PHOTOGRAPHER-PAINTER-SCULUPTER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
PHOTOGRAPHER-PAINTER-SCULUPTER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Mayıs 2017 Cumartesi

Feyhaman Duran

Feyhaman Duran (d. 17 Eylül 1886, Kadıköy, İstanbul, Türkiye - ö. 6 Mayıs 1970 İstanbul), Türk ressam ve hattat.
Türk Resim Sanatı'nda, portre sanatının ilk ve en önemli temsilcisi sayılır.[1]1914 Çallı Kuşağı ressamlarındandır. Özellikle Atatürk ve İnönü portreleriyle ünlenmiştir.

Yaşamı

1886'da İstanbul'da dünyaya geldi. Babası, Rüsamet Emaneti (Gümrükler memur) Süleyman Hayri Bey'dir.[2] Annesini genç yaşta kaybetti. Babası, eşinin vasiyetini yerine getirerek oğlunu 1895 yılında, günümüzdeki adı Galatasaray Lisesi olan, Galata Sarayı Humayun Mektebi'ne kaydettirdi. Burada, ressam Şevket Dağ, Tevfik Fikret ve Viçen Arslanyan Efendi'nin öğrencisi oldu. Okulda tarama kalem ve çini mürekkebiyle, daha sonra da yağlıboya resimleriyle dikkat çekti ve özellikle Hüsn-ü Hat, yani Güzel Yazı dersinde başarılı oldu.
1908 yılında okulu bitirir bitirmez Bab-ı Ali'ye kâtip olarak girdi. Aynı yıl Hüsn-ü Hat öğretmeni olarak, mezun olduğu Galata Sarayı Humayun Mektebi'ne atandı ve hocası hattat Tahsin Bey’in yerine bu dersi verdi. Mısırlı prens Abbas Halim Paşa'nın, güzel sanatların çeşitli bölümlerinde başarı gösterenler arasından yaptığı seçimle Avrupa'ya gönderdiği öğrenci grubuna girerek Paris’e gitti.[3]. Konu ile ilgili bir rastlantıyı kendi ifadesiyle şöyle aktarmıştır:
Galatasaray Lisesi’nde resim öğretmeniydim, birgün tanıdığım bir hanımefendiye resmini yapmayı teklif ettim. Bana: ‘ben yaşlıyım ne olacak resmimi yapıp ta? Onun yerine şu küçük kız çocuğunun resmini yap!’ diyerek çantasından küçük bir kız çocuğunun resmini çıkarıp verdi. Bu resmi bir portre haline getirdim. Çocuğu tanımıyordum. Sonradan bunun zamanın ünlü kişilerinden Prens Abbas Halim Paşa’nın dördüncü kızları olduğunu öğrendim. Paşa, bu resim üzerine öteki beş kızının ve bazı tanıdıklarının daha resmini yaptırdı, takdirlerini kazandım, böylece kendileri tarafından ve bütün masraflarım karşılanarak Paris’e öğrenime gönderildim. Bu vesileyle hayatımda mutlu bir dönüm noktası olmuştur.[4]
1911 ile 1913 yıllarında Paris’te “Sanat Eğitimi” gören Feyhaman Duran, o yıllarda aynı amaçla Paris'te olan genç Türk ressamlarının da devam ettiği Academie Julian’da Jean Paul Laurens Atölyesi’ne kaydoldu. Bu sıralarda ortaya çıkan İzlenimcilik akımına yakınlık duydu.

I. Dünya Savaşı başlayınca yurda döndü. 1916’dan itibaren Galatasaray Sergileri'ne her yıl düzenli katıldı. Osmanlı Ressamlar Cemiyeti'nın sergilerinde yer aldı. Harp Mecmuası’nda çalışarak, “Savaş Resimleri” yaptı. Birinci Galatasaray Sergisi’nde Prof. Dr. Akil Muhtar adlı portresi ile “Gümüş Madalya” ve Zikr-i Cemil ödülünü aldı.
 
1919 yılında İnas Sanayi-i Nefise Mektebi'ne (Kız Güzel Sanatlar Akademisi) "Usul-ü Tersimé öğretmenliğine getirildi. Ömer Adil Bey'den sonra bu okulda müdürlük yaptı.
1922 yılında öğrencisi Güzin Hanım'la evlendi. 1923'te Türk Ressamlar Cemiyeti'nin yönetim kurulu üyeliğine seçildi. 1926'da Sanayi-i Nefise Birliği, 1929'da Güzel Sanatlar Birliği adlarını alan dernekte yöneticiliği ömrünün sonuna kadar sürdürdü.
Kız ve Erkek Sanayi-i Nefise Mekteplerinin birleştirilmesi sonucu İnas Sanayi-i Nefise Mektebi kapanınca, artık karma eğitim veren Sanayi Nefise Mektebi'nde 1927’de Usul-ü Tersim, 1933’te ise “Resim Atölyesi” öğretmenliğine atandı.
Cumhuriyet Halk Partisi'nin düzenlediği yurt gezileri kapsamında 1938 yılında Gaziantep'e gönderildi. Buradan on yapıtla dönen Feyhaman Duran 1939 Ocak ayında İbrahim Çallı ve Ayetüllah Sümer birlikte İsmet İnönü'nün portresini yapmak üzere Ankara'ya çağrıldı.
Deniz Müzesi için minyatürleri, 1940’larda eşi ile birlikte Topkapı Sarayı için resimler yaptı. Arkadaşı Sami Yetik’in “Ressamlarımız” adlı üç ciltlik kitap kapağı tasarladı. İbrahim Çallı ve Sami Yetik ile Vezneciler’de Zühal Kırtasiye Mağazası’ndaki atölyede resim dersleri verdi.
1951 yılında emekli oldu. Emekliliğinde çalışmalarını sürdürdüğü Beyazıt'taki evini müze olarak İstanbul Üniversitesi'ne bağışladı. 6 Mayıs 1970'te İstanbul'da öldü.

Kaynakça

29 Mart 2017 Çarşamba

Georges Seurat

Georges Seurat (2 Aralık 1859 - 29 Mart 1891), Fransız akademik resim geleneğine bağlı Ard İzlenimci ve Noktacı (Pointillist) ressam.

Hayatı

Seurat, 1859 yılında ekonomik durumu yerinde olan dindar bir ailenin çocuğu olarak Paris'te dünyaya geldi. Babası La Villet’te bir polisti.
Resim kuramını renklerin bölünmesine ve optik karışıma dayandıran yeni izlenimciliğin kurucularından olan Georges Seurat yedi yıl içinde olağanüstü yapıtlar ortaya koymayı başardı. Kurumsal ve plastik araştırmalara büyük ilgi duyan Seuret, 1876‘dan başlayarak Chevreul‘un bulduğu renklerin eş zamanlı karşıtlığı yasalarını ve Delacroix kuramlarını inceledi.
 
 
Seurat, izlenimciliğin kurallarına tepki duyanlardandı. Seurat gibi ard izlenimciliğin temsilcileri olan sanatçılar da sanat yaşamlarına İzlenimcilikle başlamışlardır. Ancak bu akımın kimi sınırlamalarını aşmak ve resimlerine kişiselliklerini katmak istiyorlardı.
Seurat, öğrencilik yıllarının başlangıcında resme ilgi duymuş ve ilk derslerini; Justin Lequien adında Roma Ödülü’nde ikincilik kazanmış bir heykeltıraşın yönetimindeki belediye resim okuluna devam ederek almıştır. Bu öğrenciliği sırasında uzun süreli bir arkadaşlık geliştireceği ressam Aman- Jean ile tanışmış ve kısa bir süre sonra Paris’te ortak bir atölye açmışlardır. Aman- Jean ile birlikte 1887- 1888 yılında Paris Güzel Sanatlar Yüksekokulu’na (École Nationale Supérieure Des Beaux-Arts de Paris) kayıt olarak Henri Lehmann’ın derslerine katılmışlardır. Seurat, akademik resim geleneğine bağlı kalmış, müzelerde eski ustaların eserleri üzerinde çalışmalar yapmıştır. Bu çalışmalar, onun olgunluk dönemine ait eserleri üzerinde etkili olacaktır.
1879’da izlenimcilerin dördüncü sergisinden çok etkilendi. Bağımsız olarak çalıştı. İyi bir desenci olduğunu ortaya koyan yapıtlar verdi.
1891 Bağımsızlar salonunun açılışından sonra Seurat, iltihaplı anjinden yaşamını yitirdi. Anlaşmazlıklar sonucu uzaklaştığı yeni izlenimciler grubu sanatçının ölümünden büyük üzüntü duydu.
Georges Seurat, Zıt renkleri yan yana noktalar halinde koyarak Noktacılık tekniğini geliştirdi. Paul Signac (1863 - 1935) ile birlikte Pointilism akımınında gelişimini sağladı. Resimlerini küçük noktalar kullanarak mozaik gibi boyadı. Renklerin beynimizde kaynaşacaklarını savunuyordu. Bu tarza sonradan noktacılık dendi. Tüm hatlar kaldırılmış ve düzeni korumak için resim basitleştirilmişti
Noktalama tekniğinin öncüsü Seurat noktaların beynimizde birleşip bütünlük oluşturacağını savunuyordu. Buna rağmen hacimsellik hissi alınamamaktadır
Courbevoie (1886) < noktacılık örneği olan resmi hakkında

