SONG WRITER-NOVELIST-POET etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
SONG WRITER-NOVELIST-POET etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Mart 2019 Çarşamba

HALİT ZİYA UŞAKLIGİL

Halid Ziya Uşaklıgil (1866 – 27 Mart 1945),

Yaşamı

İstanbul’un Eyüpsultan semtinde doğdu. Uşşâkizâdeler diye anılan ve bir kolu İzmir’e yerleşerek halı ticaretiyle uğraşan Uşaklı Helvacızâdeler ailesine mensuptur. Babası halı tüccarı Halil Efendi, Uşak’tan İzmir’e göçmüş varlıklı bir ailedendi. Halid Ziya, o sırada İstanbul’a yerleşmiş olan Halil Efendi ile Behiye Hanım’ın üçüncü çocuğu olarak Dünya’ya geldi.
Mahalle mektebindeki ilk eğitiminin ardından Fatih Askeri Rüştiyesi’ne devam etti. 93 Harbi’nin başlaması ile Halil Efendi’nin işleri bozulunca[2] aile, İzmir’e yerleşti ve Halit Ziya öğrenimini İzmir Rüştiyesi’nde sürdürdü. Ardından İzmir’de Ermeni Katolik rahiplerinin çocukları için kurulmuş yatılı bir okula devam ederek Fransızcasını geliştirdi; Fransız edebiyatını yakından tanıdı.
Fransızca çeviri denemeleri yaptıktan sonra henüz öğrenci iken ilk yazılarını yayımlamaya başladı. Önce İzmir çevresinde kendini tanıttı. Bâzı edebî yazılarını İstanbul’da Hazine-i Evrak adlı önemli bir dergide “Mehmet Halid” adıyla yayımladı. İlk yazısı Hazîne-i Evrak’ta çıkan “Deniz Danası”dır. İlk edebî yazısı (mensur şiir) “Aşkımın Mezarı” ise Tercüman-ı Hakikat’te yayımlandı (23 Nisan 1883). 1884’te Envâr-ı Zekâ’ya tercümeler yaptı. Tevfik Nevzat ve Bıçakçızâde Hakkı’yla birlikte “Nevruz” dergisini çıkarmaya başladı (13 Mart - 27 Ağustos 1884 arasında on sayı). Burada Alfred de Musset, Victor Hugo gibi Fransız romantiklerinden nesir halinde şiir tercümeleri, Louis Figuier’den popüler fenle ilgili yazılar ve derginin ilavesi olarak George Ohnet’nin “Demirhane Müdürü” adlı romanını yayımladı.
İstanbul’a giderek hariciyeci olmak için başvurdu; başvurusu kabul edilmeyince İzmir’e döndü. İstanbul’da bulunduğu süre içinde Fransız edebiyat tarihi ile ilgili olarak uzun süredir yazmak istediği kitabı yazdı. Garbdan Şarka Seyyale-i Edebiye: Fransa Edebiyatının Numune ve Tarihi adlı kitabı 1885’te 84 sayfa olarak basıldı. Bu eser, onun basılan ilk kitabıdır ve Türkçede basılmış ilk Fransız edebiyatı tarihi olma özelliği taşır[2]. İzmir’e döndükten sonra İzmir Rüştiyesi’nde Fransızca öğretmenliği yaptı, öğretmenliğe devam ederken Osmanlı Bankası’nda çalışmaya başladı. İzmir İdadisi’nin açılmasından sonra öğretmenliğe bu okulda devam etti; Fransızcanın yanı sıra Türk Edebiyatı dersleri verdi.

Hizmet Gazetesi

1886’da idadide birlikte çalıştığı arkadaşı Tevfik Nevzat ile birlikte “Hizmet” adlı bir gazete çıkararak yapıtlarını burada yayımladı. Hizmet, vali Halil Rıfat Paşa[2] ve hukuk dairesi reisi himayesinde yayımlanmış ve şehrin kültür sanat hayatına canlılık getirmiş, Halit Ziya’ya ise geniş bir yazı alanı açmıştı. İlk eserlerinden “Nemide” (1889), “Bir Ölünün Defteri” (1889), “Ferdi ve Şürekâsı” (1894) Hizmet’te tefrika edilmiş duygusal, kısa romanlardır. 1885’te dizi olarak yayımlamaya başladığı “Sefile” adlı ilk romanı ise ahlaka aykırı olduğu gerekçesi ile yasaklandığı için yarım kaldı ve kitap haline gelmedi. Bu romanda masum bir genç kızın aldatılışını ve çektiği acıları anlatmaktaydı.
Halit Ziya’nın romanları kadar mensur şiirleri de ilgi uyandırmış ve moda olmuştu. Mensur şiirler, Muallim Naci gibi divan şiiri taraftarlarından olumsuz eleştiriler alsa da, Recaizade Mahmut Ekrem, Hizmet’e gönderdiği tebrik yazısı ile yetenekli bulduğu Halit Ziya’ya destek vermişti.
Yazar, dünya edebiyatı hakkında, tiyatro tarihi hakkında yazı dizileri hazırlamış; romantizmin temsilcisi Ahmet Mithat Efendi’yi eleştirdiği ve realizmi savunduğu bir eleştiri dizisi yayımlamıştır.
Halit Ziya, 1888’de annesi Bediye Hanım’ı kaybetti. 1889’da amcası ile iki aylık seyahate çıkarak Uluslararası Paris Sergisi’ni gördü. Gezi izlenimlerini Hizmet ve Tarîk’e gönderdiği mektuplarda anlattı.[3] Aynı yılın sonunda Meclis-i Ayan Reisi Emin Ali Efendi’nin kızı Fatma Memnune Hanım’la evlendi. Halit Ziya’nın bu evlilikten 6 çocuğu dünyaya gelmiştir: Vedide, Bihin, Sadun, Güzin, Vedad ve Bülend. İlk çocuğu Vedide’yi geçirdiği bir hastalık sonucu kaybetti. Aynı şekilde Sadun ve Güzin’i de küçük yaşta kaybedecek, oğlu Vedat ise 33 yaşında trajik bir intiharla hayatına son verecektir. Halit Ziya, Sadun için Kırık Oyuncak, Güzin için Kırık Hayatlar ve Vedad için "Bir Acı Hikâye” adlı kitapları yazmıştır.

Servet-i Fünûn

Bankadaki işinden ayrılıp İzmir’de vali kâtipliğine başlayan Halid Ziya, bu görevde uzun süre kalmadı. 1893’te, İstanbul’da Reji Genel Müdürlüğü’nden gelen başkâtiplik teklifi üzerine İstanbul’a gitti. Bu görevi on altı yıl sürdürdü. Bu işinde, vaktinin çoğunu okuma ve yazmaya ayırma fırsatı buldu. Reji’deki çalışma günlerinde Recaizade Mahmut Ekrem aracılığıyla Edebiyat-ı Cedide adlı edebiyat topluluğuna katıldı. Bu topluluğun en önemli isimlerinden birisi oldu. 1901’de kapatılıncaya kadar topluluğun çıkardığı Servet-i Fünûn Dergisi’nde yazılar, hikâyeler, romanlar yayımladı. Kendisini Türk edebiyat tarihine mal eden büyük romanlarını bu topluluk içinde verdi.
Servet-i Fünun’da 1897’de tefrika ettiği Mai ve Siyah onu Edebiyât-ı Cedîde’nin tartışmasız en önemli romancı ve hikâyecisi yaptı[3] Romanda acıklı aşk serüveni konusunu geri plana alıp dönemin basın dünyasını, Edebiyat-ı Cedide kuşağının bu dünyaya bakış açısını yansıttı. Bu roman, topluluğun beyannamesi vazifesini gördü[2].
İlk büyük Türk romanı kabul edilen Aşk-ı Memnû’yu 1898-1900 yılları arasında yazdı. Bu eserde zengin bir adamın genç ve güzel karısının yasak bir aşka sürüklenişini gerçekçi bir biçimde, olayın psikolojik nedenleri üzerinde durarak anlattı. Dönemin İstanbul alt kültürleriyle son derece içli dışlı olması, yazarın bu eserini yazmak amacıyla gerekli malzemeyi toplamak için gösterdiği çabanın ürünüdür. Özellikle de o dönem Boğaziçi’nde yalı sakini aileler arasındaki esrar kullanma geleneği, yazarın ciddi psikolojik açılımlar yaşamasına sebep olarak eserin gelişimine ciddi etki etmiştir. Eseri, 1909’da Sabah gazetesinde tefrika edildi.
Yazar, Mai ve Siyah’ ın gördüğü rağbet üzerine başka dergi ve gazete sahiplerinin kendisinden yazı istemesi üzerine tiraji yüksek İkdam ve Sabah gazetelerinde de yazılar yayımlamıştır. Ancak Servet-i Fünun’da yazan İsmail Safa’nın sürgüne gönderilmesi üzerine roman tefrika etmek dışında hiç yazı yayımlamadı.
Halid Ziya, 1901’de Kırık Hayatlar adlı romanı tefrika edilmekte iken Hüseyin Cahit’in "Edebiyat ve Hukuk" adlı yazısı üzerine Servet-i Fünûn kapatıldı ve topluluk dağıldı.

Ayastefanos’a yerleşm

Halid Ziya, Servet-i Fünûn kapatılıp topluluk dağılınca edebiyat hayatından uzun süre uzak kaldı. Rumların ve Ermenilerin yaşadığı bir balıkçı köyü olan Ayastefanos (bugünkü Yeşilköy semti)’a bir köşk yaptırdı ve Tevfik Fikret’in Aşiyan’a yerleştiği 1905 yılında Halid Ziya da kendi köşküne yerleşti. Bâzı eserlerinin kitap halinde yayımını gerçekleştirdi. Reji’deki işleri dışında vaktini dostlarıyla sohbet ve okumayla geçirdi.

