BOOK-PEOTRY etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
BOOK-PEOTRY etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Şubat 2017 Cuma

Vişne Bahçesi

Vişne Bahçesi (Rusça: Вишнёвый сад), Anton Çehov'un yazdığı ve ilk kez 17 Ocak 1904 tarihinde Moskova'daki Moskova Sanat Tiyatrosu'nun Constantin Stanislavski yönetmenliğinde sahnelediği oyun.
Eser, 19. yüzyılın son yıllarında gelişme yolundaki sanayileşmeye çalışan Rusya'da geçmektedir. Rusya'da o dönemde işçi sınıfı ve kapitalist sınıf belirginleşmişti. 1894-1904 yıllarında Çar II. Nikola Rusya'nın tek hakimiydi. Nikola döneminde en ufak bir muhalefet veya farklı görüşlere izin verilmiyordu.
Anton Çehov da bu oyunu II.Nikola baskısı altında yazmak zorunda kaldı. Halkta güven uyandırmayan Çar, toplumdaki huzursuzluğu gidermek ve tepkileri yatıştırmak için reform sözleri verdi. Ancak sözler yerine getirilmedi. Marksizm güçlenirken tiyatroda gerçekçilik etkinleşti ve işçi sınıfı sahnede temsil edilmeye başlandı.
Vişne Bahçesi dünyanın dört bir yanında 1904'ten beri defalarca sergilendi. Anton Çehov 44 yıllık oldukça kısa bir yaşam sürdürmüş olmasına rağmen, Rusya'da toplumsal anlamda önemli ve köklü değişiklikler yaşanan bir dönemde yaşadı. Doğduğunda halkın önemli bir bölümü tarım kölesi olarak çalışmaktaydı. Çehov'un yetişme döneminde ise, sanayi gelişmeye başladı ve kentlerde işçi sınıfı büyürken, tarımsal anlamda derebeyleri varlıklarını yitirmeye başladı. Burjuvazinin demokratik talepleri artmaya başlarken, aristokrasi zorbalaştı ve yazarın ölümünden sonra 1917 Ekim Devrimi gerçekleşti.
Vişne Bahçesi'nde Çehov, Rusya'nın tarihini, basit bir hikâye görünümünde, sıradan insanların hayatlarına yansıttı. Yazar aynı zamanda genel kanının aksine, Vişne bahçesi'ni dramdan ziyade komedi hatta yer yer fars olarak tanımladı.

Başlıca karakterleri

  • Lyubov Andreyevna Ranevskaya: Çiftlik Sahibi
  • Anya: Lyubov Andreyevna'nın kızı
  • Varya:Lyubov Andreyevna'nın evlatlık kızı
  • Leonid Andreyeviç Gayev:Lyubov Andreyevna'nın Ağabeyi
  • Pyotr Sergeyeviç Trofimov: Üniversite öğrencisi,öğretmen
  • Yermolay Alekseyeviç Lopahin:Tüccar
  • Boris Borisoviç Simeonov Pişçik:diğer çiftlik sahibi
  • Şarlotta İvanovna:Mürebbiye
  • Dunyaşa:Hizmetçi
  • Firs:Uşak
  • Yepihodov
  • Yaşa
  • Yolcu

Dış bağlantılar

4 Ocak 2017 Çarşamba

Veba

Veba (Fransızca: La Peste), Albert Camus'nün 1947 yılında yayınlanan romanıdır. Camus, romanda, Cezayir'deki Oran şehrinde yaşanan veba salgınını çeşitli satırarası okumaları ile anlamlandırılacak şekilde anlatmıştır. Kitapta yapılan analojilerin en önemlisi tüm Avrupa'ya adeta kara bir veba gibi yayılan Naziler'in Fransa'yı işgalidir. Fransa'nın İkinci Dünya Savaşı sırasında uğradığı Alman işgali ve Fransa'da işgale karşı oluşan Direniş (Résistance) hareketi romanda vebaya karşı alınan önlemler ile özdeşleştirilir. Kitabın sonuna kadar anlatıcının kimliği bilinmez.
İnsanların hayatla ölüm arasında kaldığı ince çizgiyi veba adını vererek tasvir eden Camus, dolaylı yoldan ateizmi de savunur. Eserde bir kahraman da bulunmaz.
 
Romanın bir diğer özelliği ise hikâyenin geçtiği Oran şehrini okuyucuya görüyor gibi yansıtmasıdır.