Kronoloji

1859, 2 Aralık Paris'te doğdu.
1876 Chevreul‘un bulduğu renklerin eş zamanlı karşıtlığı yasalarını inceledi.
1879 izlenimcilerin 4. sergisini gördü ve yeni sanat gelişmelerine olan ilgisi arttı.
1881 Işık ve gölge ile biçimlenen figür, nesne ve manzaraların oluşturduğu karakalem çalışmalara yöneldi.
1883 Paris Salonu’na ressam Aman- Jean’ın Portresini gönderdi.
1884 yılında, 1833- 1884 yıllarında tamamladığı Asnières’de Yıkananlar Paris Salonu’na kabul edilmedi.
1884 yılında Redon, Signac, Henri- Edmond Cross ile ilk Bağımsızlar Salonu’nda sergi açtı.
1885 yılında Grandcamp’a giderek çeşitli deniz manzaraları üretti.
1886 yılında Honfleur’da çalıştı. Çoğu figürsüz olan bu manzaralarda, noktalama tekniği kullanarak ışık ve atmosfer etkilerini olağanüstü bir duyarlılıkla yansıtmıştır
1887 Paris Güzel Sanatlar Yüksekokulu’na (École Nationale Supérieure Des Beaux-Arts de Paris) girdi.
1887 - 1888 yıllarında Poz Veren Kadınlar'ı bitirdi.
1888 yazında Port-en Bessin’e giderek deniz manzaraları üretti.
1888 Le Chahut’u yaptı.
1890 - 1891 kışını ölümüne kadar tamamlayamadığı son resmi Sirk üzerinde geçirdi.
1891, 29 Mart günü difteri hastalığından öldü.

23 Şubat 2017 Perşembe

Gentile Bellini

Bellini selfportrait.jpg
By Gentile Bellini - gardnermuseum.org, Kamu Malı, Link


Gentile Bellini (1429 - 23 Şubat 1507), Rönesans döneminde Venedik'te yaşamış İtalyan bir ressamdır. 1478'de Venedik Cumhuriyeti tarafından Fatih Sultan Mehmet'in portresini yapmak üzere İstanbul'a gönderilmiştir.

Gentile Bellini'nin yaşamı

Gentile Bellini, ressam bir ailenin çocuğu olarak 1429'da Venedik'te dünyaya geldi. Babası Jacop Bellini ve özellikle erkek kardeşi Giovanni Bellini de o dönemin çok ünlü ressamlarındandı. O dönemde yetenekli ressamlar çok saygı görmekteydiler. İtalyan yarımadasının kuzeyindeki Floransa ve Venedik gibi kentlerinde yaşayan sanatçılar Rönesans döneminin çekirdeğini oluşturmaktaydılar. Gentile ve Giovanni o dönemde özellikle birçok dinsel temaları tablolar yaptılar. Venedik'teki Scuola Grande di San Marco binasının içindeki tabloları da iki kardeş birlikte yapmışlardı. Gentile Bellini Venedik'teki Dükler Sarayı'nda da birçok tablolar yaptı ama 1577 yılında çıkan yangında bu tablolar yok oldu.

Gentile Bellini'nin döneminde Osmanlı-Venedik ilişkileri

İtalyan yardımadasında o dönemde tek bir devlet yerine birçok kent krallıkları bulunuyordu. Bunlardan en güçlülerinden biri de yarımadanın kuzeydoğu bölgesinde yer alan Venedik Cumhuriyetiydi. Venedik ilk önceleri Bizans İmparatorluğunun bir parçasıyken bağımsızlığını kazanmış, güçlü filosuyla başta Girit ve Kıbrıs olmak üzere birçok Ege ve Akdeniz adalarını eline geçirmişti. Venedik, 1204'te Konstantinopolis'i talan eden dördüncü Haçlı seferi'nde önemli bir rol oynamıştı ve Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u fethettiğinde kentte büyük bir Venedikli toplumu yaşamaktaydı. İstanbul'un Osmanlıların eline geçmesi Venedik'e büyük bir zarar verdi. O yüzden 1453-1479 yılları arasında Venedik ile Osmanlılar arasında birçok çatışmalar yaşandı. Sonunda Venedik Senatosu'nun Osmanlıların yaptığı barış önerisini kabul etmesiyle bu çatışmalar sona erdi. Barış anlaşması Venedik'in Osmanlılara büyük bir miktarda ödeme yapmasını öngörmesinin yanı sıra olağanüstü başka bir koşul daha içeriyordu. Fatih Sultan Mehmet portresini yapmak üzere Venedik'in en yetenekli ressamlarından birinin İstanbul'a gönderilmesini öngörüyordu. İşte Bellini bu koşullar altında 1479 yılında İstanbul'a geldi, kaldığı 16 ay boyunca Fatih Sultan Mehmet'in ünlü portresinin yanı sıra birçok tablolar ve çizimler yaptı.

Gentile Bellini'nin İstanbul Seyahati

Fatih Sultan Mehmet tablosunu yapmasına izin vermeden önce Bellini'nin yeteneğinden emin olmak istemişti. Bu nedenle Bellini İstanbul'daki ilk aylarını sarayda çeşitli insanların tablolarını yaparak geçirdi. Yukarıda görülen "Oturan Katip"" adıyla anılan tablosu da bunlardan biridir. Boston'daki İsabella Gardner Müzesinde bulunmaktadır.


Fatih Sultan Mehmet'in Bellini tarafından yapılmış portresi

Gentile Bellini'nin Fatih tablosu en önemli tablolarından biridir. Tablonun sağ alt köşesinde latin harfleriyle 25 Kasım 1480 tarihi atılmıştır. Tablonun gerçekçiliği dikkat çeker. Fatih'in Bellini'ye bu tablosunu yaptırtması onun zamanına göre açık görüşlü bir insan olduğunu gösterir. Bugün Fatih Sultan Mehmet'in Bellini tarafından yapılmış bu tablosu Londra'daki Victoria and Albert Müzesi'ne aittir. Bu tablo National Gallery koleksiyonundadır. Ref. The National Gallery Collection selected by Michael Levey ISBN 0-947645-34-9. 1991 .jpg

22 Şubat 2017 Çarşamba

Oskar Kokoschka

By photo©ErlingMandelmann.ch, CC BY-SA 3.0, Link

Oskar Kokoschka (1 Mart 1886 - ö2 Şubat 1980), Avusturyalı ressam, şair ve oyun yazarı. Bir ressam olarak yapıtları ekspresyonizm ve modernizmin güzel örnekleridir. 1904'te Viyana'da sanat öğrenimi görmeye başladı. 1910-1911 yıllarında Berlin'de Der Sturm gazetesi için çizdi. 1914'te Avusturya ordusuna girdi. II. Dünya Savaşı'ndan sonra İsviçre'ye yerleşti ve Salzburg'taki School of Seeing'i yönetti.
 

