Tiyatro

Eserin birinci bölümü Nazım Hikmet’in doğumunun 100.yıl olan2002’de Ankara Sanat Tiyatrosu tarafından bir tiyatro oyunu olarak kurgulanarak Rutkay Aziz yönetmenliğinde sahneye konmuştur.
Nazım Hikmet’in "Memleketimden İnsan Manzaraları"ndan Onbir Tablo adlı oyun, bu kitaptan seçilen sahnelerin Nihat Asyalı tarafından tiyatroya uyarlanması sonucu ortaya çıkmış ve 2010 yılında dünya prömiyeri yapılmıştır.

31 Temmuz 2013 Çarşamba

Piraye

Canan Tan, bir ilk romanla okurlarının karşısına çıkıyor: "Piraye".

Genç ve güzel Piraye adını Nazım Hikmet’in eşinden almıştır. Genç kızın babasıdır Piraye ismine tutkun olan diğer kızı da babanın Nazım Hikmet hayranlığından payını alır: Hatice. Babanın açıklaması ilginçtir ki bu açıklama romanın temalarından birini de oluşturacaktır: "Piraye, Nazım Hikmet’in karısı. Tam adı Hatica Piraye’dir. Nazım Hikmet’in onun için yazdığı şiirler ve mektuplar, edebiyatımızın gerçek yüz aklarıdır."

Piraye’nin babasının bu açıklaması karşısında ilk tepkisi şaşkınlıktır: "(...) Babam elinden kitap düşmeyen, aydın bir insandı. Ama onun, kızlarına bir şairin -hem de yasaklı bir şairin- karısının adını verecek kadar edebiyat tutkunu olduğunu yeni keşfediyordum."
Piraye’nin doğduğu günden bu yana içinde taşıdığı edebiyat ve şiir tohumları hayatının bir bölümünde ilişkilerine de yansıyacaktır.

Roman, genç bir kızın aile, okul, aşk ve evlilik yaşantısına odaklanan ilginç bir biyografi özelliğine sahip yazar, yarattığı kadın kahramanın yaşantısına bir ’kadın duyarlılığı’ ile yaklaşıyor. Romanın ilk sayfalarında idealleri olan genç bir kız olarak tanıştığımız Piraye, sayfalar ilerledikçe ilişkilerin farklı boyutlarını yaşayacak, aşk duygusunun karşılığını kendi hayatına yerleştirmeye çalışacaktır.

"Piraye" romanını bir ’dram’ haline getiren ise genç kızın evlilik ve evlilik sonrası
yaşantısı olacaktır Piraye, üniversite öğreniminin hemen ardından Diyarbakır’a gelin gidecektir.

"Piraye"yi yakın çevrenizde aramayın sakın," diyor Canan Tan. "Hem onun, hem de romandaki diğer karakterlerin hayal ürünü olduklarını belirtmeme, bilmem gerek var mı? Ama uzak şehirdeki şarkının nihavent olduğunu söyleyen Nazım Hikmet ve
"Gözlerin hani?" diye soran Ahmed Arif gerçek."

Roman, yazarın kendi hayatından da belli belirsiz izler taşıyor okuruna.

15 Ocak 2013 Salı

Güneşi İçenlerin Türküsü (Nazım Hikmet)

Güneşi İçenlerin Türküsü

Bu bir türkü:-
toprak çanaklarda
güneşi içenlerin türküsü!
Bu bir örgü:-
alev bir saç örgüsü!
kıvranıyor;
kanlı; kızıl bir meş'ale gibi yanıyor
esmer alınlarında
bakır ayakları çıplak kahramanların!
Ben de gördüm o kahramanları,
ben de sardım o örgüyü,
ben de onlarla
güneşe giden
köprüden
geçtim!
Ben de içtim toprak çanaklarda güneşi.
Ben de söyledim o türküyü!

Yüreğimiz topraktan aldı hızını;
altın yeleli aslanların ağzını
yırtarak
gerindik!
Sıçradık;
şimşekli rüzgâra bindik!.
Kayalardan
kayalarla kopan kartallar
çırpıyor ışıkta yaldızlanan kanatlarını.
Alev bilekli süvariler kamçılıyor
şaha kalkan atlarını!