Konusu

Günün birinde fareler lağımlardan, kalorifer dairelerinden çıkıp sokaklarda ölmeye başlarlar. Başlangıçta kapıcılardan başka kimsenin ciddiye almadığı bu garip olay, zamanla vahim boyutlara ulaşır. Şehirde korkunç şeyler olmaktadır. Hızla yayılan mikrop nedeniyle ölüm insanlara da sirayet eder. Semptomlar açıkça vebaya işaret etmesine rağmen, 20. yy. da veba olacağına insanlar inanmak istemez. Olsa bile bunun kendi başların gelebileceğine inanamazlar. Veba ile karşı karşıya olduklarını uzun süre hep birlikte reddederler, adını koymazlarsa sonuçlarından da etkilenmeyeceklermiş gibi. Derken kısa sürede ölüm haberleri artar, durum korkunç bir hal alır. Katı önlemler alınır, şehir karantinaya alınır. Bundan sonra ne yaşanacaksa, hem herkesten uzak, hem herkesin gözü önünde yaşanacaktır.
Romanın en duyarlı bölümlerinden birinde, roman karakterlerinin kendi aralarında ne çok ölüm gördüklerini konuşurlarken, ölüm görmekten de beterinin, başkalarının ölümüne alışmak, onu sıradanlaştırmak olduğunu fark etmeleridir. Bu dünyadaki asıl veba, hissizleşmektir.

13 Aralık 2016 Salı

Tutunamayanlar

Tutunamayanlar, Oğuz Atay'ın ilk romanıdır. 1970 yılında TRT Roman Ödülü'nü kazanmıştır.
Çoğu yazar ve okuyucuya göre modern Türk edebiyatının en önemli eserlerinden biridir. Kullanılan dil ve anlatım şekli itibariyle edebiyatta bir devrim olarak kabul edilmektedir. Kitap belirli bir olayı sergilemekten çok; izlenimler, çağrışımlar, taşlamalar, ayrıntılar ve ruhsal çözümlemelerden oluşur. Berna Moran, bu kitabı hem içerik hem de biçimsel özellikleri bakımından Türk edebiyattında yepyeni bir evre olarak değerlendirmekte, Jale Parla ise Don Kişot'tan Günümüze Roman adlı çalışmasında modern ve postmodern roman bağlamında Atay'ın ve Tutunamayanlar'ın yerini belirtmektedir.

Konusu

Selim Işık'ın intihar ettiğini öğrenen Turgut Özben, ihmal ettiğini düşündüğü arkadaşının geçmişinin izini sürmeye ve Selim'in tanıdığı insanlar aracılığıyla onu tanımaya çalışır. Her insana farklı bir yönünü gösteren Selim'in görüntüsü, Turgut'un bu insanlarla konuşması sonucu okuyucunun ve Turgut'un gözünde netlik kazanacaktır. Romanda birçok kişi vardır ama her biri aslında Selim'in hayatındaki kişilerdir ve tüm anlatılanlar Selim Işık'ı aydınlatır. Selim Işık "düşünen ve sorgulayan insan"ın simgesidir ve bu yüzden "tutunamamış"tır.
Yıldız Ecevit'in yazdığı Ben Buradayım... adlı Oğuz Atay biyografisinin ardından, romanın pek çok otobiyografik öğe taşıdığı anlaşılmıştır.

Kaynakça

21 Nisan 2016 Perşembe

Drakula

Kitabın kapağı

Drakula, Bram Stoker'ın III. Vlad'dan yola çıkarak yazdığı roman.

Yazılış öyküsü

Bram Stoker,vampirler ve Drakula hakkındaki bilgilerini İngiliz gezgin Emily Gerard tarafından yazılan Ormanın ötesindeki topraklarından isimli gezi kitabından almıştır. Aslında Stoker, kitabın adının "Kont Wampyr"olmasını ve Avusturya'nın Steirmark bölgesinde geçmesini planlamıştı (bu hikaye'nin taslakları Dracula'nın bazı baskılarının başına eklenir). Fakat Gerard'ın III. Vlad, Romanya ve Transilvanya hakkındaki notlarını okuduktan sonra romanının adını "Dracula" olarak değiştirir. Stoker ayrıca orijinal romanın başında kullanmak istediği fakat sonradan ayrı olarak yayınladığı Dracula'nın Konuğu isimli bir öykü de yazmıştır.