Hayatı

Oskar Kokoschka, 1 Mart 1886'da Avusturya'nın Tuna üzerindeki Pöchkarn şehrinde dünyaya geldi. 1905'te Viyana Meslek ve Sanat Okulu'na yazıldı ve resim çalışmalarına başladı.[1] 1909 yılına kadar devam ettiği bu okulda resim yapmadığı zamanlar tiyatroyla da ilgilenerek 1908 yılında iki eser yazdı.
1910 yılında litografiyle resimlenmiş Düş Gören Çocuklar adlı uzun şiiri yayımlandı.
Hem resim hem de edebiyatla ilgileniyordu. Viyana sanat çevrelerinde ünü yayılarak güçlendi.
Mimar Adolf Loos, şair Karl Kraus, şair Peter Altenberg gibi arkadaşlarının teşvikiyle ilk resim sergisini 1910'da Berlin'de açtı.[1] Sanatkarların büyük övgüsüne karşı, izleyicilerin büyük yergisiyle karşılaştı. Durup dinlenmeden resim yapmaya devam etti. 25 tabloyla katıldığı Viyana'daki Hagenbund Sergisi büyük olaylara yol açtı. Avusturya-Macaristan veliahtı Arşidük François Ferdinand teşhir edilen tabloları görünce küplere bindi.
Savaşın patlamasıyla orduya katılarak bir süvari birliğiyle Rus Cephesi'nde savaştı.[2] 1915'te başı ve göğsünden ağır yaralandı. Viyana, Dresden ve Stockholm'de çeşitli hastanelerde tedavi gördü.[1] Bu arada imkân buldukça resim de yaptı. 1918'de Paul Westheim tarafından ilk biyografisi yayımlandı.[1]
1919'da Dresden Güzel Sanatlar Akademisi'nde öğretim üyesi oldu;[1] ancak 1924'te öğretmenliği bir yana bırakarak gezilere başladı.[2] Böylece en ünlü eserleri olan İtalya, Fransa, İngiltere ve Afrika manzaralarını yarattı.[3] 1931'de Viyana'ya döndü ise de burada uzun süre kalmayıp 1935'te Prag'a yerleşti.[1] Burada Olda Palkowska'yla tanışıp evlendi.[3]
Çekoslovakya'nın Almanlar tarafından işgal edilmesinden bir süre önce, karısıyla beraber Londra'ya kaçtı.[3] Bu sırada sanatçının Almanya'daki galeri ve müzede bulunan 417 tablosu Nazi rejimi tarafından dejenere edilmiş sanatı temsil ettiği iddiasıyla depolara kaldırıldı.[1]
İngiltere'de zor ve fakir bir hayat sürdü. Kendisini ressam olarak tanımıyorlardı. İngiltere'ye ait birkaç peysaj ile savaşın korkunçluğunu belgeleyen tablolar çizdi.[3]
1947'de gezilerine tekrar başladı. 1948 yılında savaş sonrasında Venedik'te açılan ilk sergiye katılarak ününe tekrar kavuştu. Artık yeniden bol bol resim yapıyor, bilhassa peysaj ve portreler çiziyordu.
1953'te Salzburg Yazlık Akademisi'nin resim kürsüsüne atandı[3] ve uzun yıllar bu görevde kaldı. Sonra Cenevre Gölü'nün üzerinde Villeneuve'de bir ev satın aldı ve buraya yerleşerek çalışmalarını sürdürdü.[4]
Oskar Kokoschka'nın eserlerinde daima insanlara ve hayata karşı duyulan büyük aşk konu edilir. Renkler en yumuşak ve silik tonlardan, haşin ve derin nüanslara geçen ışık yüzeyleri meydana getirir. Hatlar gergin, şekiller güçlüdür. Portrelerinde anlamlar boş, bakışlar donuktur. Kokoschka tümüyle kübist ressamlardan ayrıdır. Onlar eşyaları ayrıntılarına dek inceleme ve birleştirme düşüncelerini benimsemez, renklerin tek tona yönelmesini, mekanik unsurları, şekil aramalarını sevmez. Kendisi renk coşkusuna ve bu coşkuyla her türlü duygu ve tutkunun doruğuna ulaşabileceğine inanır. Resmin karşısında hiçbir zaman bir yazar veya bir düşünür değil sadece bir ressamdır. Heyecan, tutku, korku, ölüm gibi insan ruhunda kabaran duyguların dışa yansımasını resimle yapar. Tablolarında modellerin baş ve vücut kontürlerine prospekt ve profilden görünüşlerde yerleştirerek, çift boyutlu ve çoğul şekiller elde eder.
Ünlü manzaralarını ise daima yüksekten ve çoğunlukla geniş bir prospektüsle yapmış, 1930'dan bu yana resim sanatı, özünü yitirmeden daha insancıl ve yeni olma yolunu gütmüştür.

Kaynakça

  1. ^ a b c d e f g "Oskar Kokoschka". Solomon R. Guggenheim Foundation. 4 Kasım 2016 tarihinde kaynağından arşivlendi. http://web.archive.org/web/20161104024105/https://www.guggenheim.org/artwork/artist/oskar-kokoschka. Erişim tarihi: 2 Kasım 2016. 
  2. ^ a b Simkin, John. "Oskar Kokoschka". Spartacus Educational Publishers Ltd.. 4 Kasım 2016 tarihinde kaynağından arşivlendi. http://web.archive.org/web/20161104010713/http://spartacus-educational.com/ARTkokoschka.htm. Erişim tarihi: 2 Kasım 2016. 
  3. ^ a b c d e Goldscheider, Ludwig. "Oskar Kokoschka". Encyclopædia Britannica. 12 Ekim 2016 tarihinde kaynağından arşivlendi. http://web.archive.org/web/20161012162419/https://www.britannica.com/biography/Oskar-Kokoschka. Erişim tarihi: 2 Kasım 2016. 
  4. ^ Lucie-Smith, Edward (1999). Lives of the great 20th-century artists (2. bas.). New York, N.Y.: Thames & Hudson. ISBN 978-0500237397.

28 Kasım 2016 Pazartesi

Jean Frédéric Bazille

Jean Frédéric Bazille (6 Aralık 1841 – 28 Kasım 1870), Fransız izlenimci ressam. Eserleri genelde, ön planda figürlerin bulunduğu en plein air (açık havada) çizilmiş peyzajlardır.[1]


Hayatı ve eserleri

 
Frédéric Bazille Fransa'nın Montpellier kentinde zengin bir Protestan ailenin çocuğu olarak doğdu. Eugène Delacroix'nın bazı eserlerini gördükten sonra resimle ilgilenmeye başladı. Ailesi, aynı zamanda tıp okuması şartıyla resim eğitimi almasına izin verdi.[1]
Bazille 1859'da tıp eğitimine başladı ve eğitimini devam ettirmek için 1862'de Paris'e taşındı. Burada Pierre-Auguste Renoir ve Alfred Sisley ile tanışarak izlenimci resme yaklaşmaya başladı. Charles Gleyre'in stüdyosunda eğitim gördü. 1864'te tıp sınavlarını veremeyince, tam zamanlı ressamlığa başladı. Yakın arkadaş çevresinde Claude Monet, Alfred Sisley ve Édouard Manet vardı. Maddi açıdan sıkıntısı olmayan Bazille, etrafındaki ressam grubuna kendi stüdyosunda yer verdi ve resim malzemeleri sağladı.[1]
Monet ve Bazille ilk kez 1863 yılında resim yapmak amacıyla Chailley'e gittiler. 1867 yılına gelindiğinde her iki ressam da atölyede kullanılan modellerin yerini tutacak figür arayışına girdiler. Bunun üzerine de arkadaşlarını ve ailelerini kendilerine açık havada poz vermeleri için ikna etmeye çalıştılar. Bazille'in en bilinen eseri olan Orsay Müzesi'ndeki Aile Toplantısı (1867-68) bu çabalar sonucunda ortaya çıktı. Bazille Ailesi olarak da bilinen tablo 1867 Paris Salonu'nda X Ailesi olarak sergilendi.[2] Bazille, resim yapmak için aile fotoğraflarından da yararlandı.
Ressam, önemli eserlerini vermeye başladığında henüz yirmi üç yaşındaydı. Bunlardan biri olan, Orsay Müzesi'ndeki Pembe Elbise tablosunu 1864'te çizdi. Bu tabloda, ressamın kuzini Thérèse des Hours'un portre benzeri görüntüsü arkadan görülürken, resmin arka planında kadının bakmakta olduğu güneş altındaki kasaba manzarası vardır.[3]
1868 ve 1869 yıllarında, sanatçı, gene açık havada içinde çıplak kadın figürlerinin olduğu tablolar yapmaya başladı.[4] 1870 yılındaki Salon'da Yaz Mevsiminden Bir Görünüm ve Lez Irmağı'nda Yıkananlar adlı eserleri sergilendi.
Ressam, Fransa-Prusya Savaşı'nın çıkmasından bir ay sonra, Ağustos 1870'te Zouave alayına katıldı. Aynı yılın 28 Kasım günü Beaune-la-Rolande Muharebesi'nde, yaralanan komutanın yerine geçerek birliğin komutasını aldı ve Alman mevzilerine taarruz başlattı. Başarısız olan bu taarruz sırasında iki defa vuruldu ve savaş alanında öldü. Babası birkaç gün sonra cenazesini aldı ve cenaze töreni bir hafta sonra Montpellier'de yapıldı.[5] Bazille'in son eseri yarım kalmış olan Lez Kıyılarından Manzara'dır.[4]

Bazı eserleri

Frédéric Bazille 001.jpg
AİLE TOPLANTISI
By Frédéric Bazille - The Yorck Project: 10.000 Meisterwerke der Malerei. DVD-ROM, 2002. ISBN 3936122202. Distributed by DIRECTMEDIA Publishing GmbH., Kamu Malı, Link
Frédéric Bazille 003.jpg
PEMBE ELBİSE

By Frédéric Bazille, Kamu Malı, Link
Bazille, Frédéric ~ Summer Scene, 1869, Oil on canvas Fogg Art Museum, Cambridge, Massachusetts.jpg
YAZ MEVSİMİNDEN BİR GÖRÜNTÜ

By Frédéric Bazille - Transferred from en.wikipedia; Online source upload by Drewwiki at en.wikipedia 2007-02-02 (original upload date), Kamu Malı, Link
Atelier Bazille.jpg
RESSAMIN ATÖLYESİ

By Frédéric Bazille - Originally from ibiblio.org. Transferred from de.wikipedia to Commons by Wikipeder. 09:06, 12 November 2007 (UTC); description page is/was here., Kamu Malı, Link

