WİLLİAM CUTHBERT FAULKNER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
WİLLİAM CUTHBERT FAULKNER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Temmuz 2014 Cumartesi

William Cuthbert Faulkner

 



William Cuthbert Faulkner (d. 25 Eylül 1897 – ö. 6 Temmuz 1962) Nobel ödüllü, ABD'li yazar.

Yaşamı

Amerikan Modernist yazarların babası sayılan Faulkner, rakip gördüğü Ernest Hemingway'den farklı olarak, uzun ve karmaşık anlatımları benimsemiştir. Uyguladığı teknikler arasında bilinç akışı tekniği ve çoğul anlatı (multiple narration) teknikleri bulunur. 1930'larda Avrupa'daki deneysel geleneği izleyen ilk Amerikan yazarıdır.
25 Eylül 1897'de Mississippi'de doğan Faulkner, buradaki Güney geleneğinden oldukça etkilendiği bir çocukluk geçirdi. Daha sonra hayatının büyük bir bölümünü geçirdiği Oxford'daki Lafayette kasabasına taşındılar. Eserlerinde bahsettiği "Jefferson" Oxford'u, "Yoknapatawpha kasabası" ise Lafayette'i temsil eder. Büyük-büyük babası William Clark Falkner Konfederasyon ordusunda görev yapmış, tren yolu yaptırmış ve adını Tippah kasabası yakınındaki Falkner şehrine verdirmiş Mississippi'nin önemli karakterlerinden biridir. Aile soyadları Falkner olmasına rağmen, büyük ihtimalle görevli memurun hatası sonucu Faulkner olmuştur. Liseyi terkettikten sonra bir işte tutunamayıp "wastrel" (defolu mal) olarak anılmaya başlanmıştır. 1918'de, iki ailenin Faulkner'ın ev geçindiremeyeceğine karar verip ayırdıkları nişanlısı Estella Oldham'ın zengin ve yaşlıca olan Cornell Franklin'le evlenip Çin'e yerleşmesiyle büyük bir üzüntü yaşamış ve Yale öğrencisi olan Oxford'dan arkadaşı Phil Stone'un yanına, New Haven'a gitmiştir. Burada kâtiplik yapmış, Phil Stone'un onun için hazırladığı okuma programıyla klasikleri ve çağdaş yazarları okumuş, bu sayede Melville, Cervantes, Dostoyevski ve Conrad'ın eserlerine büyük hayranlığı oluşmuştur.
Daha sonra Toronto'da yardımcı pilotluk yapıp Oxford'a geri dönen yazar bu sefer Mississippi Üniversitesi'ne girmiş, burada "Marionettes" adlı bir grup kurup aynı adı taşıyan bir oyun yazmaya çalışmış fakat başaramamış ve 1921'de okulu bırakıp New York'a gitmiştir. Burada bir kitapçıda çalışmış ve Sheerwood Anderson'ın ileride eşi olacak olan Elizabeth Prall'la tanışıp arkadaşlık kurmuştur. Aynı yılın Aralık ayında Oxford'a geri dönmüş ve bu sefer de üniversitede postane müdürü olarak çalışmaya başlamıştır. 1924'de The Marble Faun(Mermer Tanrıça) adlı şiir kitabını basmıştır.
1925'de New Orleans'a gidip arkadaşı olan Elizabeth Prall sayesinde Sherwood Anderson'ın "çırağı" olmuş ve onun yönlendirmeleriyle Birinci Dünya Savaşı sonunda entellektüellerde ve toplumda görülen sıkıntı ve büyük üzüntüyü benimseyip, yine Anderson'ın yönlendirmesiyle 1926'da Soldier's Pay'i yazmıştır.
1929'a dek olan yazılarında şeytani özellikler taşıyan karanlık kötü kadın karakterler görülürken, 1928'de Estella'nın boşanıp dönmesi ve William Faulkner'ın onunla evlenmesiyle bu kadın modeli değişmiştir. 1929'da Sartoris'i yazmıştır. Bu eserinin önemli özelliği, Faulkner'ın ünlü Yoknapatawpha kasabası sembolünü ilk kullandığı kitabı olmasıdır. Aynı yıl ünlü eseri The Sound and the Fury'yi (Ses ve Öfke) yazmış ve büyük bir başarı kazanmıştır. 1930'da ise As I Lay Dying'de (Döşeğimde Ölürken) 40 mil ötedeki Jefferson'a gömülmek istediğini söyleyen Addie Bundren'in cenazesinin ailesi tarafında buraya götürülmesi anlatılır.
Paraya sıkıştığı bir dönemde, sırf satış yapması için 1931'de yayımlanan Sanctuary'yi (Kutsal Sığınak) yazar fakat beklediği kadar büyük satışı sağlayamaz. Daha sonra devam eden maddi sıkıntıları yüzünden ara ara Hollywood'da senaryo yazarlığı yapar. 1932'de ise Light in August'u (Ağustos Işığı) yazar. Bu eserde, Lena Grave, Joe Christmas ve Peder Hightower'ın geçmişe saptantılı hikâyeleri birçok anlatıcı kullanılarak anlatılır. 1936'da Absalom! Absalom!'u yazar.
Faulkner eserlerinde genel olarak Güney kültürünün çöküşü ve bozuluşunu, ve aile sevgisi ve gururunun yok oluşunu ele alır.
1949 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandıktan sonra, 1955'de Pulitzer Ödülü'nü alan Faulkner, 1962'de bir kalp krizi sonucu ölmüştür.