Konusu

Drakula adlı kitap vampirleri konu almaktadır. Bazı yerlerde Transilvanya canavarı olarak da geçmektedir. Transilvanya'da yaşayan Drakula Şatosu'nun lordu olan ölümsüz Kont Drakula'yı yok etmeye çalışan bir grup insanın öyküsünü konu alır. 19.yüzyılda Jonathan Harker adlı genç bir avukat katibinin Transilvanya'da yaşayan Kont Drakula'nın Londra civarında satın aldığı çeşitli gayrimenkullerin satış işlemlerinin tamamlamak için Transilvanya'ya gitmesiyle başlar .Patronu Mr.Peter Hawkins'in isteğiyle bu yolculuğa çıkarken nişanlısı Wilhelmina "Mina" Murray'i zengin arkadaşı Lucy Westenra'nınWhitby'deki malikanesine bırakır ve Avrupa'ya gider.Ancak şatonun bulunduğu Karpat Dağları’na kadar giden yolculuk sırasında tuhaflıklar boy göstermeye başlar. Walpurgis gecesi'nde Transilvanya'ya vra Harker Kont'dan bir mektup alır.Transilvanya'da şatonun yakınlarında oturan insanlar Jonathan’ı kutsamakta, Tanrı’dan onu korumasını istemekte ve onu şatoya gitmemesi konusunda uyarmaktadırlar ama Harker ikna olmayınca kaldığı Handaki yaşlı bir kadın ona bir haç verir ve en azından bunu takmasını ister.Haçı takan Harker kontun ona yazdığı mektupta belirttiği üzere o gece arabayla Borgo Geçidi'ne gelir.Orada mektpta yazdığı gibi Kontun arabası onu beklemektedir ve Harker'ı alıp şatoya götürür.Yolda esrarengiz mavi alevler görür ve araba kurtlar tarafından kuşatılır.Ama yüzünü tam seçemediği arabacı bir işaretiyle kurtları kaçırır;sanki onlara hükmediyormuş gibi .Yorgunluktan bir kaç dakika kendinden geçen Harker uyandığında arabanın Karpat dağlarına bakan bir uçurumun kıyısına kurulmuş harap haldeki bir şatoya yaklaştığını görür.Arabacı Harker'ı şatonun girişinde bırakıp arabayı ahıra çeker.Bir kaç dakika sonra kapı açılır ve elinde bir fener olan,uzun boylu beyaz bıyıklı simsiyah giyinmiş bir adam Harker'ı karşılar.Bu Kont Drakula'dır.Kendini tanıtır ve Harker'ı içeri çağırır.O saate hizmetçilerinin şatoda olmadığını ve bu yüzden onun rahatını bizzat kendisinin sağlayacağını söyler ve kendisi erken yemek yediği için masada otururken onunla yemek yemeceği için özür diler.Yemek yerken Kont atalarından bahseder Hunların torunları olan Sekellerin soyundan olduğunu ve ailesinin Attila ve Kazıklı Voyvoda'nın soyundan geldiğini açıklar(Voyvoda'nın katıldığı savaşları sanki kendisi de oradaymış gibi detaylı anlatır.),ayrıca ondan İngiltere hakkında bilgi edinmek için bir ay şatoda kalmasını ister.Onun nazik tavırlarına rağmen şatoda bir esir olduğunu hisseder.Jonathan, şatodaki geçirdiği birkaç günün ardından şüpheler duymaya başlar.Kont Drakula gündüzleri hiç ortalarda görünmüyor, yemek yemiyor, hizmetçileri olduğunu iddia ettiği halde tüm işlerini kendisi gizlice yapıyordur.(Aslında kendisini şatoya getiren gizemli arabacının da kontun kendisi olduğunu anlar.) Kont'un öğüdüne karşın şatoda dolaşırken uyuya kalan Harker kendilerine Kız Kardeşler diyen üç kadın vampirle karşılaşır ve Kont tarafından kurtarılır.Daha sonra ona bunun bir rüya olduğunu söyler.Başka bir gece Kontun şatonun uçuruma bakan duvarında bir kertenkele yada yarasa gibi yürüdüğünü görür. Birkaç gün sonra şatoya bir takım işçiler gelir çeşitli toprak dolu sandıkları hazırlayıp yüklemeye başlarlar.Şatoyu gezen Jonathan, Kont’u içtiği kandan doyuma ulaşmış bir şekilde bir sandıkta uyurken bulur.Hazırlıklar yapıldıktan sonra Kont bir tabutun içinde diğer sandıklarla beraber Transilvanya'dan ayrılıp Varna limanından,Whitby'e gidecek Demeter adlı bir Rus gemisine (sandık içinde olarak) biner ve Harker'ı kız kardeşlere (yani Gelinlerine) eline terk eder. Bunu fark eden Jonathan şatodan kaçma planları yapmaya başlar. Harker canını Kendisi de Kont gibi şato duvarından inmeyi planlar. Bu sırada Jonathan’ın nişanlısı Mina Murrey ve onun yakın arkadaşı Lucy’ye döner hikaye. Mina Jonathan’dan aylarca haber alamaz.Lucy Lord Godalming'in oğlu Arthur Holmwood'la nişanlanmıştır.Mina'yı Arthur ve arkadaşları arkadaşları Teksaslı Quincey P.Morris ve Psikiyatrist Dr.Jack Seward'la tanıştırır.