Gian Lorenzo Bernini

Gian Lorenzo Bernini (Giovanni Lorenzo Bernini) (7 Aralık 1598, Napoli – 28 Kasım 1680, Roma), Heykeltıraş. 17. yüzyıl Romasında, Barok tarzında çalışan bir heykeltıraştı.
Bernini bir heykeltıraş, ressam ve mimardır. Roma'daki eserlerin yaklaşık yüzde yetmişi Bernini'ye aittir. En çok bilinen eseri Dört Irmak Çeşmesi'dir. Ayrıca Santa Maria Della Vittoria Kilisesi'nin mihrap nişinde yer alan kompozisyonunun temeli Azize Theresa'nın dinsel duygular içinde kendinden geçisine dayanmaktadır.Vatikan şehrinin yapılarını o tasarlamıştır. Roma ve Vatikan şehirlerindeki eserlerin büyük çoğunluğuna sahip olmasının sebebi,büyük yeteneği sayesinde kilisenin himayesine girmiş olmasıdır. Dönemin devlet sanatçısı konumundaki Bernini, eserlerinin büyük bölümünü küçük maketler halinde tasarlayıp, kendi eğittiği veya keşfettiği genç çıraklara yaptırmıştır.
Ayrıca Dan Brown'un Melekler ve Şeytanlar adlı kitabında bir Illuminati üyesi olduğu iddia edilmektedir. Hatta Illuminati'nin gizli toplantı yeri olan Aydınlanma kilisesinin yerini eserleriyle belirttiği iddia edilmektedir. Doğanın dört mistik öğesi Toprak, Hava, Ateş ve Su her bir eserin temasıdır. Toprak eseri "Habakkuk ile Melek" heykelidir. Hava işareti St. Pietro meydanında bulunan "Batı Rüzgarı" adlı eseridir. Ateş işareti "Azize Teresa'nın Vecdi" heykelidir. Son olarak su işareti ise "Dört Irmak Çeşmesi"dir.

Roma'daki fıskiyeler

Fontana del Moro Roma, Piazza Navona
Piazza Navona, Barok mimarisinin süsleyici devingenliğinin simgesi Fontana del Moro in RomeTrue, Roma fıskiyeleri, halka yönelik çalışmalar ve Papalık anıtları onun hünerini en çok ortaya çıkaran yapıtlardır. Bernini, Triton Fıskiyesi ve Barberini Fıskiyesi (Fontana delle api) adlı yapıtların da sahibidir. Dört Irmak Fıskiyesi (Fontana dei Quattro Fiumi), bir başyapıt olmasının yanı sıra politik bir kinaye anlamı da taşır. Sıklıkla yinelenen ancak doğru olmayan bir anlatıya göre Bernini'nin ırmak tanrılarından biri Sant'Agnese in Agone (yetenekli bir sanatçı olmasına karşın politik açıdan zayıf olan rakibi Francesco Borromini tarafından yapılmıştır)'ye yüz çevirir. Ne var ki bu fıskiye, kilisenin ön yüzünün tamamlanmasından yıllar önce yapılmıştır.

13 Ekim 2016 Perşembe

Selim Turan

Selim Turan (d. 1915 İstanbul - ö. 1994 Paris)[1], Azerbaycan kökenli[2] Türk ressam, heykeltıraş.
İlkokulu İstanbul’da Ali Avni Çelebi ve Malik Aksel’in öğrencisi olarak bitirdikten sonra Galatasaray Lisesi’nde Cihat Burak ve Avni Arbaş’la tanıştı. Resim ile ciddi anlamda tanışması Malik Aksel’den aldığı resim dersleri ile oldu. Babasının da resme ilgi duyması ile birlikte, şu anda Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi olan İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’ne 1915 yılında girdi. Resim derslerini Nazmi Ziya Güran, Feyhaman Duran, Leopold Levy ve Zeki Kocamemi’den alan Turan, , İsmail Hakkı Altunbezer, Necmettin Okyay ve Kamil Akdik’ten Türk süsleme sanatları ve hat dersi aldı. 1938 yılında Akadademi’den mezun olduktan sonra 1939 yılında resim öğretmeni olarak Üsküdar'daki ortaokullarda ve Moda Kız Sanat Okulu’nda çalıştı. Bir taraftan da Akademi’de ki atölyelerde ve Topkapı Sarayı’nda Minyatür üzerine de çalışmalar yaptı. 1940 yılında açılan Yüksek Resim Bölümü’ne Nuri İyem, Turgut Atalay, Ferruh Başağa, Agop Arad, Avni Arbaş, Mümtaz Yener, Fethi Karakaş ve Haşmet Akal ile birlikte devam etti. Bir yıl sonra aralarına Abidin Dino’nun da katlımıyla "Toplumsal Gerçekçi" anlayış gözetilerek Yeniler Grubu’nun kurucuları arasında yer aldı. 1941 yılında Halkevleri aracılığıyla düzenlenen yurt gezilerine katılarak; bu gezilerin 10. yıl sergisinde birincilik ödülü aldı.
1947 yılında Fransız Hükümeti’nin bursu ile Paris’e gitti. Yerleşik olarak resmi ve özel atölyelerde resim çalışmalarını sürdürdü. Ranson ve Goetz akademilerinde 1953-1983 yılları arası ders veren sanatçı, bu arada mermer heykeller de üretti. İlk mobil heykellerini 1976 yılında gerçekleştirdi. Paris’e gitmeden önce izlenimci ve kübik peyzaj ile toplumsal içerikli çalışmalar yapan Selim Turan, sonraları Soyut’a yöneldi. Karışık teknikle gerçekleştirdiği mobil heykellerinden biri büyütülerek 1993 yılında Ankara’daki Kurtuluş Parkı’na yerleştirildi. Fransa’nın birçok kentinde fresk, seramik, mozaik ve heykelleri bulunan sanatçı Edremit’e bağlı Türkmen Tahtakuşlar Köyü’ndeki özel Etnoğrafya Galerisi’nin kurulmasına da katkıda bulundu.
1991 yılında Sorbonne Üniversitesi’nde Profesör olarak Doktora jurilerinde de yer alan sanatçı, 13 Ekim 1994 tarihinde Paris’te öldü. Cenazesi yurda getirildi ve Atatürk Kültür Merkezi’nde yapılan bir törenden sonra toprağa verildi.


Kişisel Sergileri



Kağıt üzeri guvaş 1958/ 103x71 cm
  • 1950 Galeri Breteau, Paris
  • 1953 Suzanne Michele, Paris
  • 1954 Galeri Arnand Paris
  • 1955 Galeri Obelisk, Londra
  • 1956 Galeri Europe ,Brüksel
  • 1958 Galeri Craven/ Paris
  • 1958 Galeri Obelisk, Londra
  • 1958 Galeri Weite, New York
  • 1958 Galeris İris Clert, Paris
  • 1958 Galeri Antilope
  • 1959 Ruth Wheit Galeri, Amerika
  • 1960 Galeri Lucien Durand, Paris
  • 1961 Galeri L’Ancienne Comedie, Fransa
  • 1961 Galeri Mercelle Dupuis, Paris
  • 1961 Drian Galeri, Londra, İngiltere
  • 1962 Galeri R.Creuze, Paris, Fransa
  • 1963 Galeri Kerehache, Fransa
  • 1964 Galeri Maywald
  • 1966 Galeri Claude Bernard, Paris, Fransa
  • 1969 Türk-Alman Kültür Merkezi, İstanbul
  • 1970 Galeri I, İstanbul
  • 1975Galeri Lagarde, Paris, Fransa
  • 1975 Galeri Cristine Leurent, Lille, Fransa
  • 1975 Retrospektif, Vivion Kültür Merkezi, Vivion, Fransa
  • 1979 Galeri Artisan, Ankara
  • 1982 Transept Lokali, Paris, Fransa
  • 1983 Transept Lokali, Paris/ Fransa
  • 1984 Gla Eritsan, Ankara
  • 1984 En Galeri, İstanbul
  • 1985 Galeri Baraz, İstanbul
  • 1985 Galeri Nev, Ankara
  • 1989 Edpa Galeri, İstanbul
  • 1992 Tuğray Sanat Galerisi, İstanbul
  • 1993 Selçuk Yaşar Sanat Galerisi, İzmir
  • 1993 Galeri Selvin, Ankara