II. Meşrutiyet

Halid Ziya Uşaklıgil
Halid Ziya, Meşrutiyetin ilanı ile fikir ve sanat hayatının canlanması üzerine yeniden yazmaya başladı. Birçok gazete ve dergiye yazılar gönderdi. II. Abdülhamit döneminin “istibdat yılları” olarak anılan son yıllarını ve yurdu değiştirmek isteyenlerin mücadelesini konu alan “Nesl-i Ahir” adlı romanı kaleme aldı. Sabah gazetesinde tefrika edildikten sonra eseri kitaplaştırmadı. Bu arada Darülfünun’da Batı edebiyatı tarihi ve estetik dersleri verdi.
Sultan Reşat’ın Osmanlı tahtına çıkmasından sonra İttihat ve Terakki hükümeti tarafından mabeyn başkatibi olarak sarayda görevlendirildi. Saraydaki görevi sırasında yazmayı uygun görmediği için yazılarına ara verdi. Görevi gereği padişahla gezilere çıktı. 1911’de Âyân Meclisi üyesi oldu.
1912’de saraydaki görevi sona erdi. Darülfünun’da ders vermeye geri döndü.
1914’te Tedavi amaçlı bir Avrupa seyahatine çıktı. Saray ve Ötesi (1940-1942) ile Bir Acı Hikâye adlı hâtıratında Almanya ile ilgili geniş bilgi verdi; seyahat notlarını “Almanya Mektupları” başlıkları altında Tanin gazetesinde yayımladı.
Sait Halim Paşa’nın Almanya’ya inceleme gezisine gönderdiği şair ve yazarlar arasında Almanya’ya gitti, çeşitli kültürel faaliyetlere katıldı. Darülbedayi’de edebî kurul üyeliğinde bulundu. İttihat ve Terakki’nin iktidardan düşmesinden sonra Reji idaresinde yönetim kurulu başkanı oldu. 1918’de oğlu Halil Vedat ve yeğenleriyle çıktığı Avrupa gezisinden 14 ay sonra döndü.

Cumhuriyet dönemi

Milli mücadele döneminde genellikle Ahmet Cevdet’in İkdam Gazetesi’ne yazılar gönderdi. Çoğunlukla dil ve edebiyatla ilgili yazılar yazdı.
Cumhuriyet döneminde kendisini tamamen edebiyata verdi. Cumhuriyetin ilk yıllarında devletin şekillenmesini uzaktan izledi ve fazla eser vermedi.
1930’larda yazı hayatına büyük bir canlılıkla döndü. Cumhuriyet ve Son Posta gazetelerinde yazıları yayımlandı. Özellikle hatıra tarzında yazılarıyla edebiyat dünyasında aktüel bir isim haline geldi.
Dil devrimi’ne gönülden inanan yazarın I. Türk Dili Kurultayı’nda (26 Eylül 1932) sunduğu, Türkçe’nin geçirdiği evreleri ve dil sevgisini sanatkârane bir üslûpla dile getiren bildiri çok ses getirdi.[3] Bâzı eserlerini sadeleştirdi ve Latin harfleriyle yeniden yayımladı.
1937’de Tiran elçiliğinde görevli oğlu Halil Vedat’ın 33 yaşında intihar etmesi üzerine büyük bir yasa girdi. Acısını, yazmakla hafifletmeyi seçti. Her türlü tedaviyi reddettiği uzun bir hastalığın ardından 27 Mart 1945’te hayatını kaybetti. Bakırköy mezarlığında oğlu Halil Vedat’ın yanına gömüldü.

Edebî Kişiliği

Altmış yıllık yazı hayatında şiir dışında pek çok eser kaleme alan Halid Ziya modern Türk edebiyatına romanları ve hikâyeleriyle damgasını vurmuş bir yazardır. Türk romanının büyük ustası olarak kabul edilir.
Edebiyata Fransızcadan ve İngilizceden bâzı küçük hikâyeler çevirmekle girmişti. Çeşitli konularda yazı ve makalelerin ardından nesir niteliğinde şiirler yazmış, bu ürünlerine “mensur şiirler” adını vermişti. Bu hazırlıklardan sonra ilk roman denemelerini yaptı.
1886-1908 yılları arasında sekiz roman kaleme alan yazar, bu türdeki ilk eserlerini Fransız realistleri ve natüralistlerinden etkilenerek yazdı. Acemilik dönemi ürünü olan ilk romanlarından sonra Ferdi ve Şürekâsı ile olgunluk dönemine girdi ve ardından Servet-i Fünun’un edebî beyannâmesi olan Mâi ve Siyah’ı kaleme aldı.[3] Romanlarında olaya dayanan anlatım yerine kahramanların iç dünyasını sanatkârane üslûpla tahlile dayanan yeni bir anlayış benimsenmiştir.[3] Eserlerinde toplumsal mesaj verme endişesi taşımaz. Romanı, insanın iç dünyasına ait bir tür olarak görmüştür.[4]
Hikâye türünün de Türk edebiyatındaki ilk gerçek temsilcisi olarak kabul edilir.[5] Hikâyeleri, romanlarına oranla daha doğal ve yerlidir.
Roman ve hikâyeleri dışındaki en önemli eserleri anılarıdır. Türk edebiyatında anı türünde en çok eser vermiş yazarlardandır[5]

Eserleri

Romanları: Nemide, Bir Ölünün Defteri, Ferdi ve Şürekası, Sefile, Mai ve Siyah, Aşk-ı Memnû, Kırık Hayatlar, Nesl -i Ahir, Kezban-ı Kopya
Hikâyeleri: Bir İzdivacın Tarih-i Muaşakası, Bir Muhtıranın Son Yaprakları, Nakıl, Bu Muydu, Heyhat, Küçük Fıkralar, Bir Yazın Tarihi, Solgun Demet, Bir Şi’r-i Hayal, Sepette Bulunmuş, Bir Hikâye-i Sevda, Hepsinden Acı, Onu Beklerken, Aşka Dairdi, İhtiyar Dost, Kadın Pençesi, İzmir Hikâyesi, Kar Yağarken
Büyük hikâyeler: Heyhat; Bu muydu?
Oyunları: Firuzan, Kâbus, Fare
Hatıraları: Kırk Yıl, Bir Acı Hikâye, Saray ve Ötesi
Gezi Yazıları: Almanya Mektupları, Alman Hayatı
Denemesi: Sanata Dair
Mensur Şiir: Mezardan Sesler, Mensur Şiirler
Ansiklopedik kitapçıklar:
Hamil, Va’z-ı Hamil; Mebhas-ül Kıhf; İlm-i Simya; Bukalemun-ı Kimya.
Sohbetler, makaleler: Kenarda Kalmış; Sanata Dair.

Kaynakça

  1. ^ Hüseyin Yaşar, Nesl-i Âhir’de Bir Meşrutiyet Aydını: Süleyman Nüzhet, Türklük Bilimi Araştırmaları Dergisi, Sayı 33
  2. ^ a b c d Sevda Altunbaş, Halit Ziya Uşaklıgil’in Romanlarında Kadın ve Kadın Eğitimi, Dokuz Eylül Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Ortaöğretim Sosyal Alanlar Eğitimi Ana Bilim Dalı Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Programı Yüksek Lisans Tezi, İzmir 2007
  3. ^ a b c d e Zeynep Kerman Uşaklıgil, Halit Ziya, Türk Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, Cilt 42, Yıl 2012
  4. ^ Zeynep Uysal’la Halit Ziya Edebiyatı Üzerine 2, Besharfliler.com sitesi, 28.10.2015
  5. ^ a b Halit Ziya Uşaklıgil, Hayatı, Edebî Kişiliği, Edebiyatekibi.com sitesi, Erişim tarihi:30.10.20152’

Ayrıca bakınız

Dış bağlantılar

Paperback-stack.png edebiyat portali

26 Nisan 2017 Çarşamba

Ralph Waldo Emerson

Ralph Waldo Emerson (25 Mayıs 1803 - 27 Nisan 1882) Amerikan düşünür, yazar. Amerikan transandantalizminin en önemli temsilcidir.
1803 yılında Boston'da doğdu. Babası ve dedesi Protestan papazıydı. 1826 yılında Harvard Üniversitesinden mezun oldu. Emerson da babası gibi papaz oldu ve 1829'da bir Üniteryen kilisesinin rahipliğini üstlendi, aynı yıl Ellen Louisa Tucker ile evlendi. Eşi 1831'de öldü. 1832'da ruhsal bir bunalımdan dolayı rahipliği bıraktı. Bu kararında karısının ve erkek kardeşlerinin ölümünün payı büyüktü. Biçimsel dinin geçerliliğini yitirdiği kanısına varan Emerson 1832-33 yıllarında ilk İngiltere yolculuğuna çıktı. Wordsworth, Landor, Coleridge, John Stuart Mill ve Carlyle'ı tanıdı. Sonradan kendisini onların izleyicisi olarak görecekti.
Boston'a döndüğünde kendini gezilere ve konferanslara veren Emerson böylece ülkenin tümünü yakından tanıma olanağı buldu. 1835'de Concord Massachusetts'de bir ev aldı ve ikinci eşi Lydia Jackson ile evlendi. Concord'da Nathaniel Hawthorne ve Henry David Thoreau ile dost oldu. Eskiden verdiği vaazların yerini konferansları aldı. Zamanla ünü ABD'yi aştı, Avrupa'ya kadar yayıldı. Nietzsche, "kendimi Emerson'a o denli yakın buluyorum ki onu övmekten çekiniyorum, çünkü kendimi övmüş gibi olmaktan korkuyorum" diyordu. Birkaç yolculuk sayılmazsa hep Massachusetts Concord kasabasında yaşayan Emerson 27 Nisan 1882'de öldü.