(Bu iki adam da Lucy'den hoşlanmış ve ona evlenme teklif etmişlerdir.Ama Lucy Arthur'u seçmiştir.)Dr.Seward aynı zamanda,Kont Drakula'nın satın aldığı Whitby'deki Carfax Manastırı'nın yanındaki akıl hastanesinin de yöneticisidir.hastanesindeki Renfield adındaki bir hasta çok garip davranmaktadır.Hayat ve ruh saplantılı bu hastabeslediği sinekleri örümceklere,örümcekleri de serçelere yedirmektedir,bunları bir üst tür'e yediremeyince kendisi yemektedir ve Dr.Seward'dan serçeleri yedirmek için bir kedi ister,ama isteği kabul edilmez.Seward tarafından Zoofagus(Yaşam yiyen) olarak tanımlanan Renfield "Efendisi"nin,"tüm hayatların efendisi"nin yakında geleceğini söyler.Birkaç hafta sonra fırtınalı bir gecede Demeter gemisi Whitby'e varır.Dehşet verici olansa iki haçla birlikte,geminin dümenine bağlı olan geminin ölü kaptanı tarafından kumanda edilmesi ve gemide başka hiç kimse olmamasıdır! (Kaptanın seyir defterinden yol boyunca mürettebatın gemide kendileriyle saklanan tehlikeli bir şey olduğundan şüphelendiğini-Bu Drakula'dır.- ve haklı çıktıkları, denizcilerin yol boyunca birer bire öldükleri öğrenilir.Gemini varmasından bir önceki gece ikinci kaptanın bu yaratığı görüp hançerini saplamaya çalıştığı,ama hançerin bu "şeyin" içinden dumandan geçer gibi geçtiği,bunu gören ikinci kaptanın da kurtulmak için denize atladığı anlatılır.Son gece kaptan yaşamı pahasına da olsa gemiyi karaya ulaştırmayı kafasına koyup avuçlarına birer haç sıkıştırıp,kendisin dümene bağlayacağını yazar.Defter burada biter.)Bir köpek şeklinde gemiyi terk eden Drakula Carfax'a yerleşir.Aynı gece Londra Hayvanat bahçesinden bir kurt garip bir şekilde kaçar (O da Drakula'nın etkisi altındadır.).Akıl hastanesi ve Westenra malikanesinin yakınlarında sık sık iri bir yarasa uçarken görülür.(Bu Drakula'dır) Drakula çeşitli hayvanlar vaat ettiği ve uzun zamandır etkisinde olan Renfield'ı kısa aralıklarla hücresinden çıkartır ve yakındaki Westenra malikanesinin kapılarını açmaya göndertir.(Bir vampir daha önce gelmediği bir yere ancak içeriden birisi davet ederse veya kapılar açıksa girebilir.) Malikanenin kapıları açılınca sık sık Lucy'i hipnotize edip bahçeye yanın çağırır ve kanını emer.Bir seferinde Mina'da onu uzaktan görür ama rüya gördüğünü sanır.Ancak Lucy’nin başına gelenler hiç normal değildir. Gece sesler duyup kalkıyor, uykusunda geziniyor, görünüşünde ise solgunluk görülüyor ve yorgunluk hissediyor. Lucy’yi tedavi etmek için gelen Dr. Seward Lucy’nin durumunu iyileştirmeye çalışır ama neler olduğunu bir türlü anlayamaz.Lucy bilinen bütün anemi belirtilerini göstermekte ama kaybedilen kanın nereye gittiğini anlayamamaktadır.Yardım istemek için Amsterdam Üniversitesinden hocası Metafizikçi,Profesör Dr.Abraham Van Helsing'den yardım ister.Van Helsing neler döndüğünü anlar.Lucy bir vampir tarafından ısırılmıştır ve öldüğü zaman o da bir vampir olarak dönecektir. Hep beraber Lucy'e sırayla kan verirler.(eskiden kan grubu bilinmiyordu.)Böylece Dr. Seward, Van Helsing ve Lucy’nin nişanlısı Arthur Godalming ile arkadaşları Quincey Morris, Lucy’yi bu durumdan kurtarmaya çalışıyorlar, ancak Lucy onu bekleyen sondan kaçamıyor.Mina sonunda Jonathan’dan mektup alıyor. Macaristan sınırında kendinden geçmiş olarak bulunmuş ve kurtarılmıştır. Budapeşte'deki bir hastaneye kaldırılmış olarak bulunan Jonathan hiçbir şey hatırlamıyor, elindeki tek şey tutmuş olduğu günlüğüdür. Mina da Jonathan’ı iyileştirmesi için Van Helsing’ten yardım isteyince tüm güçlerini, tüm bilgilerini birleştiriyorlar.Van Helsing haberleştiği dostu Macar tarihçi ve Türkolog Arminius Vambery'den Drakula'nın geçmişini araştırmasını istemiştir. Arminius'a göre Kont'un mensup olduğu Drakula (Basarab)hanedanı çok güçlü ve eski bir ailedir,ama zaman zaman karanlık güçlere eğilim gösteren fertleri olmuştur.Van Helsing Drakula'nın Kazıklı Voyvoda'nın torunu olmadığını,bizzat kendisi olduğunu açıklar.Adını Voyvoda Drakula olarak anar.(15. yüzyıldaki savaşları bulunmuş gibi anlatmasının sebebi budur.Çünkü zaten bulunmuştur.)Vampir olmasının yanında çok güçlü bir büyücü,simyacı ve şekil değiştirme ustasıdır.Karanlık sanatları Hermanstadt gölü kıyısındaki Scholomance kara büyü okulu'nda öğrendiğini ve İngiltere'ye gerçekleştirdiği bu seferi dört yüzyıldır planladığını anlatır.Stratejisi ve planları aynen yaşarken Tuna kıyılarında Türklerle savaşırken yaptığı gibidir.Şimdi tek amaçları Drakula’yı bulup başını kesmek ve kalbine kazığı çakmaktır. Dehşet burada başlar