Grup Sergileri

  • 1939 "Liman Sergisi", İstanbul Yeniler Grubu
  • 1939 Devlet Resim ve Heykel Sergisi, Ankara
  • 1946 Modern Sanatlar Müzesi, Paris, Fransa
  • 1948 Güzel Sanatlar Ulusal Müzesi, Paris, Fransa
  • 1948 Galeri Des Deux İles
  • 1949 Galeri Rosenberg, Paris, Fransa
  • 1953 Suzanne Michele, Paris, Fransa
  • 1954 Galeri Voyelle, Paris, Fransa
  • 1956 Galeri Arneaudd, Paris, Fransa
  • 1956 Galeri Bretean, Paris, Fransa
  • 1956 Galeri Craven, Paris, Fransa
  • 1957 Edinburg Festivali , Edinburg, İngiltere
  • 1958 New Vision, Londra, İngiltere
  • 1958 Uluslararası Sergi, Brüksel
  • 1964 Modern Sanatlar Müzesi -Türk Sanatı, Paris, Fransa
  • 1964 Carnegie Enstitüsü, Amerika
  • 1968 Galatasaray 100. Yıl Resim Sergisi, Galeri I
  • 1969 Modern Sanatlar Müzesi Çağdaş Türk Resmi Sergisi, Paris, Fransa
  • 1986 "Yüzyılın İkinci Yarısında Türk Resmi", Galeri Baraz organizasyonu, Yıldız Silahhane, İstanbul
  • 1986 "Çağdaş Türk Sanatı" Sergisi, Ankara
  • 1987 "Karma Resim Sergisi", Galeri Baraz, İstanbul
  • 1987 I. İstanbul Bienali, İstanbul
  • 987 Les Fontaines Kültür Merkezi, Paris, Fransa
  • 1987 "Yahşi Baraz Koleksiyonundan Bir Kesit", Galeri Baraz organizasyonu, Beymen Sanat Galerisi, Ankara
  • 1987 "Türk Resminde Modernleşme Süreci", Galeri Baraz organizasyonu, AKM, İstanbul
  • 1989 "II. Uluslararası İstanbul Bienali", İstanbul
  • 1989 "Büyük Sergi/Çağdaş Türk Ressamları", Galeri Baraz organizasyonu, AKM, Ankara
  • 1990 "Paris İstanbul", Uluslararası Sanat Merkezi, Paris, Fransa
  • 1990 "Etkinlikler Sürecinde 15 Yıl", Galeri Baraz organizasyonu, AKM, İstanbul
  • 1990 A.G.F Paris’in Türk Ressamları, Paris, Fransa
  • 1992 "II. İstanbul Sanat Fuarı", TÜYAP, İstanbul
  • 1992 "New York-İstanbul",Galeri Baraz organizasyonu,AKM, İstanbul
  • 1994 "Cihat Burak/ Ergin İnan/ Selim Turan/ Burhan Uygur", Galeri Baraz, İstanbu

Ölümünden Sonraki Organizasyonlar

  • 1995 "Çağdaş Türk Sanatında Resim ve Kavramsal Eğilimler I", Galeri Baraz organizasyonu, Koç Üniversitesi, İstanbul
  • 1998 "Türk Resminde Soyut Eğilimler", Galeri Baraz Organizasyonu, AKM, İstanbul

Kaynakça

27 Ağustos 2016 Cumartesi

Ali Hadi Bara

Ali Hadi Bara (d. 9 Eylül 1906, Tahran - ö. 30 Ağustos 1971, İstanbul), ünlü Türk heykeltıraş.
Eserleri ile Türk heykelciliğinde katı biçimciliğin aşılmasında etkili olmuş, yeni anlatım olanakları sunmuştur.

Yaşamı

9 Eylül 1906 günü Tahran'da doğdu. Babası Cafer Efendi, annesi Leh asıllı Bezmi Hanım'dır. Ağabeyi Mehmet Sadi'den sonra ailenin ikinci çocuğudur. Ailesi, o dört yaşındayken Türkiye'ye geldi. Küçük ahşap heykelcikler yapan babasından heykel ile ilgili ilk izlenimlerini aldı. Anne ve babasının farklı kültürlere mensup olması onun hem doğu, hem batı kültürünü tanımasında ve sanatçı kişiliğinin gelişmesinde etkili oldu.
İlkokuldan sonra yazıldığı Saint Joseph Fransız Lisesi'nde Fransız kültürü ile tanıştı. Fikret Mualla, Turgut Zaim gibi geleceğin önemli sanatçılarıyla arkadaşlık kurdu. Resim sevgisi nedeniyle 1923 yılında St. Joseph'den ayrılıp Sanayi-i Nefise Mektebi'ne kaydoldu ama ailesinin ekonomik koşullarının bozullması nedeniyle bir ay sonra okulu bırakarak Fransızların işlettiği demiryollarında memurluğa başladı. 2 yıl sürdürdüğü bu görevi sırasında sanat eğitimine dönebilmek için fırsat kolladı ve sonunda yeniden sınavları kazanarak kaydolduğu okulundan 1927 yılında mezun oldu.
Mezuniyetinin ardından üç yıllık yurtdışı bursu kazanarak Bedia Hanım ile birlikte Paris'e gitti. Çift, okuldan tanışmakta idi ve Paris'e gitmeden önce evlenmişlerdi. Ali Hadi, Paris'teki Julian Akademisi’nde Henri Bouchard’ın öğrencisi oldu. Ayrıca Charles Despiau’dan özel dersler aldı, ünlü sanatçı Aristide Maillol'un yanında çalıştı. İlk yaptılarında Bouchard'dan ziyade Despiau ve Maliol'un etkileri görüldü. Bu etkinin hissedildiği ve 1929'da Paris'te Sonbahar Sergisi'nde yer alan "Havva Figürü", önemli bir anıtsal yapıtıdır. Havva, günümüzde İstanbul Resim ve Heykel Müzesi'ndedir. Sanatçının bilinen ilk heykeli olan 1928'de Paris Sonbahar Sergisinde sergilediği Bedia'nın Başı ise günümüzde kayıptır.
Ali Hadi, yurda döndüğünde Güzel Sanatlar Akademisi'ne kütüphane memuru ve asistan olarak girdi (1930). Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği'ne katılarak bazı sergilerinde yer aldı. 1933'te akademideki modelaj atölyesinin başına getirildi. Soyadı kanunu çıktığında "Bara" soyadını aldı (1934). İlk anıt eseri olan Adana Anıtı'nın açılışı 1935’te gerçekleşti, 1937'de askerliğini yaparken komutanının görevlendirmesi ile İstanbul Harbiye’deki Harbiye Atatürk Anıtı'nı gerçekleştirdi.
1941 - 1943 yılları arasında Zühtü Müridoğlu ile birlikte yaptıkları İstanbul Beşiktaş'taki Barbaros Anıtı klâsik heykel geleneğinin ilgi çekici örneklerindendir. Kaide üzerindeki kabartmaları Müridoğlu, figürleri Ali Hadi Bara yapmıştır. Ali Hadi, 1943 yılında ikinci kez askere alınarak Sarıkamış'a gitti. Askere alınma ve bütçe konusundaki sıkıntılar nedeniyle anıtın açılışı 25 Mart 1944 tarihinde onbinlerce kişinin katılımıyla gerçekleşti.
Sanatçı, 1946-1947 yıllarında Caddebostan Plajyolu'nda kendi atölye- evini tamamlayarak oraya yerleşti. Bu atölyeye geçtikten sonraki dönemde soyut sanatla ilgilendi ve 'soyuta geçiş' dönemini yaşadı. 1949 yılında yaz tatlini geçirmek ve sanattaki gelişmeleri takip etmek için Paris'e gittiğinde Paris'te öğrenim görmekte olan öğrencisi İlhan Koman, ilgisini yeni soyut sanat eserlerine çekmişti. Oradaki izlenimlerininin etkisiyle yurda döndükten sonra figüratif çalışmalardan uzaklaştı, soyut anlayışta eserler vermeye başladı. Feza Çağı adlı yapıtı, bu dönemdeki önemli yaptılarındandır.
1950 yılında tekrar Akademi'de göreve başlayan Ali Hadi Bara, ikiye ayrılan heykel atölyelerinden birisinin başına Zühtü Müridoğlu ile birlikte getirildi. 1951-1953 yılları arasında Anıtkabir çalışmalarına katkıda bulundu.
İlk demir heykellerini üretmeye 1954 yılında başladı. Akademide bir metal atölyesi kurulmasını sağladı. Kuramsal çalışmalara yoğunlaşarak İlhan Koman ve mimar Tarık Carım ile beraber Türk Grup Espas adıyla bir topluluk oluşturdu. Grup, Fransa'daki Groupe Espace adlı topluluğun düşüncelerine paralel olarak plastik sanatların sentezi konusu üzerinde durmaktaydı. 1956-1957 yıllarında Plajyolu'ndaki atölyesinden ayrılıp Kandilli'de, kayıkhanesini atölye olarak kullandığı bir yalıya taşındı. Bu atölye-evin plastik sanatların sentezi düşüncesi doğrultusunda yenilenmesi fikri uygulanamadı.
Sürekli uluslararası sergilere ve bienallere katılan sanatçını 1957 yılında 4. Sao Paolo binealine katılan eserleri büyük beğeni kazandı ancak birincilik ödülünü politik nedenlerle alamaması, kariyerindeki ilgi çekici bir gelişme idi. Kararı protesto eden Brezilyalı ve Uruguaylı sanatçılar, Bara'ya sanat çalışmalarından ötürü takdirlerini bildiren bir yazı sunmuşlardır.
1960'lı yılların ikinci yarısında demir levhalarla çalışmayı bıraktı, yeni arayışlara yöneldi ve organik formları inceledi. Uzayda yapılan keşifler onun koni, küre gibi yalın geometrik biçimlerle yaptığı çalışmalara esin verdi.
1970 yılında üst üste iki kez felç geçiren sanatçı, 30 Ağustos 1971 günü İstanbul'da hayatını kaybetti.