Eserleri

Türkçeye çevrilmiş eserleri

Soldier's Pay (1926)
  • Aşk ve Ölüm, çev. Vahdet Gültekin, Güven Yayınevi, 1968.
Sartoris (1929 / 1973)
  • Sartoris, çev. Gülten Yener, İstanbul: Can, 1985.
The Sound and the Fury (1929)
As I Lay Dying (1930)
Red Leaves (1930)
  • Kırmızı Yapraklar, çev. Ülkü Tamer, İstanbul: Ataç Kitabevi, 1959.
Dr. Martino (1931)
  • Doktor Martino, çev. Bilge Karasu, İstanbul: Yenilik, 1956.
That Evening Sun (1931)
  • O Akşam Güneşi, çev. Hamdi Koç, İstanbul: YKY, 1993.
Sanctuary (1932)
  • Lekeli Günler, çev. Özay Sunar, İstanbul: Altın Kitaplar, 1967.
  • Kutsal Sığınak, çev. Ender Gürol, İstanbul: Cem, 2000.
  • Tapınak, çev. Necla Aytür, İstanbul: YKY, 2007.
Light in August (1932)
  • Ağustos Işığı, çev. Murat Belge, İstanbul: Cem, 1968.
Absalom, Absalom! (1936)
  • Abşalom, Abşalom!, çev. Aslı Biçen, İstanbul: YKY, 2000.
The Hamlet (1940)
  • Köy, çev. Deniz Ilgaz, İstanbul: YKY, 2004.
Go Down, Moses (1942)
  • Kurtar Halkımı Musa, çev. Necla Aytür, İstanbul: YKY, 2002.
The Bear (1942)
  • Ayı, çev. Murat Belge, İstanbul: De, 1967.
Knight's Gambit (1949)
  • Duman, çev. Talât Sait Halman, İstanbul, Varlık Yayınları, 1952.
Mayday (1977)
  • Bir Mayıs Günü, çev. Semih Aközlü, İstanbul: Ara, 1989.

Döşeğimde Ölürken

 




Döşeğimde Ölürken, (özgün adı: As I Lay Dying), Amerikalı yazar William Faulkner'ın (1897 - 1962) yazdığı bir romandır.
Türkçeye Murat Belge tarafından çevrilmiştir (İstanbul: De, 1965).

Döşeğimde Ölürken üzerine


Faulkner, 1930'da yayımlanan Döşeğimde Ölürken'i, bir tour de force ("güç gösterisi") olarak tanımlamıştır. Yazarın beşinci romanı olup; başlığı, Homeros'un Odysseia'sının On Birinci Bölümünden, Agamemnon'un Odysseus'a söylediği sözlerden alınmıştır.
Roman, bilinç akışı tekniği, farklı anlatıcıları ve farklı uzunluktaki bölümleriyle bilinir; en kısa bölüm, yalnızca beş sözcükten oluşur: "My mother is a fish" ("Bir balıktır benim annem").
Uyarı: Yazının devamı, eserin konusu hakkında ayrıntılı bilgi içermektedir.