Kontun özellikleri

Drakula adlı vampir, beyaz tenli, kırmızı gözlü, 20 insan gücünde, tırnakları uçlara doğru sivrilen, dudakları kırmızı ve beyaz, sivri köpek dişleriyle korkutucu görünüme sahiptir. Drakula adlı karakter bunun dışında tabutta uyuyan, gece dışarıda avlanıp, gündüz tabutunda saklanan bir gece canavarı olarak tasvir edilmiştir. Diğer özelliklerinden biri ise ölümsüz olmasıdır. Kurt, yarasa ve sıçan kılığına girebilmekte ve bu hayvanlara hükmedebilmenin yanında, bir delikten içeri sızabilmektedir. Ayrıca aynada görünmeme gibi bir özelliği de vardır. Yalnız modern kültürünün söylediğinin aksine güneş ışığıyla ölmez ve gündüzleri de dolaşabilir, ama gündüz saatlerinde gücü azdır. Yine de şafak, öğle vakti ve gün batımında biçim değiştirme gücü vardır.

Gerçek Drakula

Voyvoda 1456 yılında Osmanlılara esir düşmüş sonraki yıllarda ülkesi Eflak beyliğinin valisi olarak atanmayı başarmıştır. İlk yıllarda Osmanlılara vergisini düzenli ödemeye devam etse de sonraki yıllarda Avrupa ittifakına katılıp Osmanlı'ya baş kaldırmış ve tutsak ettiği askerleri türlü işkencelerle öldürmüştür. En tanınmış işkencesi kazıklara oturtmasıdır. Kazıkları makattan sokup sırt kısmından çıkartır. Ve kazıkladığı kişileri öldürmez, bunlar bir gün içerisinde kan kaybından, açlıktan yahut susuzluktan ölürler. Dracula bu yaptıklarından sonra Osmanlı İmparatoru, tarafından başı kesilerek idam edilmiştir. Romanın önermesine göre Voyvoda Dracula öğrendiği kara büyü ve simya teknikleri sayesinde ölümden kurtulmuş, bir vampire dönüşmüş ve 400 yıl hayatta kalmayı başarmıştır.

Kontun eşkali

Drakula romanda Jonathan Harker tarafından; "Yüzü güçlü -çok güçlü- kartal gibiydi, ince burnunda yüksek bir kemer, tuhaf bir şekilde kemerli burun delikleri vardı, alnı azametle kubbeleniyordu ve şakaklarındaki saçlar seyrekti, ama başka yerlerde boldu. Kaşları gürdü,burnunun üzerinde neredeyse bir araya geliyordu ve kendi gürlükleriyle kıvrılıyor gibiydiler. Ağzı ağır bıyığınının altından görebildiğim kadarıyla, kararlı ve azimli görünüşlüydü; tuhaf bir şekilde keskin dişleri vardı, bunlar dudaklarının üzerinde çıkıntı yapıyordu. Dudaklarının dikkat çekici kırmızılığı, o yaştaki bir adam için hayret verici bir canlılığa işaret ediyordu. Kulakları solgundu ve tepeleri oldukça sivriydi, çenesi geniş ve güçlüydü, yanakları zayıf, ama diriydi. Yarattığı genel etki sıradışı bir solgunluktu." eşkali tarihi prototipi III. Vlad'ın görünüşüyle aynıdır.
Kitapta vampir avcısı Gabriel Van Helsing'ten de bahsedilmektedir. Günlük şeklinde yazılmıştır.
Kitapta vampirler ölümden dönmüş olarak da betimlenmiştir. Genel olarak sıradışı bir güzellikte olmalarına rağmen ürkütücüdürler. Kırmızı gözleri, çan gibi çınlayan sesleri, beyaz tenleri ile doğaüstü güzellik oluştururken sivri dişleri ile ölümcül olmanın yanında kanını içtiği anda kendi türüne -vampire- çevirebilme özelliğine sahiptirler.

Karakterler

Dr.Abraham Van Helsing

Romanın esas kahramanıdır.Amsterdam Üniversitesinden bir tıp doktoru ve metafizik profesörüdür.Drakula'yla cesurca ve akıllıca yöntemlerle savaşır.

Kont Drakula

Romana adını veren Transilvanyalı vampir asilzadedir.400 yaşında olan Voyvoda Drakula.Yaşarken Tuna boylarında savaşmıştır.Vampir olmasının yanı sıra çok güçlü bir büyücü ve simyacıdır.III.Vlad'ın torunu olduğunu iddia olduğunu iddia etmesine rağmen aslında III. Vlad'ın ta kendisidir.Sekel kökenli olduğunu ve Attila Han'ın torunu olduğunu da iddia etmektedir.