Bazı eserleri

  • 1932- Atatürk büstü ve Tevfik Fikret büstü
  • 1933- Mareşal Fevzi Çakmak büstü
  • 1933 - 1935 - Adana Anıtı
  • 1936 - Gemlik Atatürk Heykeli, ikinci bir Atatürk büstü ve Ahmet Rasim büstü
  • 1937- Harbiye Anıtı
  • 1937- Tors
  • 1938- Nazilli Atatürk Heykeli (Zühtü Müridoğlu ile)
  • 1939- Atatürk başı
  • 1941 - 1943 Barbaros Anıtı ( Zühtü Müridoğlu ile)
  • 1945-1946 - Berin Timuçin Başı, Güzin Bara Başı, Zonguldak Atlı Atatürk Anıtı ve Atlı İnönü Anıtı
  • 1952- Boşlukta Sürekli Biçim, Değişebilir Heykel, Tektonik, Boş-Dolu
  • 1956- 28. Venedik Bienali'ne katılan iki demir heykel
  • 1957 - 4. Sao Paolo Bineali
  • 1961 - 6. Sao Paolo Bienali, Paris Rodin Müzesi 2. Çağdaş Uluslararası Heykel Sergisi
  • 1966 - Paris Rodin Müzesi'nin Uluslararası Heykel Sergisi
  • Organik Form
  • Kompozisyon
  • Feza Çağı
  • Koni

14 Ağustos 2016 Pazar

Nazlı Ecevit

Nazlı Ecevit (d. 4 Ocak 1900, İstanbul - ö. 14 Ağustos 1985, Ankara) Türk ressamı.
Nazlı Ecevit 4 Ocak 1900 yılında İstanbul`da dünyaya geldi. Bülent Ecevit'in annesi olan Nazlı Ecevit, Darülmuallimat'ı (1915) ve Sanayi-i Nefise Mektebi Resim Bölümü'nü bitirdi (1922). İstanbul ve Ankara konservatuarlarında uzun süre öğretmenlik yaptı. Devlet resim ve heykel sergilerine katılıp tabloları Resim ve Heykel Müzesi'ne alındı. İstanbul Festivali Açıkhava Resim, Heykel ve Seramik Sergisi'nde İstanbul Arkeoloji Müzesi Müdürlüğü tarafından 1975'de 75 yaşındayken başarı madalyası verildi.
Nazlı Ecevit 14 Ağustos 1985 tarihinde 85 yaşında Ankara`da öldü.

GÖRSELLER







12 Ağustos 2016 Cuma

Nail Abbas Sayar


Nail Abbas Sayar (21 Mart 1923, Yozgat - 12 Ağustos 1999, İzmir), Türk köy edebiyatında önemli yeri olan Türk romancı ve şair.

 


Yaşamı

21 Mart 1923 tarihinde Yozgat’ta doğdu. 1941’de Yozgat Lisesi’ni bitirdikten sonra 1945 yılında evlendi ve İstanbul’a yerleşti. Dört dönem İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde Türkoloji eğitimi aldı ancak eğitimini yarıda bırakarak Yozgat’a döndü. Bir süre çiftçilikle uğraştı. Yeniden İstanbul’a giderek matbaa kurdu, 1953’te Yozgat’a dönerek İstanbul’daki matbaasında 15 günde bir çıkarttığı gazeteyi Yozgat’ta yayımlamaya devam etti ve böylece şehrin Bozlak adlı ilk yerel gazetesini çıkarttı. Yozgat’ın Bozok ve İleri gazetelerinde çeşitli yazıları yayımlandı. Kısa bir süre politika ile ilgilendi. Yozgat Demokrat Parti müteşebbis heyeti kurucuları arasında yer aldı ama politikaya olan ilgisini kısa zamanda yitirdi.
11.07.1989 yılında Ayvalık Lisesi Edebiyat Öğretmeni Hanife Ender Sayar'la ikinci evliliğini yaptıktan sonra Ayvalık, Balıkesir’e yerleşti. Edebiyatın yanı sıra resim sanatı ile uğraştı. 1990’larda Ankara, Antalya, Ayvalık ve İzmir’de sergiler açtı. 04.08.1999’da yatağında uyurken, gece yarısına doğru fenalaşarak beyin kanaması geçiren Sayar, bir hafta sonra 12 Ağustos 1999 tarihinde-9 Eylül Ünv. Tıp Fakültesi-İzmir ’de hayatını kaybetti. Mezarı Yozgat’tadır.
Abbas Sayar’ın bir oğlu vardır. Yozgat’ta askeri gazinonun bulunduğu bir sokağa adı verilmiştir.

Yazın Yaşamı

Yazmaya şiir ile başladı. Toplam 6 şiir kitabı yayımladı. Bu kitaplar çok dar bir çevrenin dışına çıkmadığından bugün bilinmemektedir. Ancak daha önce yayımladığı tüm şiirleri 1992 yılında derlenip Boşluğa Takılan Ses adıyla kitaplaştırılmıştır. 1999’da ölümünden sonra derlenebilen şiirleri ise Şiirler adıyla yayımlanmıştır.
1950’lerde roman türüne geçti. İlk romanı Yılkı Atını yazdıktan yaklaşık on - on beş yıl sonra 1970’de yayımladı. Yılkıya bırakılan bir atın doğadaki yaşam savaşını anlatan ve arka planda köy halkının yoksulluğu ve çaresizliğini sergileyen roman daha sonra filme uyarlanmıştır.
Yılkı Atı’nı yayımladıktan sonra ikişer yıl arayla romanlarını yayımlamayı sürdürdü. 1972’de yayımladığı Çelo, radyo oyununa (Nebahat Abla’yı Yitirdik adıyla)uyarlanmış; 1974’te yayımladığı Can Şenliği ise TV1'de dört bölümlük bir dizi film olarak gösterime sunulmuştur.
Yılkı Atı Romanının kapağı
Yazarın tek öykü kitabı Yorganımı Sıkı Sar 1976’da, Dik Bayır adlı romanı 1977’de yayımlandı. Takip eden yıllarda Tarlabaşı Salkım Saçak (1987, roman), Anılarda Yumak Yumak (1990, anı-roman), Boşluğa Takılan Ses(1991, şiir), Noktalar (1991, vecizeler) adlı kitaplarını yayımladı.
Abbas Sayar’ın yapıtları köy edebiyatı kategorisinde değerlendirilir. Yapıtlarında genellikle Orta Anadolu’yu anlatır. Romanlarında Türk köylüsünün nasıl yaşadığını bilmek, öğrenmek ve yaşam koşullarını değiştirmek gerektiğini aydınlara ve politikacılara haykırır.
El Eli Yur El de Yüzü adlı romanında ise politika ile uğraştığı dönemdeki anılarından yola çıkarak; 1954-1957 seçimlerinde Zağcıoğlu köyünün genel durumu, köylünün politikacılara bakışı; politikacılarla köy halkının birbirlerinden beklentilerini bir kara mizah örneği olarak gözler önüne serer.

Eserleri

Ödülleri

  • 1971 - TRT Roman Başarı Ödülü, Yılkı Atı
  • 1973 - TDK Roman Ödülü , Çelo
  • 1975 - Madaralı Roman Ödülü , Can Şenliği
  • 1987 - Yozgatlılar Dayanışma ve Kültür Derneği Şükran Plaketi
  • 1992 - Yibitaş Holding - Erdoğan M. Akdağ - 50.Sanat Yılı Plaketi
  • 1992 - Kültür Bakanlığı - Kültür Bakanı : D. Fikri Sağlar - 50.Sanat Yılı Plaketi
  • 1992 - Yozgatlılar Kültür ve Dayanışma Derneği - 50.Sanat Yılı Plaketi
  • 1992 - Gazeteciler Cemiyeti - Başkan : Osman Hakan Kiracı - Yozgat'ın İlk Gazetecisi Plaketi
  • 1995 – Edebiyatçılar Derneği Onur Plaketi ve Altın Madalya Ödülü
  • 1998 - Türkiye Yazarlar Sendikası - İzmir Kitap Fuarı 98 - Yazarlık Emeğine Saygı Plaketi
  • 1998 - Türkiye Yazarlar Derneği Ödülü