Eserleri

  • Doğa (1836)
  • "The American Scholar" (1837)
  • Denemeler I (1841);
  • "The Transcendentalist" (1841)
  • Denemeler II (1844)
  • Representative Men 1850; Platon, Swedenborg, Montaigne, Shakespeare, Napoleon, ve Goethe üzerine
  • English Traits (1856)
  • The Conduct of Life (1860)
  • "Thoreau" 1862; Henry David Thoreau için
  • Society and Solitude (1870)
  • İngilizce olarak eserleri:

20 Mart 2017 Pazartesi

Kerime Nadir

Kerime Nadir Azrak (5 Şubat 1917 - 20 Mart 1984), Türk yazar.
İstanbul'da doğan Kerime Nadir, Saint Joseph Fransız Kız Lisesi'ni bitirdi. Şiir yazmaya başlamasının ardından ilk öyküleri Servet-i Fünun, Uyanış, Yarımay gibi dergilerde yayımlandı. Düz yazı türündeki çalışmaları Aydabir, Yedigün, Hayat dergilerinde çıktı[1]. 40'tan fazla roman yazan Nadir'in konuları, genellikle kırık aşklar üzerine oldu. Hıçkırık adlı romanında Mustafa Tosun'u ve eşi Üftade hanım'ın yaşamöykülerini konu edindiği sanılmaktadır.
30 civarında eseri senaryolaştırılarak sinema filmi çevrildi. "Yazarlığını topluma ve gerçeklere sırt çevirerek kendi dünyasında sürdürmekle" eleştirilmesinin yanı sıra; okuma sevgisi aşıladığı yönünde olumlu yorumlara da [2] hedef olan yazar; uzun yıllar Maçka Palas'ta kalmıştır. Bazı romanları yabancı dillere de çevrilen Nadir'in romanları 5 milyondan fazla satış yapmıştır.

Kaynakça

Dış bağlantılar

3 Mart 2017 Cuma

Ahmet Oktay

Ahmet Oktay, (d. 21 Ocak 1933, Ankara - ö. 3 Mart 2016, İstanbul) Türk şair, yazar, gazeteci.


Hayatı

Asıl adı Ahmet Oktay Börtecene olan ancak soyadını kullanmayan Ahmet Oktay, 1933 yılında Ankara'da doğdu. Yazmaya ortaokul sıralarında başladı. İlk şiiri, 1949-1950 yılları arasında Gerçek dergisinde yayımlandı. Öğrenimini lisede yarım bırakarak çalışmaya başladı.
Ahmet Oktay, 1950'li yıllarda Mavi Hareketi içinde yer aldı ve aynı adlı dergide yazıları ve şiirleriyle etkin bir rol oynadı. Dergide bir yazısında Orhan Veli hakkındaki görüşlerini Orhan Veli eksik öncü bir şairdi olarak nitelendirmiştir.1961 yılında Yeni İstanbul gazetesinin Ankara bürosunda "parlamento muhabiri" olarak profesyonel gazeteciliğe başladı. Çeşitli gazetelerde ve TRT Haber Merkezi’nde muhabirlik, haber müdürlüğü yaptıktan sonra 1982'de TRT’den emekli oldu. Bir süre daha Milliyet gazetesi’nde çalışmaya devam eden Ahmet Oktay, 1993 yılında görevinden ayrılarak kendini tümüyle yazmaya verdi.
Başlangıçta yazdığı şiirlerle Ahmed Arif şiirinden etkilendiği izlenimini verirken, 1960’lardan sonra toplumcu gerçekçi bir yaklaşımla İkinci Yeni’ye doğru yöneldi. Şiirlerinde destansı bir söyleyiş kullandı, zengin sözcük dağarcığı ile kendini hemen belli eden bir tarzla şiirler yazdı.
Şiir kitaplarından özellikle Yol Üstündeki Semender (1987) Behçet Necatigil Şiir Ödülü almasının da ötesinde içerdiği şiir isimleriyle de önem kazanmıştır. Her bir şiirinde intihar etmiş bir şairi şiire dönüştürmüş ve o şairin biçemiyle kendi biçeminin karışımı enfes bir biçem ortaya koymuştur. Türkiye'de birçok şiirsever bu şiir kitabı nedeniyle gizli kalmış Türk ve yabancı şairleri farklı yanlarıyla öğrenebilmiştir.
Oktay 3 Mart 2016 tarihinde hayatını kaybetti.[1]

Ödülleri

1965 Yeditepe Şiir Armağanı, Her Yüz Bir Öykü Yazar ile 1987 Necatigil Şiir Armağanı, Yol Üstündeki Semender ile 1991 Türkiye Yazarlar Birliği Yılın Şairi Ödülü, Ağıtlar ve Övgüler ile 2002 Akdeniz Altın Portakal Şiir Ödülü, Hayalete Övgü ile 2012 yılında Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Burhan Felek Hizmet Ödülü

Eserleri

Şiirleri

  • Gölgeleri Kullanmak (1963)
  • Her Yüz Bir Öykü Yazar (1964)
  • Dr. Kaligari'nin Dönüşü (1966)
  • Sürgün (1979), Sürdürülen Bir Şarkının Tarihi (1981)
  • Kara Bir Zamana Alınlık (1983)
  • Yol Üstündeki Semender (1987)
  • Ağıtlar ve Övgüler (1991)
  • Bir Sanrı İçin Gece Müziği (1993)
  • Toplu Şiirler (1995)
  • Gözüm Seğirdi Vakitten (1996)
  • Söz Acıda Sınandı (1996)
  • Az Kaldı Kışa (1996)
  • Hayalete Övgü (2001)

İnceleme/Araştırma

  • Bir Yazı'nın Arayışları (2001)
  • Yazın, İletişim, İdeoloji (1982)
  • Yazılanla Okunan (1983)
  • Toplumcu Gerçekçiliğin Kaynakları (1986)
  • Kültür ve İdeoloji (1987)
  • Toplumsal Değişme ve Basın (1987)
  • Karanfil ve Pranga (1990)
  • Raffaello'nun Direnişi (1990)
  • Zamanı Sorgulamak (1991)
  • Kabul ve Red (1992)
  • Şair ile Kurtarıcı (1992)
  • Sanat ve Siyaset (1993)
  • Cumhuriyet Dönemi Edebiyat-1923/1950 (1993)
  • Türkiye'de Popüler Kültür (1993)
  • Medya ve Hedonizm (1995)
  • Şiddet, Söz, Yaşam (1995)
  • İnsan, Yazar, Kitap (1995)
  • İsrafil'in Sûr'u (1997)
  • Şeytan, Melek, Soytarı (1998)
  • Siyasal İslama İtirazlar (2000)
  • Postmodernist Tahayyüle İtirazlar (2000)
  • Şairin Kanı (2001)
  • Romanımıza Ne Oldu? (2004)

Anı/Anlatı

  • Gizli Çekmece (1991)

Günlük

  • Gece Defteri (1998)

Oyun

  • Kurt Dişi (1971 ve 1973 yıllarında Devlet Tiyatroları'nda sahnelendi).

Kaynakça

  1. ^ "Ünlü şair Ahmet Oktay Börtecene vefat etti". hurriyet.com.tr. 03 Mart 2016. 17 Mart 2016 tarihinde kaynağından arşivlendi. http://archive.is/ZIrGU. Erişim tarihi: 19 Ocak 2017. 

Dış bağlantılar

22 Şubat 2017 Çarşamba

Oskar Kokoschka

By photo©ErlingMandelmann.ch, CC BY-SA 3.0, Link

Oskar Kokoschka (1 Mart 1886 - ö2 Şubat 1980), Avusturyalı ressam, şair ve oyun yazarı. Bir ressam olarak yapıtları ekspresyonizm ve modernizmin güzel örnekleridir. 1904'te Viyana'da sanat öğrenimi görmeye başladı. 1910-1911 yıllarında Berlin'de Der Sturm gazetesi için çizdi. 1914'te Avusturya ordusuna girdi. II. Dünya Savaşı'ndan sonra İsviçre'ye yerleşti ve Salzburg'taki School of Seeing'i yönetti.
 

Hayatı

Oskar Kokoschka, 1 Mart 1886'da Avusturya'nın Tuna üzerindeki Pöchkarn şehrinde dünyaya geldi. 1905'te Viyana Meslek ve Sanat Okulu'na yazıldı ve resim çalışmalarına başladı.[1] 1909 yılına kadar devam ettiği bu okulda resim yapmadığı zamanlar tiyatroyla da ilgilenerek 1908 yılında iki eser yazdı.
1910 yılında litografiyle resimlenmiş Düş Gören Çocuklar adlı uzun şiiri yayımlandı.
Hem resim hem de edebiyatla ilgileniyordu. Viyana sanat çevrelerinde ünü yayılarak güçlendi.
Mimar Adolf Loos, şair Karl Kraus, şair Peter Altenberg gibi arkadaşlarının teşvikiyle ilk resim sergisini 1910'da Berlin'de açtı.[1] Sanatkarların büyük övgüsüne karşı, izleyicilerin büyük yergisiyle karşılaştı. Durup dinlenmeden resim yapmaya devam etti. 25 tabloyla katıldığı Viyana'daki Hagenbund Sergisi büyük olaylara yol açtı. Avusturya-Macaristan veliahtı Arşidük François Ferdinand teşhir edilen tabloları görünce küplere bindi.
Savaşın patlamasıyla orduya katılarak bir süvari birliğiyle Rus Cephesi'nde savaştı.[2] 1915'te başı ve göğsünden ağır yaralandı. Viyana, Dresden ve Stockholm'de çeşitli hastanelerde tedavi gördü.[1] Bu arada imkân buldukça resim de yaptı. 1918'de Paul Westheim tarafından ilk biyografisi yayımlandı.[1]
1919'da Dresden Güzel Sanatlar Akademisi'nde öğretim üyesi oldu;[1] ancak 1924'te öğretmenliği bir yana bırakarak gezilere başladı.[2] Böylece en ünlü eserleri olan İtalya, Fransa, İngiltere ve Afrika manzaralarını yarattı.[3] 1931'de Viyana'ya döndü ise de burada uzun süre kalmayıp 1935'te Prag'a yerleşti.[1] Burada Olda Palkowska'yla tanışıp evlendi.[3]
Çekoslovakya'nın Almanlar tarafından işgal edilmesinden bir süre önce, karısıyla beraber Londra'ya kaçtı.[3] Bu sırada sanatçının Almanya'daki galeri ve müzede bulunan 417 tablosu Nazi rejimi tarafından dejenere edilmiş sanatı temsil ettiği iddiasıyla depolara kaldırıldı.[1]
İngiltere'de zor ve fakir bir hayat sürdü. Kendisini ressam olarak tanımıyorlardı. İngiltere'ye ait birkaç peysaj ile savaşın korkunçluğunu belgeleyen tablolar çizdi.[3]
1947'de gezilerine tekrar başladı. 1948 yılında savaş sonrasında Venedik'te açılan ilk sergiye katılarak ününe tekrar kavuştu. Artık yeniden bol bol resim yapıyor, bilhassa peysaj ve portreler çiziyordu.
1953'te Salzburg Yazlık Akademisi'nin resim kürsüsüne atandı[3] ve uzun yıllar bu görevde kaldı. Sonra Cenevre Gölü'nün üzerinde Villeneuve'de bir ev satın aldı ve buraya yerleşerek çalışmalarını sürdürdü.[4]
Oskar Kokoschka'nın eserlerinde daima insanlara ve hayata karşı duyulan büyük aşk konu edilir. Renkler en yumuşak ve silik tonlardan, haşin ve derin nüanslara geçen ışık yüzeyleri meydana getirir. Hatlar gergin, şekiller güçlüdür. Portrelerinde anlamlar boş, bakışlar donuktur. Kokoschka tümüyle kübist ressamlardan ayrıdır. Onlar eşyaları ayrıntılarına dek inceleme ve birleştirme düşüncelerini benimsemez, renklerin tek tona yönelmesini, mekanik unsurları, şekil aramalarını sevmez. Kendisi renk coşkusuna ve bu coşkuyla her türlü duygu ve tutkunun doruğuna ulaşabileceğine inanır. Resmin karşısında hiçbir zaman bir yazar veya bir düşünür değil sadece bir ressamdır. Heyecan, tutku, korku, ölüm gibi insan ruhunda kabaran duyguların dışa yansımasını resimle yapar. Tablolarında modellerin baş ve vücut kontürlerine prospekt ve profilden görünüşlerde yerleştirerek, çift boyutlu ve çoğul şekiller elde eder.
Ünlü manzaralarını ise daima yüksekten ve çoğunlukla geniş bir prospektüsle yapmış, 1930'dan bu yana resim sanatı, özünü yitirmeden daha insancıl ve yeni olma yolunu gütmüştür.