Jonathan Harker

Kont Drakula'nın emlak alım işlemlerini tamalamak için Transilvanya'ya giden genç avukat katibi

Willhelmina "Mina" Murray Harker

Harker'ın nişanlısı ve Lucy'nin arkadaşı.Daha sonra Drakula tarafından ısırılır.Drakula çağırdığında ayağına geşlmesi için ona kendi kanından zorla içirir.Ama Drakula'nın ayağına gelmek yerine Dr.Van Helsing'in kendisini hipnotize etmesine izin vererek ,Doktor'un onun izini sürmesine yardım eder.Drakula öldürülünce laneti geçer ve serbest kalır.

Dr.Jack Seward

Van Helsing'in öğrencisi ve Arthur ve Quincey'nin arkadaşı.Zoofagus (Yaşam yiyen) hasta Renfield onun yönettiği Carfax akıl hastanesinde yatmaktadır.

Godalmimg Lordu Arthur Holmwood

Lucy'nin nişanlısı.Seward ve Quincey'nin arkadaşıdır.Lucy öldükten sonra Van Helsing'in Drakula'yı ypk etmesine yardım eder.

Lucy Westenra

Mina'nın zengin arkadaşı,Arthur'un nişanlısı.Drakula İngiltere'de ilk onu ısırmıştır.Van Helsing'in çabalarına rağmen ölüp vampir'e dönüşür.Ama Arthur ve Van Helsing sayesinde huzura kavuşur.

Quincey P. Morris

Arthur ve Sward'ın arkadaşı.Van Helsing'in Drakula'yı yakalamasına yardım eder ve Transilvanya'da avcı bıçağıyla Drakula'yı öldürür,ama aldığı dövüşürken aldığı yaradan o da ölür.Ölmeden Mina'nın lanetten kurtulduğunu görüp huzur ve mutlulukla son nefesini verir.Jonathan ve Mina ilk çocuklarına onun anısına "Quincey" adını verirler.

Renfield

Seward'ın yönettiği ve Drakula'nın satın aldığı Carfax manastırın yanındaki akıl hastanesnde kalan garip hasta.Drakula'nın kontrolü altındadır.

Drakula'nın gelinleri (kızkardeşler)

Drakula'Nın şatosunda yaşayan üç vampir kadın Van Helsing tarafından öldürülür.

Peter Hawkins

Harker'ı Transilvanya'ya gönderen hukuk firması sahibi.Ölürken şirketini Harker'a bırakır.

Sahne uyarlamaları ve devam romanları

Bram Stoker tarafından 1890'lı yıllarda yazılmaya başlanmış ve büyük ilgi uyandırmıştır. İlk yirmi beş yıl içinde iki sahne uyarlaması yapıldı. 1924 yılındaki ilk sahne uyarlamasını Hamilton Deane tarafından yönetilmiş, Dracula rolünü Raymond Huntley, Van Helsing rolünüyse yine Deane üstlenmiştir. 1927 yılında ABD'de oynanan ve John L.Balderstone tarafından yönetilen versiyonunda Dracula rolünü Bela Lugosi, Van Helsing rolünü Edward Van Sloan üstlenmiş ve 1931'de çekilecek filmin temeli atılmıştır.
Stoker'ın romanına değişik zamanlarda farklı yazarlar tarafından devam romanları yazılmıştır. 2005 yılında Elizabeth Kostova, Tarihçi romanında Drakula efsanesini tarihsel kökenlerine inerek anlatır. İspanyol yazar Rodolfo Martinez "Sherlock Holmes ve Ölülerin Bilgeliği" isimli öykü seçkisinde yer alan "Ormanın ötesindeki topraklardan" isimli öyküsünde Drakula ve efsanevi dedektif Sherlock Holmes'la karşı karşıya getirir. 2009 yılında Stoker'ın büyük yeğeni Dacre Stoker ve senarist Ian Holt yazarın arkasında bıraktığı elyazmaları ve notlardan yola çıkarak, hikaye hakkında çeşitli tahminlerde bulunarak Drakula/Ölümsüz isimli romanı yazmıştır.
1992'deyse yazar Kim Newman Drakula'nın Kraliçe Victoria'yla evlenip İngiltere'yi ele geçirdiği bir altenatif tarih eseri olan Drakula Günlükleri'ni yayınlar. Bu kitapta Kont Orlok, Dr. Moreau, Dr. Jekyll, Lord Ruthven, Sherlock Holmes ve Mycroft Holmes gibi edebiyat, sinema ve çizgi romanlardan pek çok popüler karakteri bir araya getirir. Ana karakterlerse Yüzyıl savaşları sırasında vampir olan Genevive Dieudone ve Diyojen kulübünden Mycroft Holmes'ün yardımcısı Charles Beauregard'dır. Newman bu esere iki tane devam kitabı yazmıştır (Kanlı Kızıl Baron 1995 ve Dracula Cha Cha Cha 1998).