Bağlantılar

17 Mayıs 2016 Salı

Refik Fazıl Epikman

Refik Fazıl Epikman (d. 1902 İstanbul; ö. 17 Mayıs 1974 Ankara), Türk ressam
Davutpaşa İdadisi’nden sonra 1918 yılında Sanayi-i Nefise Mektebi’ne girdi. 1924 yılında Milli Eğitim Bakanlığı’nın açmış olduğu Avrupa sınavını kazanarak öğrenimine devam etmek üzere Paris’e gitti. Paris’te Julian Akademisi’nde Paul-Albert Laurents atölyesinde çalıştı. 1928 yılında öğrenimini tamamlayıp yurda döndüğünde İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi (Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’ne öğretmen olarak atandı. 15 Nisan 1929 tarihinde kurulan Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği’nin kurucu üyeleri arasında yer alır.
Birlik, Refik Epikman’ın dışında, Cevat Dereli, Şeref Akdik, Mahmut Cüda, Nurullah Berk, Hale Asaf, Ali Avni Çelebi, Zeki Kocamemi gibi ressam ve heykeltıraş Muhittin Sebati ile Ratip Aşir Acudoğlu gibi kurucu üyelerden oluşmaktadır. Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği, Türkiye Cumhuriyeti’nin resim alanında kurumsallaşmasının belirgin bir kanıtı olan, sanatçı birliği olarak kurulmuştur. Çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin resim alanında “Müstakiller” hareketi, Avrupa’da sanat alanında hızla ortaya çıkan değişimleri Türkiye’ye getirmeleri, bir başka değişle Müstakiller hareketinin, Türkiye Cumhuriyeti’nde eser veren sanatçıların ortak anlayış çerçevesinde bir araya gelerek “grup” kavramının ortaya çıkmasına neden olmaları bakımından önemlidir.
1931 yılında askerlik nedeniyle akademideki göreviden ayrılan sanatçı, askerde olduğu dönemde akademiye egemen olan, Osmanlı Ressamlar Cemiyeti üyelerinin engellemeleri nedeniyle, 1933 yılında askerlik görevinden döndüğünde, yeniden akademiye kabul edilmedi. Bunun üzerine Ankara Atatürk Lisesi’nde resim öğretmeni olarak göreve başladı, 1939 yılında ise Ankara Gazi Muallim Mektebi ve Terbiye Enstitüsü Resim-iş bölümüne atölye hocası olarak atandı.
1966 yılına kadar bu görevde kalan Refik Epikman, emekli olduktan sonra Halkevlerinde Güzel Sanatlar kolu başkanlığına getirildi. Resim uygulamalarının dışında çeşitli yayın organlarında yazdığı yazılar ile sanat olgusu adına önemli etkinlikler gerçekleştirdi. Sanat üzerine yazı ve kitaplarıyla, Türkiye’de sanat yayımcılığının emekleme aşamasının yaşandığı bir dönemde, önemli hizmetlerde bulundu. 1944’te düzenlenen 6. Devlet Resim ve Heykel Sergisi’nde üçüncülük ödülünü, 1974’te 35. Devlet Resim ve Heykel Sergisi’nde ise şeref ödülüne layık görüldükten 1 gün sonra 17 Mayıs 1974 tarihinde ölmüştür.
Çalışmalarını karma sergilerde sergileyen; ancak kişisel sergi açmayan sanatçı, ilk Türkiye Büyük Millet Meclisi binasının toplantı salonuna açılan odalarına Cumhuriyet’in ilanını konu alan büyük boyutlu resimler yaptı.

Sanat anlayışı

Epikmanın çalışmalarını resimsel dil açısından, dışavurumcu konstrüktif - kübist etkili ve soyut eğilimler olmak üzere iki grupta toplamak mümkün. Her iki grupta da konu seçiminde çeşitlilik hakimdir.
Epikman yurt dışına çıkmadan önce Akademi’de Çallı’nın yanında çalıştı.Bu sürede izlenimci akımın etkisi altında yetişti. Ancak Fransa’daki eğitiminden sonra yurda döndüğünde izlenimcilik anlayışından tamamen uzaklaşarak konstrüktif bir temelden hareket ederek resim yapmaya başladı, süreç içerisinde kübist anlayışın yansımalarını çalışmalarına dahil etti. Bu dönem resimlerinde kullandığı renk ve ışık, izlenimci resim anlayışından tamamen farklı özelliklere sahiptir. Bu özellikleri yansıtan en önemli eseri 1928 yılında yaptığı “Bar” adlı resmidir.
Refik Epikman'ın "Bar" adlı yapıtı

Bu resimde komposizyon içerisinde yer alan figürlerin kübist -kontrüktivist bir anlayışla biçimlendiği görülmektedir. Komposizyonda etkili olan ışık, loş bir ortamı betimleyecek niteliktedir.
Komposizyonun merkezinde yer alan dans eden çift, belirgin bir hareket etkisini yansıtmaktadır. Bu hareket etkisi, figürler üstüne düşen parlak ışık ve devinimin gereği biçim bozma çabasıyla desteklenmektedir. Resmin solunda yer alan kırmızı giysili figür, komposizyonun temasını oluşturan bar ortamda dans eden çiftlerin çoğulluğunu vurgulamak adına tamamlayıcı ögedir. Bu figür aynı zamanda yaşanılan mekanın, resim çerçevesinin sınırlarıyla sınırlı olmadığını göstermektedir.Ayrıca resim yüzeyinde kullanılan kırmızı ve sarı renklerin nitelikleri expresif bir tavrın varlığını da göstermektedir.
1950’lerden itibaren başlayan soyut eğilimler Refik (Fazıl) Epikman’ın resimlerinde 1960’lı yıllardan sonra etkisini göstermeye başlar. 1966 yılında yapmış olduğu “Statik Düzen” adlı eseri soyut anlayışın egemen olduğu önemli bir örnektir. Bu tarihlerde “Soyut Komposizyon” adı altında yaptığı resimlerinde tuval yüzeyine dağılan geometrik kuruluşları ve lekesel değerler ile görsel ve duygusal çağrışımları ortaya koymaktadır.
“Statik Düzen” adlı çalışmasından sonra ki bir tarihte yapmış olduğu “Vizyon III” adlı çalışmasında komposizyona hakim olan erkek figürü ile komposizyonda yer alan diğer unsurlar arasında varolan oransızlık, yeni eğilimin yanısıması olarak karşımıza çıkmaktadır.Bunun yanında soyut anlayışla yapmış olduğu diğer resimlerinden farklı olarak biçime bağlı kalmasına rağmen kübist bir tavrın egemen olduğu gözlemlenmektedir.
Ar, Ülkü, Güzel Sanatlar Dergisi gibi dönemin yayın organlarında sergi eleştirileri, sanat olayları ve sanat akımları ile ilgili yazılar da yazan sanatçı, Halkevi yayınları arasında çıkan 1944 yılında yazdığı 13-17. yüzyıllar arası “Klasik Ressamlar” , 1946 yılında yazdığı 17.,18. ve 19. Yüzyıl Dünya Sanatı adlı kitaplar sanat tarihi araştırmalarının ürünleridir.

Sandro Botticelli

Asıl adı Alessandro di Mariano di Vanni Filipepi olan, ama daha çok Sandro Botticelli ya da Il Botticello ("Küçük Fıçı") lakabıyla bilinen İtalyan ressam (1 Mart 1445 – 17 Mayıs 1510). ("Küçük Fıçı") lakabı aslında kuyumcu ağabeyi Antonio Filipepi'ye aittir. Ancak resim eğitiminden önce ağabeyinin yanında çıraklık yaptığı süreçte Alessandro da aynı lakap ile anılmaya başlanmıştır. Kuyumcu çıraklığını bırakarak genç yaşta Fra Filippo Lippi'nin atölyesinde resim, desen ve geometri öğrenmiştir. İlk yapıtlarından olan Yudit Öyküleri'nde (1472, Floransa, Uffizi Galerisi) Lippi'nin ve Lippi'den sonra yanlarında çalıştığı Antonio del Pollaiolo ve Verrocchio'nun etkileri görülür.
1470 yılında, henüz ilk tablolarıyla büyük ün kazanmıştır. Özellikle Müneccim Kralların Tapınması (1475-1476, Uffizi Galerisi) ve Madonna (Louvre Müzesi) bunlar arasında sayılabilir.
1481'de Papa IV. Sixtus tarafından Roma'ya davet edilmiş; Rosselli, Ghirlandaio ve Perugino ile birlikte Sistina Şapeli'nin süslemesinde çalışmıştır. Burada Musa'nın yaşamını canlandıran 3 fresk ile Şeytanın İsa'yı Ayartma Çabaları'nı yapmıştır. Bu eserlerinde zengin ayrıntılar görülür.
1480-1490 yıllarında, olgunluk döneminde Floransa'da Lorenzo de' Medici'nin korumasında sanat çalışmalarını sürdürmüştür. Bu dönemde, Primavera (İlkbahar) (1482, Uffizi), Venüs ile Mars (1483, Ulusal Galeri, Londra), Pallas Athena ile Kentaur (1485, Uffizi) gibi konusunu mitolojiden alan başyapıtlar gerçekleştirmiştir. Bu arada, kiliseler, dinsel dernekler için tablo siparişleri almıştır. Meryem'in Taç Giymesi (1488, Uffizi) bunlardan biridir.
Daha sonra zarif ve özgun kompozisyonlar içeren bir dizi Madonna resmi gerçekleştirmiştir. Bunlar arasında Şamdanlı Madonna (Berlin), Magnificat Madonna'sı (1485, Uffizi) ve Narlı Madonna (1487, Uffizi) sayılabilir. Resimlerinde pastel tonlar kullanır.
1491 yılında tanıştığı Savonarola'dan ve vaazlarından çok etkilenmiştir. Son yapıtlarında bu vaazların yarattığı çelişkilerin etkileri görülür. Pieta (1498, Münih Pinakothek'i), Çarmıha Geriliş (Cambridge, ABD), İsa'nın Doğumu (1500, Londra) bu eserler arasında sayılabilir. Ayrıca yoğun anlatım gücü ve güçlü desenlerle, Dante’nin İlahi Komedya'sını resimlemiştir.
VENÜSÜN DOĞUŞU
Botticelli, Rönesans resim sanatının gelişmesinde büyük rol oynamıştır. Kendisini deliliğin sınırına sürükleyen kaygısı, sanatına yön vermiştir. Uçucu ve coşkulu figürler çizmiştir. Ayrıca hastalık derecesine varan zerafet duygusu eserlerine kendine özgü, şiirsel bir hava verir. Yapıtlarında hareket ve duruşun inceliği, ince uzun bedenli, uzun boyunlu ve ciddi ifadeli kadının zarifliği zengin bir doku oluşturur. Botticelli dini konu alan tablolar yapmış olsa da, dinsel bir ressam değil, güzelliğe tutkun bir ressam olmuştur