Kaynakça

  1. ^ a b c d e f g "Oskar Kokoschka". Solomon R. Guggenheim Foundation. 4 Kasım 2016 tarihinde kaynağından arşivlendi. http://web.archive.org/web/20161104024105/https://www.guggenheim.org/artwork/artist/oskar-kokoschka. Erişim tarihi: 2 Kasım 2016. 
  2. ^ a b Simkin, John. "Oskar Kokoschka". Spartacus Educational Publishers Ltd.. 4 Kasım 2016 tarihinde kaynağından arşivlendi. http://web.archive.org/web/20161104010713/http://spartacus-educational.com/ARTkokoschka.htm. Erişim tarihi: 2 Kasım 2016. 
  3. ^ a b c d e Goldscheider, Ludwig. "Oskar Kokoschka". Encyclopædia Britannica. 12 Ekim 2016 tarihinde kaynağından arşivlendi. http://web.archive.org/web/20161012162419/https://www.britannica.com/biography/Oskar-Kokoschka. Erişim tarihi: 2 Kasım 2016. 
  4. ^ Lucie-Smith, Edward (1999). Lives of the great 20th-century artists (2. bas.). New York, N.Y.: Thames & Hudson. ISBN 978-0500237397.

Charles Brockden Brown

Charles Brockden Brown (d. 17 Ocak 1771, Philadelphia - ö. 22 Şubat 1810), ABD'li romancı ve gazete yazarı.
Edebiyatla uğraşmak için avukatlığı bıraktı, Fransız devrimi'ne ve W. Godwin'in reformcu eserlerine büyük bir hayranlık duydu. Denemeler ve siyasi yazıların yanı sıra romanlar da yazdı. Kadın haklarını savunan The Dialogue of Alcuin (1797) adlı eserinden sonra, bir karından-konuşma hikâyesine dayanan Wieland or the Transformation (Wieland veya Değişim) (1798) ile başarıya ulaştı.
Bazı yönleriyle J. F. Cooper, E. Poe ve Hawthorne'un öncüsü sayılır. Davranışları ve sosyal kuramlarından ötürü "Amerikan Godwin'i" diye anılır.

Başlıca eserleri

  • Ormond or the Secret Witness (Ormond veya Gizli Tanık), (1799)
  • Arthur Mervyn, (1800-1801)
  • Edgar Huntly, (1800)
  • Clara Howard ve Jane Talbot, (1801)

Dış bağlantılar

10 Şubat 2017 Cuma

Aleksandr Sergeyeviç Puşkin

Aleksandr Sergeyeviç Puşkin (Rusça: Алекса́ндр Серге́евич Пу́шкин) (6 Haziran, 1799—10 Şubat, 1837), Rus şair ve yazar. Birçok kişi tarafından en büyük Rus şairi ve Rus edebiyatının kurucusu olarak kabul görmektedir.

 

Hayatı

Aleksandr Sergeyeviç Puşkin, 1799’da Moskova’da doğmuştur. Babası Sergey Lvoviç, soylu bir ailenin ilk çocuğudur. Annesi Nadejda Osipovna Hannibal’in dedesi Etiyopya'lı Hannibal’in Rus Çarı I. Petro’nun vaftiz çocuğudur. Puşkin soylu bir ailenin üyesidir. Annesi ve babası eğitimli insanlardır. Puşkin, ilk bilgilerini yabancı eğitmenlerden edinmiştir. Henüz sekiz yaşındayken Fransızca Rusça bilmektedir. On bir yaşına geldiğinde ise özgürlükçü ve alaycı yazarlarını beğendiği Fransız Edebiyatı’ndan etkilenerek Fransızca şiirler ve komediler yazmaya başlamıştır.
Döneminin tanınmış şair ve yazarları, Puşkin’in evine gelip gidenler arasındadır. Ancak hiçbiri onu kendisine Rus masallarını anlatan, eski Rus türkülerini söyleyen dadısı kadar etkilememiştir. Yaşlı dadısı Arina’nın anlattıkları, Puşkin’in çocukluk ruhunda önemli izler bıraktığı düşünülmektedir.

Şiire başlaması

Puşkin, on iki yaşına geldiğinde, Rus Çarı I. Aleksandr’ın Tsarskoye Selo’da (Çar’ın yazlık köyü) açtırdığı okula yazdırılmıştır ve buradaki altı öğrenim yılı boyunca tıpkı okulun diğer öğrencileri gibi, Petersburg’a gitme izni verilmeden dış dünyadan kopuk bir şekilde eğitim görmüştür.
Puşkin’in lise yıllarında yazdığı şiirlerinde gerçekçilik eğilimi açıkça göze çarpmaktadır. O dönem şiirinde kullanılmayan kaba ve gündelik sözcükleri kullandığı şiirleriyle Derjavin’in dikkatini çekmeyi başarmıştır.
Artık ünlü bir şair sayılmaya başlayan Puşkin, okul yıllarından sonra Petersburg’a gitmiştir. Yazdığı ve birçoğu yasaklanan özgürlükçü şiirleri ve taşlamaları bu sıralarda toplum arasında yayılmıştır. Rus edebiyatı tarihinde şiir, ilk kez olarak, herkes üzerinde hayranlık uyandırmıştır. Yeni doğan ve adeta üzerine titrenen bir çocuk gibi coşku ile büyümeye başlamıştır.
 
Rus Çarı I. Aleksandr tarafından Kafkasya’ya atanmış ve burada ünlü “Kafkas Esiri” ve “Bahçesaray” adlı destanlarını yazmıştır. Onun edebiyatında ne klâsik şiirin kuralcılığı ne Romantizmin etkileri yer almaktadır. Puşkin, gerçeği olduğu gibi anlatmayı istemektedir.
Kafkasya’dan dönen Puşkin’in Rusya’daki askeri yönetime karşı oluşundan dolayı dört yıl süreyle başkente girmesi yasaklandı ve ailenin sahip olduğu Mihaylovskoye köyünde yaşamak zorunda bırakılmıştır. Hükümet tarafından oğlunu gözetim altında tutmakla görevlendirilen babası da görevini yerine getirmiştir.
Yirmi dört yaşındaki Puşkin, bu sürgün döneminde yedi yıl sonra tamamlayacağı Yevgeniy Onegin adlı romanını yazmaya başlamıştır. Çingeneler, Peygamber ve Boris Godunov adlı önemli eserlerini de yine bu sürgün yıllarında yazmıştır.
Bu uzun sürgün döneminden sonra Rus Çarı I. Nikolay tarafından Moskova’ya çağırılan genç şairin kaleminden çıkan her şey artık çarın sansüründen geçecektir. Polis baskınları ve aşk serüvenleri ise Puşkin’in yaşamının ayrılmaz parçaları olmuştur.

Evliliği

Puşkin, bir baloda eski yüksek rütbeli bir memurun kızı olan Natalya Gonçarova ile karşılaştı ve bu genç kıza aşık olmuştur. Puşkin Natalya’ya evlenme teklif etmiştir; Natalya ise, şairin evlenme teklifini belirsiz bir tarihte cevaplanmak üzere ertemiştir. Puşkin, bu durum karşısında umutsuzluğa kapılmıştır ve Moskova’dan uzaklaşmak istemiştir. Bu nedenle de, 1829’da, bir gözlemci olarak Rus ordusuna katılmıştır ve Osmanlı topraklarına gelmiştir. Sonradan yazdığı Erzurum Yolculuğu adlı eserinde yol izlenimlerini anlatmış olan Puşkin’in, daha başka birçok eserinde de Erzurum’dan aldığı esinler yer bulmaktadır.
Moskova’ya dönmüş olan Puşkin, Natalya’ya evlenme teklifini yinelemiştir. Uzun çekişmelerden sonra Natalya’nın ailesini de ikna etmeyi başarmıştır ve sonunda nişanlanmıştır. Natalya ise, bu duruma karşı kayıtsız kalır ve sadece izlemekle yetinmiştir. Natalya’nın bu tutumu da sonuna kadar böyle devam ettirmiştir. Bitmek bilmeyen soruşturmalar ve yasaklamalar yüzünden rahatsız olsa da yazmaya devam etmiştir. Yevgeniy Onegin, Don Juan, Veba Sırasında Ziyafet gibi manzum trajedyalarını ve Dubrovski, Maça Kızı gibi önemli eserlerini bu dönemde yazmıştır. Gogol ile olan arkadaşlığı da bu döneme rastlamaktadır. Öyle ki, Gogol’a ünlü Ölü Canlar romanını yazma fikrini Puşkin verdiği söylenmektedir.