Akın var
güneşe akın!
Güneşi zaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!

Düşmesin bizimle yola:
evinde ağlayanların
göz yaşlarını
boynunda ağır bir
zincir
gibi taşıyanlar!
Bıraksın peşimizi
kendi yüreğinin kabuğunda yaşayanlar!

İşte:
şu güneşten
düşen
ateşte
milyonlarla kırmızı yürek yanıyor!

Sen de çıkar
göğsünün kafesinden yüreğini;
şu güneşten
düşen
ateşe fırlat;
yüreğini yüreklerimizin yanına at!

Akın var
güneşe akın!
Güneşi zaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!

Biz topraktan, ateşten, sudan, demirden doğduk!
Güneşi emziriyor çocuklarımıza karımız,
toprak kokuyor bakır sakallarımız!
Neş'emiz sıcak!
kan kadar sıcak,
delikanlıların rüyalarında yanan
" o an"
kadar sıcak!
Merdivenlerimizin çengelini yıldızlara asarak,
ölülerimizin başlarına basarak
yükseliyoruz
güneşe doğru!

Ölenler
döğüşerek öldüler;
güneşe gömüldüler.
Vaktimiz yok onların matemini tutmaya!

Akın var
güneşe akın!
Güneşi zaaaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!

Üzümleri kan damlalı kırmızı bağlar tütüyor!
Kalın tuğla bacalar
kıvranarak
ötüyor!
Haykırdı en önde giden,
emreden!
Bu ses!
Bu sesin kuvveti,
bu kuvvet
yaralı aç kurtların gözlerine perde
vuran,
onları oldukları yerde
durduran
kuvvet!
Emret ki ölelim
emret!
Güneşi içiyoruz sesinde!
Coşuyoruz,
coşuyor!..
Yangınlı ufukların dumanlı perdesinde
mızrakları göğü yırtan atlılar koşuyor!

Akın var
güneşe akın!
Güneşi zaaaaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!


Toprak bakır
gök bakır.
Haykır güneşi içenlerin türküsünü,
Hay-kır
Haykıralım!

                                       NAZIM HİKMET

13 Ocak 2013 Pazar

Beyazıt Meydanındaki Ölü (Nazım Hikmet)

Bir ölü yatıyor
on dokuz yaşında bir delikanlı
gündüzleri güneşte
geceleri yıldızların altında
İstanbul`da, Beyazıt Meydanı`nda.
Bir ölü yatıyor
ders kitabı bir elinde
bir elinde başlamadan biten rüyası
bin dokuz yüz altmış yılı Nisanında
İstanbul`da, Beyazıt Meydanı`nda.
Bir ölü yatıyor
vurdular
kurşun yarası
kızıl karanfil gibi açmış alnında
İstanbul`da, Beyazıt Meydanı`nda.
Bir ölü yatacak
toprağa şıp şıp damlayacak kanı
silâhlı milletimin hürriyet türküleriyle gelip
zaptedene kadar
büyük meydanı.
Mayıs 1960

NAZIM HİKMET 


19 Kasım 2012 Pazartesi

Nazım Hikmet Ran



Nazım Hikmet

Türk Şair ve Oyun Yazarı
Mahlas"Güzel Yüzlü Şair" veya "Mavi Gözlü Dev
DoğumNazım Hikmet
15 Ocak 1902
 Selanik, Osmanlı İmparatorluğu
Ölüm3 Haziran 1963 (61 yaşında)
 Moskova, SSCB
VatandaşlıkTürk (2009'da Türk vatandaşlığı geri verildi.)
MilliyetTürk
Nâzım Hikmet Ran (d. 15 Kasım 1901, nüfusta kaydı 15 Ocak 1902 Selanik - ö. 3 Haziran 1963, Moskova) Türk şair ve oyun ve senaryo yazarı ve yönetmen. Lakabı "Mavi Gözlü Dev" veya "Güzel Yüzlü Şair"dir. Yasaklı olduğu yıllarda Orhan Selim, Ahmet Oğuz, Mümtaz Osman ve Ercüment Er adlarını da kullandığı olmuştur. Hatta İt Ürür Kervan Yürür kitabı Orhan Selim imzasıyla çıkmıştır.[3] Türkiye'de serbest nazımın ilk uygulayıcısı ve çağdaş Türk şiirinin önemli isimlerindendir. Uluslararası bir üne ulaşmış ve adı 20. yüzyıl'ın ilk yarısında yaşamış olan dünyanın en büyük şairleri arasında anılmıştır. Eserleri birçok dile çevrilmiştir. Mezarı halen Moskova'da bulunmaktadır. Türkiye Komünist Partisi (TKP) üyesi olup ayrı ayrı toplam 11 davadan yargılanmıştır.
Eserleri birçok ödül almıştır. Türkiye'deki yaşamının çoğunu hapiste geçirmiş daha sonra Moskova'ya gitmiştir. 1951 yılında Türk vatandaşlığından çıkarılmış, 2009 yılında geri alınmıştır.
Nazım Hikmet,1938'de cezaevine girmiş ve şiirleri yasaklanmıştır. Türkiye'de ancak ölümünden iki yıl sonra 1965'te şiirleriyle yeniden önem kazanmıştır.