Olay örgüsü

Döşeğimde Ölürken, 15 farklı anlatıcının gözünden anlatılmış 59 bölümden oluşur. Konusu, Addie Bundren'in ölümü ve ailesinin onun Jefferson kasabasında gömülme arzusunu gerçekleştirme çabasıdır.
Faulkner'ın birçok yapıtında olduğu gibi, konu Mississippi'deki düşsel Yoknapatawpha County'de geçer (Yoknapatawpha County esinini Faulkner'ın doğduğu yer olan Mississippi'deki Lafayette County'den alır).

Karakterler

  • Addie Bundren
  • Anse Bundren
  • Cash Bundren
  • Darl Bundren
  • Jewel Bundren
  • Dewey Dell Bundren
  • Vardaman Bundren
  • Vernon Tull
  • Cora Tull
  • Lafe

Anlatı teknikleri

Roman, on beş farklı karakterin bakış açısını yansıtır: 59 bölümden her birini, bu on beş karakterden biri anlatır; aralarında, ölmüş olan ve tabutundan düşüncelerini dile getiren Addie de vardır. Yalnızca anlatıcıların adlarıyla anılan bölümlerden her biri, okurun aşama aşama, farklı algılamalar ve bakış açıları belirginlik kazandıkça, karakterleri daha derinlemesine tanımasını sağlar.
James Joyce gibi, Faulkner da bilinç akışı tekniğinin öncüleri arasında yer alır. Romancı bu tekniği ilk olarak Ses ve Öfke 'de kullanmıştır; bilinç akışı, Bundren ailesinden kişilerin iç monologları ve yolda rastladıkları kişiler yoluyla, Döşeğimde Ölürken'e baştan sona hâkim olan içtenlik duygusunun yaratılmasında en önemli etmenlerden biridir. Keza bu teknik, okurun yaşam ve varoluş üzerine, gündelik yaşamın varoluş metafiziği üzerine düşünmesini sağlar.
Addie Bundren'in anlattığı tek bölüm, bir kadın olarak Addie ancak ölümünden sonra sesini duyurabildiği için, edebiyatta feminizm ve annelik konularının ön plana çıkarılmasında önemli bir işlev üstlenmiştir.

Ses ve Öfke

 



Ses ve Öfke (The Sound and The Fury), Nobel Edebiyat Ödülü sahibi yazar William Faulkner'in 1929
yılında basılan üç yılda beş defa yeniden yazarak hazırladığı dördüncü romanıdır.
Ses ve Öfke, bilinç akışı tekniğinin en iyi örneklerinden biridir. Romanda olay örgüsü karmaşıktır; ayrı parçalar ayrı zaman dilimlerine aittir, genel bir bakışla romanın sondan başa doğru olduğu söylenebilir. Kitap dört bölümden oluşmaktadır; ilk bölüm zihinsel özürlü olan olan Benjy nin ağzından anlatılmıştır, ikinci bölüm ise Benjy'nin kardeşi Quentin'in intihar ettiği gün aklından geçenlerden oluşmaktadir, üçüncü bölümde 6 Nisan'da olanlar diğer erkek kardeş Jason'ın ağzından anlatılmıştır, dördüncü bölüm ise her şeyi bilen hikâyeci tarafından anlatılmıştır. ilk iki bölümde şimdiki zaman için geçmiş zaman kullanılır ve diğer bölümlere göre okuyucuyu yorucudur.
Uyarı: Yazının devamı, eserin konusu hakkında ayrıntılı bilgi içermektedir.