Ölümü

Bu dönemde hayatına George Charles d'Anthès adında biri girmiştir. Puşkin, o sıralarda yazdığı birkaç imzasız mektup aracılığıyla, d'Anthès adındaki bu Fransız delikanlısının karısı Natalya Puşkin’e kur yaptığını öğrenmiştir. 1837’de d'Anthès’i düelloya çağırmıştır. 27 Ocak 1837'de St.Petersburg yakınında Kara Dere'nin bir köşesinde düellonun yapılmasına karar verilmiştir. Puşkin'in şahidi arkadaşı Danzas'tır. Düello'da kullanacağı silahı almak için gümüşlerini sattığı iddia edilmektedir.
Düelloda Puşkin tarafından omzundan yaralanan d'Anthès, Puşkin’i karnından yaralamayı başarmıştır. Büyük bir soğukkanlılıkla iki gün boyunca can çekişen Puşkin, Şubat ayında bir öğleden sonrası hayata gözlerini yummuştur.
Şairin öldüğünü duyunca evinin kapısının önünde toplanan ve Yevgeniy Onegin’in son baskısını tüketen halk, şairin ölümü üzerine neredeyse hükümete karşı bir ayaklanma noktasına gelmiştir. Bu gerekçe ile olayların çıkmasından çekinen polis, bir gece yarısı, şairin tabutunu gizlice kiliseden alır ve Mihaylovskoye köyüne götürerek toprağa vermiştir.
Gogol, “Puşkin, olağanüstü bir olaydır.” dermektedir; Dostoyevski daha mistik bir tavırla “Puşkin, bize gelecekten haber veren bir peygamberimizdir.” demişir. Puşkin, modern Rus Edebiyatı’nın oluşmasına büyük katkılarda bulunan yazın ve düşün adamıdır. Puşkin, klasik Batı edebiyatını ve Rus halk ruhunu sentezleyerek, Rus Edebiyatı’nda “gerçekçilik akımı”nı başlatan liderlerden biri olmuştur.
Aleksandr Puşkin'in düello günü uğradığı son yer; Peterburg Nevski Prospekt'de Wolf's şekercisidir (şimdiki Cafe Litteraturnia). Bu cafede Puşkin'in balmumundan bir heykeli bulunmaktadır.

Eserleri

  • Ruslan i LyudmilaRuslan ve Ludmila (1820) (şiir)
  • Kavkazskiy PlennikKafkas Esiri (1822) (şiir)
  • Bakhchisarayskiy FontanBahçesaray Selsebili (1824) (şiir)
  • Tsygany, – Çingeneler (öyküsel şiir) (1827)
  • Arap Petra Velikogo – Büyük Petro'nun Arabı (tarihsel roman, bitirilmemiş) (1828)
  • Poltava (1829)
  • Küçük Trajediler (1830)
  • Boris Godunov (1825) (dram)
  • Papaz ve uşağı Balda'nın hikâyesi (1830) (şiir)
  • Povesti Pokoynogo Ivana Petrovicha Belkinaİvan Petroviç Belkin'in hikâyesi (5 kısa hikâyeden oluşur: Atış, Kar Fırtınası, Cenazeci, Menzil Müdürü ve Bey'in Kızı) (1831) (düzyazı)
  • Çar Saltan Masalı (1831) (şiir)
  • Dubrovsky (1832-1833, yayınlandı1841, roman)
  • Prenses ve 7 Kahraman (1833, şiir)
  • Pikovaya DamaMaça Kızı (hikâye) (1833) daha sonra operaya uyarlanmıştır.
  • Altın Horoz (1834, şiir)
  • Balıkçı ve Altın Balığın Hikayesi (1835, şiir)
  • Yevgeni Onegin (1825-1832) (şiirsel roman)
  • Mednyy VsadnikBronz Süvari (1833, şiir)
  • Yemelyan Pugachev isyanının Tarihi (1834, düz yazı)
  • Kapitanskaya Dochka - Yüzbaşının Kızı (1836, düz yazı)
  • KirdzhaliKırcali (kısa hikâye)
  • Gavriiliada
  • Istoriya Sela GoryukhinaGoryukhino Köyü'nün Hikayesi (bitirilmemiştir)
  • Stseny iz Rytsarskikh VremenŞövalye Hikayeleri
  • Yegipetskiye NochiMısır Geceleri (kısa şiirsel hikâye, bitirilmemiştir)
  • K A.P. KernAP. Kern'ne (şiir)
  • Bratya RazboynikiHaydut Kardeşler (oyun)
  • Graf NulinKont Nulin
  • Zimniy vecherKış akşamı
Puşkin'in birçok eserini filolog Metehan Mollamehmetoğlu Türkçeye çevirmiştir.

Dış bağlantılar

19 Ocak 2017 Perşembe

Yesârî Asım Arsoy


Yesârî Asım Arsoy (Mustafa Âsım), (d. 6 Ağustos 1900, Drama – ö. 19 Ocak, 1992 İstanbul); Cumhuriyet dönemi Klasik Türk müziği bestekârı, söz yazarı ve yorumcu.

Yaşamöyküsü

Konya'dan göç edip Drama'ya yerleşen bir ailenin çocuğu olarak orada doğdu. Babası Bergofçalı Ömer Lütfi Efendi ve annesi Zübeyde Hanım'ın sekiz çocuğundan altıncısıdır. Ağabeylerinden Remzi Aksoy'un oğlu sinema oyuncusu Göksel Arsoy'dur. Babasının dedesi Şeyh Ömer Efendi sol eli ile yazan tanınmış bir hattat idi. Asım ve ablası da sol ellerini kullandıkları için Yesari (solak) adını aldılar. Yesari Asım orta öğrenimini tamamladıktan sonra aile İstanbul'a göç etmiş, 1917 yılında ise Adapazarı’na yerleşmiştir.
İlk müzik derslerini Adapazarı'nda aldı. Önce bağlama, sonra ud çalıştı; okuldaki hocalarından ve komşu müzisyenlerden eski eserleri öğrenerek kendini geliştirdi. Dindar babanın baskılarına rağmen hafız olmak istemedi, ancak zaman zaman camilerde ezan okudu.
1920'de Antalya'daki bir gemi acentesinde çalışmaya başlayarak iş hayatına atıldı, daha sonra İstanbul ve İzmit'te değişik işlerde çalıştı. İzmit'te yaşarken, Fehmi Tokay ve Zeki Arif Ataergin'den yardımlar gördü, müzik çevrelerine girerek çok sayıda müzisyenle tanışma ve çalışma fırsatı buldu.
1930'larda beste yapmaya başlayan Arsoy, güftelerini de genellikle kendisi yazdı.
1954 yılında kısa süre İstanbul Radyosu’nda da çalışmaya başlayan bestecinin günümüze ulaşan eserleri, yaklaşık 250 adettir. 1992 yılında hayata veda eden bestekarın, unutulan ya da gün ışığına çıkmayan çok sayıda eserinin olduğu tahmin edilmektedir. Karacaahmet Mezarlığı'a defnedildi.

Bestelerinden örnekler

Not: Eserlerin güfteleri, aksi belirtilmedikçe Yesârî Asım Arsoy'a aittir.[1]
  • Hicaz makamı
    • Adalardan bir yar gelir bizlere
    • Sazlar çalınır Çamlıca'nın bahçelerinde
    • Yar saçların lüle lüle
  • Hüzzâm makamı
    • Dün gece bir şûhun bezmine gittim
    • Kalbimi yıllarca sevdâya bağladım
    • Ömrüm seni sevmekle nihayet bulacaktır (Güftekâr: Fitnat Sağlık)
    • Sen olmasaydın eğer aşka inanmazdım
    • Ümitlerim hep kırıldı yârim artık gelmeyecek
    • Yar yolunu kolladım (Akasyalar açarken)
    • Yine kalbim coşar ağlar bu gece
    • Zamanla belki geçer bu aşk da hicran da (Güftekâr: Nâhit Hilmi Özeren)
  • Nihâvend makamı
    • Sahilde o hoş buseleri aldığım akşam
  • Rast makamı
    • Perişan saçların aşkımın ağıdır
  • Sultanîyegâh makamı
    • Biz Heybeli'de her gece mehtaba çıkardık
  • Sûznak makamı
    • Ayrı düştüm sevgilimden dünyâ bana dar oldu
  • Uşşâk makamı
    • Bir çapkın elinde oyuncak oldum
    • Bir ince fidansın eğilirsin bükülürsün (Güftekâr: Gıyas Akdeniz)
    • Bu yaz geçen günlerimiz hatırımdan çıkmasın
    • Menekşe gözler hülyalı

Kaynakça

12 Ocak 2017 Perşembe

Agatha Christie

Agatha3.jpg

İngiliz yazar, polisiye edebiyatın en önemli isimlerinden biri ve Dedektif Hercule Poirot karakterinin yaratıcısı.
DoğumAgatha Mary Clarissa Miller Christie Mollowan
15 Eylül 1890
Torquay, Devon, İngiltere
Ölüm12 Ocak 1976 (85 yaşında)
Wallingford, Oxfordshire, İngiltere
Diğer ad(lar)ıMary Westmacott
Agatha Christie
MeslekRoman-Kısa öykü yazarı, Şair
Evlilik(ler)Archibald Christie (1914–1928)
Sir Max Mallowan (1930–1976)
Çocuk(lar)Rosalind Hicks (1919–2004)
Resmî sitehttp://www.agathachristie.com/
Agatha Christie'nin Doğu Ekspresinde Cinayet romanını yazdığı Pera Palas'taki 411 no'lu oda.
Tam adı Agatha Mary Clarissa Miller Christie Mollowan olan Agatha Christie (15 Eylül 1890 – 12 Ocak 1976), İngiliz yazar, polisiye edebiyatın en önemli isimlerinden biri ve dedektif Hercule Poirot karakterinin yaratıcısıdır. Mary Westmacott takma adıyla aşk romanları da yazmıştır. Ancak asıl ününü, yazdığı 80 dedektif romanına ve West End tiyatrolarında sahnelenen oyunlarına borçludur.