Sinema adaptasyonları

1920 yılında Rus sinemacılar Drakula romanının ilk uyarlamasını yapmışlardır,ama bu film kısa süre içinde de kaybolmuştur.(Bir süre önce Sırbistan arşivinde bu film'e ait olduğu söylenen bir bölüm ele geçmiştir.Bu bölüm Drakula'ın Harker'ı şatosunda ağırladığı sahneyi içermektedir.Çoğu uzman bu kayıdın sahte olduğunu düşünmesine rağmen kesin bir kanıya varılmış değildir.Bu video Youtube'da yer almaktadır.[1])1922 yılında Almanya'da Friedrich Wilhelm Murnau tarafından çekilen Nosferatu, Bir Dehşet Senfonisi isimli bir korsan uyarlamadır. Daha sonra 1931 yılında Tod Browning'in yönetmenliğinde Universal Studios tarafından sinemaya uyarlanmıştır. Baş rollerinde Bela Lugosi, Hellen Chandler, David Manners, Edward Van Sloan ve Dwigth Frye oynamıştır. Drakula (film, 1931). Türkiye'de 1953 yılında çekilen Drakula İstanbul'da Drakula'nın vampir dişleriyle göründüğü ilk filmdir. Mehmet Muhtar'ın yönetmenliğinde ve Turgut Demirağ'ın yapımcılığında çekilen filmde Drakula rolü Atıf Kaptan'a emanet edilmiştir. İngiltere'de 1957 yılında Hammer Şirketi, Terence Fisher'ın yönetmenliğinde The Horror of Dracula'yı çekti. Amerika'da dağıtımını Warner Bros'un yaptığı bu ilk renkli Drakula filminin Baş rollerinde Peter Cushing, Michael Gough, Melissa Stribling ve Christopher Lee yer almıştır. Hammer firması bu filmin başarısının ardından altı tane devam filmi çekmiştir. 1977'de BBC Kont rolünü ünlü Fransız aktör Louis Jourdan'a, Van Helsing rolünü Frank Finlay'a teslim ederek Count Dracula'yı çeker. 1988 yılında İngiliz kanalı Cosgrove Hall, Drakula'nın bir parodisi olarak Kont Duckula çizgi dizisini çeker. Bu dizi yanlış giden bir diriltme töreni sonucu vejetaryen olarak yaşama dönen vampir-ördek Kont Duckula ve düşmanı Dr. Von Goosewing (Van Helsing'in parodisi) hakkındadır. 1992 yılındaysa Francis Ford Coppola'nın yapımcılığını ve yönetmenliğini yaptığı filmde Gary Oldman, Winona Ryder, Keanu Reeves ve Anthony Hopkins rol alarak beyazperdeye uyarlanmıştır (Bram Stoker's Dracula). 2004 yılında Universal Studios eski korku filmlerini anmak için çektiği Van Helsing filminde Kont'u diriltmiştir. Gabriel Van Helsing rolünü Hugh Jackman'a, Drakula rolünü Richard Roxburgh'a emanet etmiştir. 2006 yılında BBC yeni bir Drakula uyarlaması çeker ve yönetmenliği Bill Eagles'a verir. Drakula rolünü Marc Warren, Van Helsing rolünüyse David Suchet üstlenir. Ekim 2013 ve Ocak 2014 arasında NBC kanalı Londra Carnival Films ortaklığıyla orijinal romanın yeni bir yorumu olan bir dizi Dracula dizi 2013 yayınlamıştır. Drakula'yı Jonathan Rhys Meyers, Van Helsing'i Thomas Kretschmann, Mina ve Drakula'nın eski karısı İlona'yı Jessica De Gouw, Jonathan Harker'ı Oliver Jackson-Cohen, Lucy Westenra'yı Katie McGrath ve Renfield'ı Nonso Anozie canlandırmıştır.
2012 yılında Sony Pictures Animation, Otel Transilvanya'yı çekerek Drakula ve eski Korku sineması canavarlarını onurlandırmıştır.Adam Sandler Drakula'yı seslendirirken,Selena Gomez de kızı Mavis'i seslendirmiştir.Sony şu anda serinin ikinci filmi üzerinde çalışmaktadır.
2014'te Universal Studios Drakula'nın kökenini ve vampire dönüşümünü anlatan bir film serisi'nin ilkini çeker Dracula: Başlangıç. Kont Drakula/III. Vlad'ı Luke Evans, II.Mehmet'i Dominic Cooper, Drakula'nın karısı Mirena ve Mina Harker'ı Sarah Gordon canlandırmıştır. 2015'te Universal Stephen Sommers'ın Mumya ve Van Helsing filmlerini yeniden çekmeye karar vermiştir.Stüdyo Van Helsing'in yönetmen Rupert Sanders'a emanet etmiş ve yeni Van Helsing olarak Tom Cruise'u seçmiştir. Universal bu yeniden çevrimlerle Van Helsing ve Mumya'nın hikayelerinin aynı evrende geçmesini ve tıpkı Marvel filmleri gibi birbirlerinin devam filmlerinde yer almalarını planlamaktadır.Proje şu anda yapım aşamasındadır.[2] Projenin ilk ayağının Dracula:Başlanıç olduğu biliniyor.