Konu ve karakterler

1929 yılında basılmış olmasına rağmen, Ses ve Öfke William Faulkner’ın yazdığı ilk romanlardan biridir. Pek çok eleştirmen ve Faulkner bizzat, kitabın yazarın yazdığı en iyi roman olduğu görüşündedir. Romanın konusu önde gelen Jason Lycurgus Compson’ın varisi Compson ailesinin çöküşüdür. Aileyi Jason Compson III ve eşi Caroline, onların dört çocuğu olan Jason IV, Quentin , Candance (Caddy) ve Maury ( ismi 1900’de Benjamin olarak değiştirilmiştir);Caroline’ın erkek kardeşi Maury Bascomb, ve zenci hizmetkarlarının ailesi Dilsey, Roskus ve çocukları Versh, T.P ve Frony oluşturur. Hikayenin çoğunun geçtiği yıl olan 1928’de, diğer önemli karakterler Caddy’nin gayri meşru kızı Quentin, ve Frony’nin oğlu Luster’dır.
Romanın ilk üç bölümünün her biri Compson ailesinin bir başka üyesi tarafından anlatılmaktadır; ilki Benjamin (Benjy) tarafından, ikincisi Quentin tarafından ( Jason III’ün oğlu olan) ve üçüncüsü ise Jason IV tarafından anlatılır. Okuyucular dördüncü bölümü Compson’ların ihtiyar zenci hizmetkarı Dilsey'nin anlattığını farkederler fakat bu üçüncü tekil şahıs ağzından bir anlatımdır. Romanı üç erkek kardeş ve bir hizmetkar anlatır ancak romanın merkezini aslında kız kardeş, Caddy oluşturur. Erkek kardeşlerden her birinin Caddy’nin önüne gelenle yatıp kalması hakkında farklı bir görüşü vardır. Benjy’ye göre Caddy onun şefkatli bakıcısıdır; Caddy’nin evliliği ve ahlaksız yaşam tarzından kaynaklanan yokluğu Benjy’nin hayatını cehenneme çevirmiştir. Quentin için, Caddy’nin ahlaksızlığı İç Savaş öncesi Güney’deki aile onurunun zedelendiğine dair bir işaret ve onu (Quentin) intihara sürükleyen olaydır. Jason’a göre ise Caddy’nin bu durumu onun iş fırsatını kaçırmasına sebep olmuştur ; fazlasıyla zahmetli olan masa başındaki işinin ve aynı zamanda da, onu soyup soğana çeviren hastalık hastası annesi, zihinsel özürlü kardeşi, isyankar gayri meşru yeğeni ve hizmetkarlarının ailesiyle eve tıkılıp kalmasının nedenidir.Romanın son bölümündeki anlatım Caddy’nin yaşam tarzı hakkında daha tarafsız bir tutum sergiler. Faulkner, romanın içinde olmayan Caddy karakteri ve onun hikâyesi etrafında döndüğünü bizzat doğrulamıştır; yazar çamurlu külotuyla ağacın tepesindeki küçük bir kız imajı olan basit bir fikirle yola çıktığını ve bunun “Alacakaranlık” isminde kısa bir öyküye dönüştüğünü söylemiştir; fakat Caddy karakterini o kadar sevmiştir ki bu kısa öyküyü bir romana çevirmiştir.
İlk üç bölüm bilinç akışı tekniği ile yazılmıştır, bu teknikte yazar karakterin düşüncelerini olaylara ve oluş sırasına çok dikkat etmeksizin olduğu gibi aktarır. Teknik en fazla Benjy’nin bilincinin zamanla geçmişten geleceğe atladığı ve geçmişteki olayları şimdiki zamandaymış gibi anlattığı ilk bölümde kendini belli eder. Quentin’in bölümü onun huzursuz ruh halinden dolayı zaman zaman benzer sekmeler yapsa da biraz da düzenlidir. Jason’ın bölümü ise neredeyse tamamen kronolojik olup ilk iki bölümden çok daha düzenlidir. Romanın okunmasını kolaylaştırmak amacıyla Faulkner bir keresinde farklı zaman dilimlerinin renkli bir mürekkeple basılması önerisinde bulunmuştur fakat bu fazlasıyla masraflıdır. Bunun yerine, ilk bölümde zaman değişimini belirtmek için bazı cümleleri italik olarak yazmıştır. Ancak italik yazılara rağmen hikâyenin okunması zordur.
Romanın çoğunun geçtiği ilk üç gün içerisinde pek fazla olay yaşanmaz; aksine bilinç akışı tekniğiyle yapılan anlatım, okuyucuyu Compson ailesinin tarihine götürüp bozulmakta olan bu Güneyli ailenin yaşamına ilk adımı attırır. Ailedeki sorunlu ilişkiler hepten sıradan fakat bir hayli trajik olup okuyucuyu derin bir girdaba doğru sürükler.