Yaşamı

Babası Frederick Alvah Miller, Agatha henüz küçük yaştayken öldü. Annesi tarafından evde eğitilen küçük kız, yalnız bir çocukluk geçirdi. Küçük yaşta öyküler yazmaya başladı. 16 yaşında, şan öğrenimi görmek üzere Paris’e yollandıysa da kısa sürede bundan vazgeçti. Ciddi anlamda ilk edebi denemeleri, duygusal konuları ele alan öyküler oldu. 1914’de pilot albay Archibald Christie ile evlendi ve yeniden Fransa’ya gitti. Dislektik olmasına rağmen öykü, roman okumayı çok seviyordu. Fransa'dayken vakit geçirmek üzere okuduğu dedektif öykülerinin daha iyilerini yazabileceğini düşünerek ilk polis romanı olan The Mysterous Affair at Styles’ı (Styles’daki Esrarengiz Olay) yazdı. Kitap çeşitli yayınevinlerince geri çevrildikten sonra 1920’de Bodley Head Yayınevi tarafından kabul edildi. Bu roman, Agatha Christie’nin ilk Hercule Poirot’lu romanıdır.

Ortadan kaybolması

Agatha Christie 1926’da 11 gün boyunca kaybolur. Bütün aramalara rağmen bulunamaz. Arabası bir göl kenarında bulunur. Araba ağaçlara çarpmış, bavulları yerlere saçılmış vaziyettedir. Christie bir süre sonra ortaya çıkar ama hiçbir açıklama yapmaz. Bu olayın kaza süsü verilmiş bir senaryo olduğu düşünülür. Kimilerine göre ise Agatha Christie geçici hafıza kaybına uğramıştır. Bir iddiaya göre ise Agatha Christie kocasının sevgilisini öldürme planları yapmıştır.

Eserleri

Hercule Poirot, zekası, espri yeteneği, keskin gözlemciliği ve Avrupalı nezaketi ile dikkat çeken Belçikalı bir dedektiftir. Cinayetleri “küçük gri hücreler” dediği beynini kullanarak çözmesi ve bu arada da İngiliz yüksek sınıfının özel yaşamının saklı yönlerini ortaya dökmesi ile tanınır. Agatha Christie’nin arka arkaya yazmaya başladığı polis romanları Poirot tipine uluslararası ün kazandırdı. Yazar ayrıca Miss Marple adını verdiği bir tip daha yarattı. Sevimli bir yaşlı kadın olan amatör dedektif Miss Marple da çok tutuldu. 1928’de ilk kocasından boşanıp Max Mallowan’le evlendikten sonra birçok ülke gezip görme fırsatı bulan Christie’nin romanları 1930’larda çoğunlukla uluslararası mekânlarda geçmeye başladı.
Hayranlarınca her kitabı beğenilmekle birlikte, Agatha Christie’nin edebi kaygılarla yazdığı bazı romanlar eleştirmenlerin de dikkatini çekti. On Küçük Zenci ise polis romanının klasikleri arasındadır. Agatha Christie, İngiliz töre romanı geleneğinde yazdığı polis romanları ile dünya edebiyatında kendine özgü bir yerin sahibi olmuştur.
Christie 1971 yılında, İngiltere'nin en yüksek onur ünvanı olan Britanya İmparatorluğu Kadın Komutanı unvanını almıştır.Yazar, 12 Ocak 1976 tarihinde yaşama veda etmiştir.

Romanları

Basım YılıAdDedektif
1920Ölüm Sessiz Geldi
The Mysterious Affair at Styles
Hercule Poirot
Arthur Hastings
Başmüfettiş Japp
1922Gizli Düşman
The Secret Adversary
Tommy ve Tuppence
1923Dersimiz Cinayet
Murder on the Links
also The Murder on the Links
Hercule Poirot
Arthur Hastings
1924Kahverengi Elbiseli Adam
The Man in the Brown Suit
Anne Beddingfeld
Albay Race
1925Köşkteki Esrar
The Secret of Chimneys
Başkomiser Battle
1926Roger Ackroyd Cinayeti
The Murder of Roger Ackroyd
Hercule Poirot
1927Büyük Dörtler
The Big Four
Hercule Poirot
Arthur Hastings
Başmüfettiş Japp
1928Mavi Tren'in Esrarı
The Mystery of the Blue Train
Hercule Poirot
1929Dört Neşeli Arkadaş
The Seven Dials Mystery
Bill Eversleigh
Başkomiser Battle
1930Ölüm Çığlığı
The Murder at the Vicarage
Miss Marple
1931Sittaford Malikanesi'nin Gizemi
The Sittaford Mystery

also Murder at Hazelmoor
Inspector Narracott
1932Cesetler Ağlamaz
Peril at End House
Hercule Poirot
Arthur Hastings
Başmüfettiş Japp
1933Lord Edgware'yi Kim Öldürdü
Lord Edgware Dies

also Thirteen at Dinner
Hercule Poirot
Arthur Hastings
Başmüfettiş Japp
1934Doğu Ekspresi'nde Cinayet
Murder on the Orient Express

also Murder in the Calais Coach
Hercule Poirot
1934Neden Evans'a Sormadılar?
Why Didn't They Ask Evans?

also The Boomerang Clue
Bobby Jones
Frankie Derwent
1935Üç Perdelik Cinayet
Three Act Tragedy

also Murder in Three Acts
Hercule Poirot
1935Ölüm Diken Üstünde
Death in the Clouds

also Death in the Air
Hercule Poirot
Başmüfettiş Japp
1936Cinayet Alfabesi
The A.B.C. Murders

also The Alphabet Murders
Hercule Poirot
Arthur Hastings
Başmüfettiş Japp
1936Gece Gelen Ölüm
Murder in Mesopotamia
Hercule Poirot
1936Briç Masasında Cinayet
Cards on the Table
Hercule Poirot
Albay Race
Başkomiser Battle
Ariadne Oliver
1937Sessiz Tanık
Dumb Witness

also Poirot Loses a Client
Hercule Poirot
Arthur Hastings
1937Nil'de Ölüm
Death on the Nile
Hercule Poirot
Albay Race
1938Ölümle Randevu
Appointment with Death
Hercule Poirot
1938Noel'de Cinayet
Hercule Poirot's Christmas

also Murder for Christmas
also A Holiday for Murder
Hercule Poirot
1939Zehiri Kim Verdi
Murder is Easy

also Easy to Kill
1939On Küçük Zenci
And Then There Were None

also Ten Little Indians
also Ten Little Niggers
1940Esrarengiz Sanık
Sad Cypress
Hercule Poirot
1940İskemlede Beş Ceset
One, Two, Buckle My Shoe

also An Overdose of Death
also The Patriotic Murders
Hercule Poirot
Başmüfettiş Japp
1941Ölüm Oyunu
Evil Under the Sun
Hercule Poirot
1941N veya M?
N or M?
Tommy ve Tuppence
1942Cesetler Merdiveni
The Body in the Library
Miss Marple
1942Beş Küçük Domuz
Five Little Pigs

also Murder in Retrospect
Hercule Poirot
1942Cinayet Reçetesi
The Moving Finger

also The Case of the Moving Finger
Miss Marple
1944Sıfıra Doğru
Towards Zero
Başkomiser Battle
Müfettiş James Leach
1944Yılan İçini Döktü
Death Comes as the End
1945Şampanyadaki Zehir
Sparkling Cyanide

also Remembered Death
Albay Race
1946Hollow Malikanesi Cinayeti
The Hollow

also Murder After Hours
Hercule Poirot
1948Şeytan Dönemeci
Taken at the Flood

also There is a Tide...
Hercule Poirot
1949Çarpık Evdeki Cesetler
Crooked House
Charles Hayward
1950Cinayet İlanı
A Murder is Announced
Miss Marple
1951Bağdat'a Geldiler
They Came to Baghdad
Victoria Jones
1952Bayan McGinty'nin Ölümü
Mrs McGinty's Dead

also Blood Will Tell
Hercule Poirot
Ariadne Oliver
1952Zarif Bir Cinayet Gecesi
They Do It with Mirrors

also Murder with Mirrors
Miss Marple
1953Cenazeden Sonra
After the Funeral

also Funerals are Fatal
also Murder at the Gallop
Hercule Poirot
1953Porsuk Ağacı Cinayeti
A Pocket Full of Rye
Miss Marple
1954Bilinmeyen Hedef
Destination Unknown
also So Many Steps to Death
1955Üç Yanlış Üç Ceset
Hickory Dickory Dock
also Hickory Dickory Death
Hercule Poirot
1956Sonuncu Kurban
Dead Man's Folly
Hercule Poirot
Ariadne Oliver
195716.50 Treni
4.50 from Paddington

also What Mrs. McGillicuddy Saw!
also Murder She Said
Miss Marple
1958Şahidin Gözleri
Ordeal by Innocence
1959Kapı Tekrar Vuruldu
Cat Among the Pigeons
Hercule Poirot
1961Ölüm Büyüsü
The Pale Horse
Inspector Lejeune
Ariadne Oliver
1962Kırık Ayna (Ve Ayna Kırıldı)
The Mirror Crack'd from Side to Side

also The Mirror Crack'd
Miss Marple
1963Ölüm Saatleri
The Clocks
Hercule Poirot
1964Ölüm Adası
A Caribbean Mystery
Miss Marple
1965Cinayetler Oteli
At Bertram's Hotel
Miss Marple
1966Üçüncü Kız
Third Girl
Hercule Poirot
Ariadne Oliver
1967Geceyarısı Cinayeti
Endless Night
1968Pembe Evdeki Ölü
By the Pricking of My Thumbs
Tommy ve Tuppence
1969Elmayı Yılan Isırdı
Hallowe'en Party
Hercule Poirot
Ariadne Oliver
1970Frankfurt Yolcusu
Passenger to Frankfurt
1971Ölüm Meleği
Nemesis
Miss Marple
1972Filler de Hatırlar
Elephants Can Remember
Hercule Poirot
Ariadne Oliver
1973Kader Kapısı
Postern of Fate