İlk şiirlerini hece ölçüsü ile yazmaya başlamasına rağmen içerik bakımından diğer hececilerden uzaktı. Şiirsel gelişimi arttıkça hece ölçüsü ile yetinmemeye ve şiiri için yeni formlar aramaya başladı. Sovyetler Birliği'nde yaşadığı ilk yıllar olan 1922-1925 arası bu arayış doruğa çıktı. O dönemdeki birçok şairden farklıydı.
Hece ölçüsünden ayrılarak Türkçenin vokal özellikleri ile harmoni oluşturan serbest ölçüyü benimsedi. Mayakovski ve gelecekçilik taraftarı genç Sovyet şairlerinden esinlendi. Şiirlerinden birçoğu Fuat Saka, Volkan Konak, Grup Yorum, Ezginin Günlüğü ve Zülfü Livaneli gibi sanatçılar tarafından bestelendi. Ünol Büyükgönenç tarafından özgün bir şekilde yorumlanmış olan küçük bir kısmı ise 1979'da "Güzel Günler Göreceğiz" ismiyle kaset olarak çıktı. Birkaç şiiri ise Yunan besteci Manos Loïzos tarafından bestelendi. Ayrıca bazı şiirleri Yeni Türkü'nün eski üyesi Selim Atakan ve
Cem Karaca(Çok Yorgunum) tarafından bestelenmiştir. Ayrıca Fuat Saka'nın da biri Demir Gökgöl ile olmak üzere iki adet Nazım Hikmet şiirlerinin bestelendiği şarkıları ıçeren albümü vardır.









Selanik'te doğdu. Aslen 20 Kasım 1901 olan doğum tarihi ailesi tarafından sene kaybetmemesi için 15 Ocak 1902 olarak kaydettirildi
İlk şiiri ‘Feryad-ı Vatan’'ı 191
3'te yazdı. Aynı yıl Galatasaray Sultanisi'nde ortaokula başladı. 1917'de Heybeliada Bahriye Mektebi'ne girdi. Sonrasında Kurtuluş Savaşı dolayısıyla Anadolu'ya geçti; fakat sağlık sorunları yaşaması nedeniyle bahriyeden ayrılmak zorunda kaldı. Bu sırada Hamidye Kruvazörü'nde güverte subayıdır.
Bolu'ya öğretmen olarak atandı. Daha sonra Batum üzerinden Moskova'ya giderek Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi’nde siyasal bilimler ve iktisat okudu. 1921'de gittiği Moskova’da devrimin ilk yıllarına tanık oldu ve komünizm ile tanıştı. 1924'te Moskova’da yayınlanan ilk şiir kitabı ’28 Kanunisani’ sahnelendi. O yıl Türkiye’ye dönerek Aydınlık Dergisi’nde çalışmaya başladı, ne var ki dergide yayınlanan şiir ve yazılarından dolayı on beş yıl hapsi istenince tekrar Sovyetler Birliği’ne gitti. 1928’de af kanunundan yararlandı ve Türkiye'ye döndü. Bu defa Resimli Ay dergisinde çalışmaya başladı. 1938’de yirmi sekiz yıl hapis cezasına çarptırıldı. 12 sene süren tutukluluktan sonra askere alınacağı ve öldürüleceği endişesiyle 1950 yılında Stalin yönetimindeki Sovyetler Birliği'ne giden Nazım, 25 Temmuz 1951 tarihinde Bakanlar Kurulunca Türkiye vatandaşlığından çıkarılmasının ardından, büyük dedesi Mustafa Celaleddin Paşa (Konstantin Borzecki)'nın memleketi olan Polonya'nın vatandaşlığına geçerek Borzecki soyadını aldı. 3 Haziran 1963 tarihine gelindiğinde ise, Nazım Hikmet geçirdiği bir kalp krizi neticesinde hayata gözlerini yumdu. 5 Ocak 2009 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile Türkiye vatandaşlığı iade edildi.