PRİMAVERA

21 Nisan 2016 Perşembe

Şefik Bursalı

Şefik Bursalı (d. 1903, Bursa[1]- ö. 20 Nisan 1990[2]), Türk ressam.
1903 yılında Bursa'da doğdu. O zamanki adı Sanayi-i Nefise Mektebi olan İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi'nde İbrahim Çallı Atölyesinde öğrenim gördü. Okulu, birincilikle bitirdi. 1923'ten itibaren Galatasaray ve Akademi sergilerine Bursa manzaraları ile katıldı. Bir süre Avrupa'daki sanat merkezlerinde resim çalıştı. Yurda döndükten sonra İzmir, Konya ve İstanbul'da resim öğretmenliği yaptı; 1936'dan itibaren Ankara Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde öğretim üyesi oldu. 1987'de Mimar Sinan Üniversitesi tarafından kendisine profesörlük unvanı verildi. 20 Nisan 1990'da hayatını kaybetti.
Tablolarında genellikle Konya, Bursa ve İstanbul’un tarihi ve turistik görünümlerini ele alan ressam, doğduğu kent Bursa'yı ölümsüzleştirmeyi başarmıştır. Konya'da öğretmenlik yaptığı dönemin etkisi ile yaptığı Selçuk, Mevleana temalı resimleriyle ün kazanmıştır. Eserleri Atatürk'ün isteği üzerine 1937-1938 yıllarında Sovyetler Birliği ve Avrupa'nın çeşitli kentlerinde sergilenmiştir.
Ankara'da yaşamış oldugu ev ressamın vasiyeti üzerine Kultür Bakanlığı tarafindan Şefik Bursalı Müzesi olarak duzenlenmiştir. Bu müze-ev, resim alanında ilk özel müzedir.
Bursa'da yaşadığı sokağa ve bir sanat galerisine adı verilmiştir. Bursa'daki Kültürpark'ta büstü bulunur.
2000 yılından bu yana her yıl Kültür Bakanlığı tarafından ressamın adına resim yarışması düzenlenmektedir.

Ödülleri

  • 1930 Avrupa Konkuru Birincilik Ödülü
  • 1966 Devlet Resim Heykel Sergisi Ödülü
  • 1973 Devlet Resim Heykel Sergisi Ödülü
  • 1980 Devlet Resim Heykel Sergisi Ödülü
  • 1983 Devlet Resim Heykel Sergisi Ödülü
  • 1986 Kültür Bakanlığı Özel Ödülü

Kaynakça

  1. ^ "Şefik Bursalı". Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, Sanal Müze. http://sanalmuze.tcmb.gov.tr/sanalmuze/tr/sanat-koleksiyonu/s/137/SEFIK+BURSALI. Erişim tarihi: 24 Kasım 2015. 
  2. ^ "Ankara - Şefik Bursalı Müze Evi". Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü. http://www.kulturvarliklari.gov.tr/TR,43543/ankara---sefik-bursali-muze-evi.html. Erişim tarihi: 24 Kasım 2015.





8 Nisan 2016 Cuma

Pablo Picasso

   
Pablo Picasso
Picasso, 1962
Genel bilgiler
Doğum adıPablo Diego José Francisco de Paula Juan Nepomuceno María de los Remedios Cipriano de la Santísima Trinidad Ruiz y Picasso
Doğum25 Ekim 1881(1881-10-25)
Málaga, İspanya
Ölüm8 Nisan 1973 (91 yaşında)
Mougins, Fransa
Uyrukİspanyol
AlanıResim, Heykel, Baskı, Seramik
Sanat eğitimiJose Ruíz y Blasco (babası)
Madrid Sanat Akademisi
Katıldığı akımlarKübizm
Ünlü yapıtlarıAvignonlu Kızlar (1907)
Guernica (1937)
Ağlayan Kadın (1937)
Signatur Pablo Picasso
Kvinnohuvud1-hstd.JPG
Pablo Picasso, tam adı ile Pablo Diego José Francisco de Paula Juan Nepomuceno María de los Remedios Cipriano de la Santísima Trinidad Ruiz y Picasso (25 Ekim 1881 - 8 Nisan 1973), İspanyol ressam ve heykeltıraş. 20. yüzyıl sanatının en iyi bilinen isimlerindendir. Georges Braque ile birlikte kübizm akımının temelini atmıştır.

Hayatı

Picasso 25 Ekim 1881'de Malaga, İspanya'da doğdu. Babası bir ressam ve resim öğretmeniydi. Küçük yaşta resim yapmaya babası tarafından yönlendirildi. Resim yeteneği kısa sürede keşfedildi. 1895'te Barselona Güzel Sanatlar Okulu'na girdi. 1901 yılından itibaren anne soyadı olan Picasso'yu kullanmaya başladı. Eserleri İspanyol bir dergi olan Juventut'ta yayımlandı.
1900'de ilk kez Paris'e gitti. Dönemin yenilikçi sanatçılarının yaşadığı Montmartre semtinde bir süre para içinde yaşadı. Picasso yaklaşık 1901-04 arasındaki ilk dönem yapıtlarında sıradan insanların, sirk palyaçolarının, akrobatlarının resimlerini yaptı. Büyük kentlerdeki yaşam kadar, sirk yaşamı da ilgisini çekiyordu. Ne var ki, tablolarında bu yaşamın hüzünlü yanını yansıttı. Sanatçının bu dönemi 'Mavi Dönem' olarak tanımlanır.
Picasso, Georges Braque ile kübizmin temellerini atmış sayılmaktadır. 1907'den 1914'e kadar kübist olarak adlandırılan tarzda tablolar yapar. Kübist tabloların genel özelliği, geometri ve geometrik şekillerin kullanılmasıdır. Resmedilen nesneler geometrik formlar oluşturacak şekilde basitleştirilmiş yahut geometrik şekillere bölünmüştür. Kübizmin bir diğer özelliği de uzaydaki üç boyutlu bir cismi iki boyutlu yüzeye aktarma çabasıdır. Bu amaçla Picasso, şekilleri yanal yüzeylerine bölüştürüp her birini iki boyutlu yüzeyde göstermeye çalışır. Yine bu nedenden portrelerindeki insanların hem profili hem de önden görünüşü görülmektedir.
I. Dünya Savaşı sırasında Picasso, Jean Cocteau ile beraber Roma'da kalır. Burada sahne dekoratörü olarak çalışırken dansçı Olga Kokhlova'yla tanışır. Picasso ikinci eşi olan Olga Kokhlova ve oğlunun birçok portresini yapmıştır. (Paul en Pierrot, 1925, Picasso Müzesi, Paris)
20'li yılların başında ressam klasisizme geri döner: Trois Femmes à la fontaine (1921, Modern Sanat Müzesi, Paris). Ayrıca mitolojiden de esinlenir: les Flûtes de Pan (1923, Picasso Müzesi, Paris).
Picasso tanınan en üretken sanatçıdır. Guiness Rekorlar Kitabı'na göre, toplam resim, 100,000 baskı, 34,000 kitap resmi ve 300 heykel ve birçok seramik ve çizim üretmiştir.
Bir genelevdeki beş hayat kadınını gösteren ve Kübizm akımının en önemli örneklerinden biri olarak görülen ünlü eseri Avignonlu Kadınlar, Fransa'da 1907 yazında çizilmiştir
En tanınmış eseri Alman ordularının Guernica kasabasını bombalamasını anlatan Guernica adlı eseridir. Resim 1937'de yapılmıştır. Bu resim şu anda Madrid'de Reina Sofía Müzesinde bulunmaktadır. Picasso, bir sergisi sırasında kendisine, "Bu resmi siz mi yaptınız" diye soran bir Alman generaline, "Hayır, siz yaptınız" cevabını vermiştir. Bu resim Picasso'nun savaşa ve Guernica'nın bombalanmasına karşı duyduğu güçlü nefreti anlatmaktadır. Resimdeki insan ve hayvan figürleri acı, hüzün ve savaşa karşı duyulan nefreti yansıtmaktadır.
Ayrıca 1911 yılında Leonardo Da Vinci'ye ait Mona Lisa eserini, bu eserin doğduğu şehir, Floransa'ya kaçırmakla suçlandı.
Guernica tablosu

Dış bağlantılar