Son Tommy ve Tuppence Romanı
Tommy ve Tuppence
1975Ve Perde İndi
Curtain
Son Hercule Poirot Romanı
Hercule Poirot
Arthur Hastings
1976Uyuyan Ölüm
Sleeping Murder

Son Marple Romanı
Miss Marple

Kısa Öykülerden Oluşan Kitapları

Basım YılıAdDedektif
1924Poirot Kanıt Peşinde
Poirot Investigates
Hercule Poirot
1929Suç Ortakları
Partners of Crime
Tommy ve Tuppence
1930Ölümün Tam Zamanı
The Mysterious Mr. Quin
Mr. Satterthwaite
Harley Quin
1932Cinayetler Kulübü
The Thirteen Problems
Miss Marple
1933Kanatların Çağrısı
The Hound of Death
1934Parker Pyne İz Üzerinde
Parker Pyne Investigates
Parker Pyne
Ariadne Oliver
1937At Yolundaki Cinayet
Murder in the Mews
Hercule Poirot
1947Hercule'un On İki Görevi
The Labours of Hercules
Hercule Poirot
1950Fare Kapanı
Three Blind Mice and Other Stories
Tommy ve Tuppence
1960Noel Kekinin Gizemi
The Adventure of the Christmas Pudding
Hercule Poirot
1974Hercule Poirot İz Üzerinde
Poirot's Early Cases
Hercule Poirot
1979Miss Marple'ın Son Maceraları
Miss Marple's Final Cases and Two Other Stories
Miss Marple
1997Işıklar Sönünce
While the Light Lasts and Other Stories

Tiyatro Oyunundan Romana Çevrileri

Basım YılıAdDedektif
1930Acı Kahve
The Black Coffee
Hercule Poirot
1954Sevimli Örümcek
Spider's Web
1958Beklenmeyen Misafir
The Unexpected Guest

Dış bağlantılar

4 Ocak 2017 Çarşamba

Albert Camus

Albert Camus (Turkish: [albɛʁ kamy]  ( dinle); (d. 7 Kasım 1913 – ö. 4 Ocak 1960), Fransız yazar ve filozof.
Varoluşçuluk ile ilgilenmiştir ve absürdizm akımının öncülerinden biri olarak tanınır; fakat Camus kendini herhangi bir akımın filozofu olarak görmediğinden, kendini bir "varoluşçu" ya da "absürdist" olarak tanımlamaz.[1] 1957'de Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanarak, Rudyard Kipling'den sonra bu ödülü kazanan en genç yazar olmuştur.[2] Ödülü aldıktan 3 yıl sonra bir trafik kazasında hayatını kaybetmiştir.

Hayatı

Çocukluğu ve gençliği

20. yüzyılın en güçlü Fransız yazarlarından biri olan Albert Camus, 1913'te Cezayir'in Mondovi kasabasında doğdu. Yoksul bir aileden gelen Camus'nün babası bir Alsaslı, annesi ise İspanyol'du. I. Dünya Savaşı sırasında, 1914'te babasını kaybetti. Annesi evlerde hizmetçilik yaparak oğlunu okutmaya çalıştı. Ancak Camus, daha bağımsız bir hayat sürebilmek için evinden ayrıldı. 1923'te liseye, ardından da Cezayir Üniversitesi'ne kabul edildi. Üniversite eğitimi sırasında sağlığı bozuldu ve 1930'da vereme yakalandı. Hastalığı yüzünden üniversite takımının kaleciliğini bırakmak zorunda kaldı. Bundan sonra çeşitli işlerde çalışmaya başlayan Camus, felsefe eğitimini ancak 1936'da tamamlayabildi.
1934'te Fransız Komünist Partisi'ne katıldı. Bu hareketinin kaynağı, Marksist-Leninist öğretisine (doktrinine) desteğinden ziyade, İspanya'da daha sonra iç savaşla sonuçlanacak politik duruma duyduğu kaygıydı. Ancak üç yıl sonra, Troçkist suçlamasıyla partiden atıldı. Camus 1934'te Simone Hie'yle evlendi. Simone bir morfin bağımlısıydı ve Camus'yle evlilikleri, Simone'nun sadakatsizliğine bağlı olarak son buldu. 1935'te "İşçinin Tiyatrosu"nu (Théâtre du Travail) kurdu fakat bu tiyatro 1939'da kapandı. Aynı yıl, verem hastası olduğundan Fransa ordusuna kabul edilmedi.
1940'ta piyanist ve matematikçi Francine Faure ile evlendi ve 5 Eylül 1945'te Catherine ve Jean adlarında ikiz çocukları oldu. Aynı yıl Paris-Soir dergisi için çalışmaya başladı. Daha henüz "Sahte Savaş" olarak adlandırılan II. Dünya Savaşı'nın ilk zamanlarında bir pasifist olarak kaldı. Ancak bu tutumu Paris'in Alman ordusu tarafından işgali ve 1941'de, komünist gazeteci Gabriel Péri'nin gözleri önünde idam edilmesiyle değişti ve onun da başkaldırmasına neden oldu. Paris-Soir ekibiyle Bordeaux'ya gitti ve aynı yıl ilk kitapları olan "Yabancı" ve "Sisifos Söylencesi"ni tamamladı. Camus, Bordeaux'yu 1942'de terkedip Cezayir'in Oran şehrine gitti ve ardından Paris'e döndü.

Edebiyat kariyeri

Camus II. Dünya Savaşı sırasında Naziler'e karşı oluşmuş Fransız Direnişi'ne katıldı ve bu direnişin bir parçası olarak "Combat" adında bir gazete yayımlamaya başladı. 1943'te gazetenin editörü oldu; fakat 1947'de "Combat" ticari bir gazete olunca buradan ayrıldı. Jean-Paul Sartre ile tanışması burada gerçekleşmiştir.
Savaştan sonra, Sartre ve Beauvoir gibi kişilerin buluştuğu Boulevard Saint-Germain'deki Café de Flore'u ziyaret etmeye başladı. Bu yıllarda, aynı zamanda Amerika'yı turlayarak Fransız varoluşçuluğu hakkında dersler verdi. Politik olarak sol görüşlere yatkın olmasına rağmen komünizme karşı çıkması, ona komünist partilerde arkadaş kazandırmadığı gibi Sartre'dan da uzaklaştırdı.
Camus, 1949'da vereminin tekrarlaması yüzünden iki yıl inzivaya çekildi ve "Başkaldıran İnsan"ı yayımladı. Bu kitap, Fransa'daki birçok sol görüşe sahip arkadaşı ve özellikle de Sartre tarafından hoş karşılanmadı ve Sartre'la bütünüyle yollarını ayırdı. Kitabının tatsız yorumlarla karşılanması Camus'yü kitap yazmaktan tiyatro oyunları çevirmeye itti.
Camus, 1950'lerde kendini insan haklarına adadı. 1952'de Birleşmiş Milletler, Francisco Franco diktatörlüğündeki İspanya'yı üye olarak kabul edince UNESCO'daki çalışmalarını durdurdu ve kurumdan ayrıldı. Ayaklanmalarda insandışı bir sertlik kullanan Sovyet metotlarını eleştirdi. Pasifistliğini koruyan Camus, İdam cezasına karşı savaşını sürdürdü.
Cezayir Bağımsızlık Savaşı 1954'te başladığında, Camus kendini ahlakî bir ikilem içinde buldu. Bunun nedeni, Cezayir doğumlu Fransızları tasvir ederken kullandığı sıfat olan "siyah ayak"tı. Ancak, sonunda, savaşta Fransa hükümetini savunuyordu. Kuzey Afrika'da başlayan isyanın, aslında Mısır önderliğindeki yeni-Arap emperyalizminin ve batıya saldıran Sovyetler Birliği'nin işleri olduğunu düşünüyordu. Cezayir'in özerk, hatta bir federasyon olmasını savunuyor; fakat bütünüyle bağımsızlığını desteklemiyordu. Öte yandan, Araplar'la "siyah ayak"ların beraber yaşayabileceğini düşünüyordu. Bu kriz sırasında ölüm cezasına çarptırılan Cezayirlilerin kurtulması için gizlice çalıştı.
Camus, 1955 ve 1956 yıllarında Fransız "L'Express" dergisinde yazdı. Bunların ardından 1957 yılında Camus Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandı. Nobel ödülünü aldıktan sonra büsbütün genişleyen ünü, onu XX. yüzyıl dünya edebiyatının başköşesine yerleştirdi. Genel yaklaşım bu ödülün bir önceki yıl yayımlanan "Düşüş" için değil, idam cezasına karşı yazdığı "Réflexions Sur la Guillotine" makalesi için verildiğidir. Stockholm Üniversitesi'nde yaptığı bir konuşma esnasında Cezayir konusundaki hareketsizliğini savundu. Fakat daha sonra Cezayir'de yaşayan annesinin başına ne geleceği konusunda meraklandığını bildirdi. Çelişkili sayılan bu durum Fransız sol entelektüelleri tarafından tepkiyle karşılandı.

Ölümü

 
Camus, 4 Ocak 1960'ta, Sens yakınlarındaki küçük Villeblevin kasabasında "Le Grand Fossard" isimli bir yerde geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybetti. Daha sonra mantosunun cebinde bir tren bileti bulunmuştur. Büyük bir olasılıkla, Camus gideceği yere trenle gitmeyi planlamıştı; fakat arkadaşıyla birlikte arabayla dönmeyi tercih etti. İronik biçimde, Camus daha önce en absürt ölüm şeklinin ne olduğu sorulduğunda, araba kazasında ölmeyi bunlardan biri olarak nitelendirmişti. Kazanın gerçekleştiği Facel Vega marka otomobilin sürücüsü ve yayımcı dostu da Camus'yle birlikte hayatını kaybetti. Camus Lourmarin Mezarlığı, Lourmarin, Vaucluse, Provence-Alpes-Côte d'Azur'de gömülmüştür.
 