1925 yılından başlamak üzere şiirleri ve yazıları yüzünden birçok kere yargılandı. 1938 yılında orduyu ayaklanmaya kışkırtmaya çalıştığı gerekçesiyle 28 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı. İstanbul, Ankara, Çankırı ve Bursa cezaevlerinde 12 yılı aşkın kaldı. Bursa cezaevinde kaldığı yılları anlatan Mavi Gözlü Dev adlı film 2007 yılında vizyona girmiştir. 1950 yılında bir af yasasıyla salıverildi. Ancak sürekli izlendiği ve çürüğe ayrıldığı halde 48 yaşında yeniden askerlik yapmaya çağrılması ve öldürüleceği yolundaki duyumlar üzerine yurtdışına kaçtı. [17 Haziran 1951] tarihinde Bakanlar Kurulu tarafından Türkiye vatandaşlığından çıkarılmasına karar verildi. Sovyetler Birliği'nde Moskova yakınlarındaki yazarlar köyünde ve daha sonra da, eşi Vera Tulyakova (Hikmet)ile Moskova'da yaşadı. Memleket dışında geçirdiği yıllarda Bulgaristan, Macaristan, Fransa, Küba, Mısır gibi dünya memleketlerini dolaştı, buralarda konferanslar düzenledi, savaş ve emperyalizm karşıtı eylemlere katıldı, radyo programları yaptı. Budapeşte Radyosu ve Bizim Radyo bunlardan bazılarıdır. Bu konuşmaların bir kısmı bugüne ulaşmıştır.
Davaları

  • 1925 Ankara İstiklal Mahkemesi Davası
  • 1927-1928 İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Davası
  • 1928 Rize Ağır Ceza Mahkemesi Davası
  • 1928 Ankara Ağır Ceza Mahkemesi Davası
  • 1931 İstanbul İkinci Asliye Ceza Mahkemesi Davası
  • 1933 İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Davası
  • 1933 İstanbul Üçüncü Asliye Ceza Mahkemesi Davası
  • 1933-1934 Bursa Ağır Ceza Mahkemesi Davası
  • 1936-1937 İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Davası
  • 1938 Harp Okulu Komutanlığı Askeri Mahkemesi Davası
  • 1938 Donanma Komutanlığı Askeri Mahkemesi Davası

Ölümü ve sonrası


3 Haziran 1963 sabahı saat 06:30'da gazetesini almak üzere 2. kattaki dairesinden apartman kapısına yürümüş ve tam gazetesine uzanırken geçirdiği kalp krizi sonucunda ölmüştür. Ölümü üzerine Sovyet Yazarlar Birliği salonunda yapılan törene yerli yabancı yüzlerce sanatçı iştirak etmiş ve tören siyah beyaz olarak kaydedilmiştir. Ünlü Novo-Deviçye Mezarlığı'nda (Новодевичье кладбище) gömülüdür. Mezar taşı siyah bir granitten olup meşhur şiirlerinden biri olan rüzgâra karşı yürüyen adam figürü taş üzerinde ebedileştirilmiştir.
Şair Nâzım Hikmet'in 2008 yılının ilk günlerinde, eşi Piraye'nin torunu Kerem Bengü tarafından, Piraye'nin evrakları arasında, “Dört Güvercin” adında bir şiiri ve 3 adet tamamlanmamış roman taslağı bulundu.