Camus'nün ölümünden sonra telif hakları Camus'nün çocukları olan, Catherine ve Jean Camus'ye devredildi. Ölümünden sonra 1970'te "Mutlu Ölüm", 1995'te de öldüğünde hala bitmemiş olan "İlk Adam" yayımlandı.

Camus'ya göre "absürd"

Camus'nün felsefeye en büyük katkısı, insanların ne berraklık ne de anlam sunan dünyada bunları aramalarının sonucu olarak oluşan "absürt" fikridir. Filozof bu felsefesini "Sisifos Soyleni"de açıklayıp "Yabancı" ve "Veba" gibi romanlarında da işlemiştir.
Genelde varoluşçulukla birlikte ele alınan "Absürdizm" (Saçma, uyumsuzluk felsefesi) ile birçok yazar ilgilenmiş ve bu felsefi düşünce akımını kendine göre yorumlamıştır, Camus "saçma"`nın kurucusu değildir fakat bu düşünce akımında önemli bir yer tutar.
Camus, makalelerinde okuyanı dualizmle tanıştırır. Mutluluk ve keder, yaşam ve ölüm, karanlık ve aydınlık.. Hayatın çeşitli biçimlerde geçtiğini ve insanın ölümlü olduğu gerçeği de budur. Sisifos Söyleni`de bu dualizm bir çelişki halini alır: Bir yanda yaşayarak hayatlarımıza değer vermekte öte yandan eninde sonunda yok olacağımız gerçeğini de bilmekteyiz. Bu çelişkiyle yaşamak "Absürt"`ün ta kendisidir. Eğer hayatımızın anlamsız ve boşuna olduğunu biliyorsak, kendimizi öldürmeli miyiz? Bu trajik kısır döngü nasıl aşılabilir? Camus saçma kavramını burada kurar: yaşamın beyhudeliğinin bilincinde olan insan. Fakat Camus intihardan yana değildir[3], yaşamın anlamsızlığının yok edilemeyeceğinin bilincindedir fakat bununla savaşmaktan kaçınmaz.

Varoluşçuluk ve absürdizm hakkındaki görüşleri

Bazı eleştirmenler Camus`yü kategorize etmeye çalışarak onun bir varoluşçu ya da absürdist olduğunu söyler. Eleştirmenlerin mi ya da Camus`nün kendi ifadesinin mi doğru olup olmadığı tartışılmakla birlikte, Camus etiketlenmeyi sevmediğini belirterek varoluşçu olduğu tanımına karşı çıkar: "Hayır, ben bir varoluşçu değilim. Sartre ile isimlerimizin yan yana anılmasına hep şaştık. Sartre ve ben kitaplarımızı birbirimizle gerçekten tanışmadan önce yayımladık. Birbirimizi tanıdığımızda ise ne kadar farklı olduğumuzu anladık. Sartre bir varoluşçudur, benim yayımladığım tek fikir kitabı Sisifos Söylencesi`dir ve sözde varoluşçu filozoflara karşı doğrultulmuştur.[4] Camus felsefesini en iyi anlatan sözlerinden biri de; 'hayat hiçbir şey değildir, itina ile yaşayınız.'dir. Hayatın bir anlam aramaya çalışmayacak kadar kısa olduğunu, nihayetinde bir anlamı olmadığı, anlamı olsa bile olmasının hiçbir şey değiştirmeyeceğidir. Bu yüzden insanın yapabileceği en iyi şey hayatını yaşamak olacaktır. Camus hayatın anlamsız olduğunu söylemiştir, fakat anlamsız bir şeyi anlamlı yaşamanın da bir sakıncası yoktur. Bu yüzden Camus'un felsefesi pesimist veya aşırı melankolik değildir.
Bir absürdist olup olmadığı hakkında da şunları söyler:
"Absürt kelimesinin kötü bir geçmişi var ve bunun beni rahatsız ettiğini itiraf ediyorum. Absürt`ü Sisifos Söylencesi`de ele alırken, bir metot arıyordum doktrin değil. Sistemli bir şüphe pratiği yapıyordum. Daha sonra bir şeyler inşa edebileceği düşüncesiyle "tabula rasa" yöntemini kullanmaya çalışıyordum. Eğer hiçbir şeyin bir anlamı olmadığı varsayarsak, dünyanın absürt olduğu sonucuna ulaşmalıyız. Fakat gerçekten hiçbir şeyin hiçbir anlamı yok muydu? Bu noktada kalabileceğimize hiçbir zaman inanmadım." [5]

Camus ve futbol

Camus`yle birlikte anılan ve sık sık gönderme yapılan konulardan biri de kaleciliğidir.[6] Bir süre Cezayir Üniversitesi genç takım kaleciliği yapmıştır ve maç raporlarına göre tutkuyla oynayan cesur bir kalecidir. Bir seferinde arkadaşı Charles Poncet "tiyatroyu mu yoksa futbolu mu" tercih edeceğini sorduğunda, "Tereddütsüz futbol" cevabını vermiştir.[7] . Tüberküloza yakalanınca futbolu bırakmak zorunda kalmıştır. 1950'li yıllarda bir spor dergisine futbol hakkında bir yazı yazması rica edilince şöyle demiştir:
Ahlak ve insanın yükümlülükleri hakkında güvenebileceğim ne biliyorsam onu futbola borçluyum.[8]
Camus, dini ve politik insanların aklımızı karışık ahlaki sistemlerle karıştırmaya çalıştığını böylece aslında basit olan şeylerin olduğundan daha komplike göründüğünü söyler.[7] İnsanlar, politikacılar ve filozofların alanı yerine futbolun basit ahlakına bakmakla daha iyi edebilir.

Uyarlamalar

Filmler

  • İtalyan yönetmen Luchino Visconti Yabancı'yı 1967'de sinemaya uyarladı, başrolündeMarcello Mastroianni oynuyordu.
  • Luis Puenzo and Felix Monti Veba'yı 1991'de piyasaya çıkardı. Filmin başrolünde William Hurt oynuyordu.
  • Zeki Demirkubuz 2001'de Yabancı'yı Yazgı ismiyle sinemaya uyarladı. Kitapla çeşitli farklılıklar olsa da Musa karakteri Meursault`u çağrıştırmaktadır.

Şarkılar

  • The Cure grubu 1978'de Yabancı`ya dayanan Killing an Arab isimli bir parça çıkardı. Meursault`un sahilde bir arabı öldürmesini konu alan bu şarkıyı son yıllarda grup "Kissing an Arab" ve "Killing Another" biçiminde seslendirmektedir.
  • Streetlight Manifesto ve Bandits Of The Acoustic gruplarının parçası Here`s to life`da Camus`den bahsedilmektedir.
  • Post Punk grubu The Fall ismini "Düşüş"`ten almaktadır.

Ünlü eserleri

Romanları

Hikayeleri

Oyunlar

  • Asturya'da İsyan (1935 yılında yazıldı)[9]
  • Caligula (1938`de yazıldı, 1945`de oynandı[10][11]]
  • Yanlışlık (1943'de yazıldı)[12]
  • Sıkıyönetim(1948"de yazıldı (İlk kez, 27 Ekim 1948'de, "Madeleine Renaud-Jean-Louis BarraultTopluluğu" tarafından, Simonne Volterra'nın yönettiği Marigny Tiyatrosu'nda oynanmıştır.)[13]
  • Adiller (1949 yılında yazıldı)[14]

Denemeler

   İdam  kitabı orj metin ismi "reflexions sur la guillotine" Türkiye bakıskısı (Albert Camus & Arthur Koestler - Ölüm Cezası Üstüne Düşünceler  Cem yayınevi)

Kaynakça

  1. ^ The Big Questions: A Short Introduction to Philosophy. Cram101 Textbook Reviews. 2012. ISBN 1467284793. http://books.google.com.tr/books?id=T1_MB7mO-lkC. 
  2. ^ Frank N., Magill (2013). The 20th Century A-GI: Dictionary of World Biography, 7. cilt. Routledge. s. 554. ISBN 1136593349. http://books.google.com.tr/books?id=Nq1GU6I5umQC. 
  3. ^ http://www.dmy.info/hayat-sacma-mi/
  4. ^ " From An interview with Jeanine Delpech, in Les Nouvelles Littéraires, (1945). Cited in Albert Camus: Lyrical and Critical Essays, Vintage (1970)
  5. ^ From An interview with Gabriel d’Aubarède, in Les Nouvelles Littéraires, (1951). Cited in Albert Camus: Lyrical and Critical Essays, Vintage (1970)
  6. ^ "Albert Camus: thinker, goalkeeper". The Telegraph. 10 Kasım 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. http://web.archive.org/web/20151110044851/http://www.telegraph.co.uk:80/culture/books/6941924/Albert-Camus-thinker-goalkeeper.html. 
  7. ^ a b "Albert Camus and Football". camus-society.com. 21 Aralık 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. http://web.archive.org/web/20151221224304/http://www.camus-society.com:80/camus-football.html. 
  8. ^ "Albert Camus". The Guardian. 21 Mart 2016 tarihinde kaynağından arşivlendi. http://web.archive.org/web/20160321045125/http://www.theguardian.com/books/2008/jun/10/albertcamus. ""All I know most surely about morality and obligations, I owe to football"" 
  9. ^ Asturya'da İsyan, Can Yayınları, 2015.
  10. ^ http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/26/1010/12254.pdf
  11. ^ Caligula, Can Yayınları, 2015.
  12. ^ Yanlışlık, Can Yayınları, 2015.
  13. ^ Sıkıyönetim, Can Yayınları, 2015.
  14. ^ Adiller, Can Yayınları, 2015.

Dış bağlantılar