Yeniden Türk vatandaşlığına alınması [

2006 yılında Bakanlar Kurulunun Türk vatandaşlığından çıkarılmalar ile ilgili yeni bir düzenleme yapması durumu belirdi. Yıllardır tartışılmakta olan Nâzım Hikmet'in Türk vatandaşlığına yeniden kabul edilmesi yolu açılmış gibi gözükmesine rağmen Bakanlar Kurulu bu maddenin sadece yaşamakta olanlar için düzenlendiğini ve Nâzım Hikmet'i kapsamadığını öne sürerek bu öneriyi reddetti. Dönemin İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, İçişleri Komisyonu'nda "Tasarıda, şahsa bağlı hak olduğu için bizzat müracaat etmesi gerekir. Arkadaşlarım da olumlu şeyler belirttiler, komisyonda görüşülür, bir karar verilir" dedi
2009 yılının 5 Ocak Günü "Nâzım Hikmet Ran'ın Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkartılmasına ilişkin Bakanlar Kurulu kararının yürürlükte kaldırılmasına ilişkin önerge" Bakanlar Kurulu'nda imzaya açıldı.
Nâzım Hikmet Ran'a yeniden Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığının iade edilmesine ilişkin bir kararname hazırladıklarını ve bu teklifin imzaya açıldığını ifade eden Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek yaptığı açıklamada, 1951 yılında vatandaşlıktan çıkartılan Nâzım Hikmet Ran'ın yeniden Türk vatandaşı olmasına ilişkin önerinin Bakanlar Kurulu'nca oylanarak kabul edildiğini söyledi.
Bakanlar Kurulu'nun 05.01.2009 tarihinde aldığı bu karar, 10.01.2009 tarihinde Resmi Gazete'de yayınlandı ve Nâzım Hikmet Ran, 58 yıl sonra yeniden Türk vatandaşı oldu

ESERLERİ

Ölümünden önce yayımlananlar

  • Dağların Havası (Osmanlıca, 1925)
  • Güneşi İçenlerin Türküsü (1928)
  • 835 Satır (1929)
  • Jokond ile Si-Ya-U (1929)
  • Varan 3 (1930)
  • 1 + 1 = 1 (1930)
  • Sesini Kaybeden Şehir (1931)
  • Gece Gelen Telgraf (1932)
  • Benerci Kendini Niçin Öldürdü? (1932)
  • Bir Ölü Evi yahut Merhumun Hanesi (1932)
  • Kafatası (1932)
  • Orman Cücelerinin Sergüzeşti (1932)
  • Unutulan Adam (1934)
  • Portreler (1935)
  • Taranta Babu'ya Mektuplar (1935)
  • Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin Destanı (1936)
  • İt Ürür Kervan Yürür (1936, Orhan Selim adıyla)
  • Milli Gurur (1936)
  • Sovyet Demokrasisi (1936)
  • Alman Faşizmi ve Irkçılığı (1936)
  • Kurtuluş Savaşı Destanı (1937)
  • Yeşil Elmalar (1938)
  • La Fontaine'den Masallar (1949)

Ölümünden sonra yayınlananlar

  • Saat 21-22 Şiirleri (1965)
  • Enayi (1965)
  • Ferhad ile Şirin (1965)
  • İnek (1965)
  • İstasyon (1965)
  • Kan Konuşmaz (1965)
  • Şu 1941 Yılında (1965)
  • Yolcu (1965)
  • Yaşamak Hakkı (1966)
  • Dört Hapishaneden (1966)
  • Bu Bir Rüyadır (1966)
  • Ocak Başında (1966)
  • Rubailer (1966)
  • Sabahat (1966)
  • Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim (1966)
  • Memleketimden İnsan Manzaraları (1966-1967)
  • Allah Rahatlık Versin (1967)
  • Evler Yıkılınca (1967)
  • İnsanlık Ölmedi ya (1967)
  • Yusuf ile Menofis (1967)
  • Cezaevinden Memet Fuat'a Mektuplar (1967)
  • Kemal Tahir'e Mapushaneden Mektuplar (1968)
  • Kuvâyi Milliye (1968)
  • Sevdalı Bulut (1968)
  • Yeni Şiirler 1951-1959 (1969)
  • Son Şiirleri 1959-1961 (1969)
  • Bursa Cezaevinden Vâ'Nû'lara Mektuplar (1970)
  • İlk Şiirleri 1913-1927 (1971)
  • Demokles'in Kılıcı (1974)
  • Faşizm Sınıflar ve Emperyalizm (1975)
  • Nazım ile Piraye (1975)
  • Aydınlıkçı Yazar Aydınlıkçı Şair (1976)
  • Yazılar (1976)
  • İvan İvanoviç Var mıydı Yok muydu? (1985)
  • Çeviri Hikâyeler (1987)
  • Her Şeye Rağmen (1990)
  • Kadınların İsyanı (1990)
  • Kör Padişah (1990)
  • Tartüf-59 (1990)
  • Yalancı Tanık (1990)
  • Hikâyeler (1991)
  • Konuşmalar (1991)
  • Masallar (1991)
  • Sanat, Edebiyat, Kültür, Dil (1991)
  • Yatar Bursa Kalesinde (1991)
  • Yazılar 1924-1934 (1991)
  • Yazılar 1935 (1991)
  • Yazılar 1936 (1991)
  • Yazılar 1937-1962 (1991)
  • Piraye'ye Mektuplar 1 (1998)
  • Piraye'ye Mektuplar 2 (1998)
  • Sanat ve Edebiyat Üstüne (1998)
  • Nâzım Hikmet Şarkıları (2001)
  • Bizim Radyoda Nâzım Hikmet (2002)
  • Bütün Şiirleri (2007)
  • Henüz Vakit Varken Gülüm (seçme şiirler, 2008)
  • Öteki Defterler (2008)
  • Çankırıdan Piraye'ye Mektuplar (2010)
  • Büyük İnsanlık (kendi sesinden şiirler, 2011)
Senaryo: Mümtaz Osman adıyla:

  • Karım Beni Aldatırsa,
  • Fena Yol,
  • Söz Bir Allah Bir,
  • Cici Berber,
  • Milyon Avcıları,
  • Aysel Bataklı Damın Kızı,
  • Leblebici Horhor Ağa,
  • Kıskanç.
Ercüment Er adıyla:
  • Kızılırmak Karakoyun.
Yönetmen:
  • Düğün Gecesi-Kanlı Nigar (kısa film),
  • İstanbul Senfonisi (kısa film),
  • Bursa Senfonisi (kısa film),
  • Cici Berber (Muhsin Ertuğrul ile),
  • Güneşe Doğru (1937).

 

22 Ekim 2012 Pazartesi

KARLI KAYIN ORMANINDA(NAZIM HİKMET)

    Karlı kayın ormanında
  yürüyorum geceleyin.
    Efkârlıyım, efkârlıyım,
elini ver, nerde elin?

Ayışığı renginde kar,
 keçe çizmelerim ağır.
İçimde çalınan ıslık
beni nereye çağırır?

        Memleket mi, yıldızlar mı,
    gençliğim mi daha uzak?
Kayınların arasında
bir pencere, sarı sıcak.

Ben ordan geçerken biri:
'Amca, dese, gir içeri.'
Girip yerden selâmlasam
hane içindekileri.

Eski takvim hesabıyle
bu sabah başadı bahar.
Geri geldi Memed'ime
yolladığım oyuncaklar.

Kurulmamış zembereği
küskün duruyor kamyonet,
yüzdüremedi leğende
beyaz kotrasını Memet.

Kar tertemiz, kar kabarık,
yürüyorum yumuşacık.
Dün gece on bir buçukta
ölmüş Berut, tanışırdık.

Bende boz bir halısı var
bir de kitabı, imzalı.
Elden ele geçer kitap,
daha yüz yıl yaşar halı.

Yedi tepeli şehrimde
bıraktım gonca gülümü.
Ne ölümden korkmak ayıp,
ne de düşünmek ölümü.

En acayip gücümüzdür,
kahramanlıktır yaşamak:
Öleceğimizi bilip,
öleceğimizi mutlak.

Memleket mi, daha uzak,
gençliğim mi, yıldızlar mı?
Bayramoğlu, Bayramoğlu,
ölümden öte köy var mı?

Geceleyin, karlı kayın
ormanında yürüyorum.
Karanlıkta etrafımı
gündüz gibi görüyorum.

Şimdi şurdan saptım mıydı,
şose, tirenyolu, ova.
Yirmi beş kilometreden