Kaynakça

  • Drakula ya da Kazıklı Voyvoda;Eflak Prensi III:Vlad Tepeş'in yaşamı Radu R. Florescu / Raymond T.McNally Doğan Kitap 2000
  • Drakula Ölümsüz Dacre Stoker/Ian Holt Artemis Yayınları 2010

    20 Nisan 2016 Çarşamba

    Morgue Sokağı Cinayetleri

    Morgue Sokağı Cinayetleri[1] (İng. The Murders in the Rue Morgue), Edgar Allan Poe tarafından yazılan ve ilk defa 1841'de Graham's Magazine'de yayımlanan öykü. İlk dedektiflik öyküsü olarak kabul edilen[2][3] Morgue Sokağı Cinayetleri'ni Poe, "uslamlama öyküleri" olarak grupladığı öyküler arasında saymıştır.[2] Ancak, E. T. A. Hoffmann'ın Matmazel Scuderi (1819)[4] ve Voltaire'in Zadig (1748)[5] öyküleri gibi, benzer temaya sahip daha eski öyküler de mevcuttur.
    Öyküde C. Auguste Dupin, Paris'te iki kadının vahşice öldürüldüğü cinayetin sırrını çözer. Olay sırasında birçok tanık şüpheliyi duymuştur ancak hangi dili konuştuğunu anlayamamıştır. Ayrıca cinayet mahalinde Dupin, insana ait olmayan kıllar bulur. İlk gerçek dedektiflik öyküsü olarak değerlendirilen bu öyküde Dupin karakteri, Sherlock Holmes ve Hercule Poirot gibi sonraki birçok hayalî dedektifin kullanacağı edebi araçları ilk defa kullanır. Poe'nun zeki dedektif karakteri sonraki birçok karakter için örnek olmuştur. Ayrıca, anlatıcı rolündeki yakın arkadaş, öykünün sonunda önce varılan sonucun açıklanması ardından bu sonuca nasıl varıldığının anlatılması gibi unsurlar, sonraki dedektiflik öykülerinde de kullanılmıştır. Dupin karakteri Poe'nun daha sonraki Marie Rogêt'nin Sırrı ve Çalınan Mektup öykülerinde de yer alır.


    Özet

    Öykü, Paris'teki hayalî bir sokak olan Rue Morgue'da yaşayan Madame L'Espanaye ve kızının kafa karıştırıcı biçimde öldürülmelerini anlatır. Gazete haberlerine göre annenin boynu neredeyse tamamen kesilmiş ve başı gövdesine ufak bir deri parçasıyla bağlı kalmıştır. Kız ise önce boğulmuş, ardından şöminenin baca boşluğuna sıkıştırılmıştır. Cinayet, dördüncü katta bulunan, dışarıdan girişin mümkün olmadığı ve içeriden kilitlenmiş bir odada gerçekleşmiştir. Cinayeti duyan komşuların ifadeleri birbiriyle çelişir çünkü her biri katilin farklı bir dilde konuştuğunu söylemektedir. Katilin konuşmaları belirsizdir ve tanıklar aslında hangi dil olduğunu net olarak anlamadıklarını itiraf ederler.
    Paris'in yerlisi C. Auguste Dupin ile arkadaşı olan ismi belirsiz anlatıcı, gazete haberlerini ilgiyle takip ederler. Toplumdan uzak yaşayan ve ziyaretçi kabul etmeyen bu iki arkadaş, eski dostlarıyla ilişkiyi kesmiş, sokağa ise yalnız geceleri çıkmaya başlamıştır. Anlatıcı bu durumu "sadece kendi içimizde yaşıyorduk"[1] sözleriyle anlatır. Cinayete ilişkin olarak, hakkında delil olmamasına rağmen Adolphe Le Bon isimli bir adamın tutuklanmasıyla olaya ilgisi artan Dupin, polise yardım etmeyi teklif eder.
    Şahitlerin, katilin hangi dili konuştuğu hakkında uzlaşamaması üzerine Dupin, duyulanın insan sesi olmadığına karar verir. Cinayet mahalinde bulduğu sıradışı kılların insana ait olmadığı sonucuna varır. Gazeteye ilan vererek bir "Ourang-Outang" kaybeden olup olmadığını sorar. İlan üzerine Dupin'in evine gelen bir denizci kayıp orangutanının bulunması için ödül teklif eder. Dupin denizciye Rue Morgue'da işlenen cinayetler hakkında neler bildiğini sorar. Denizci, Borneo'da bir orangutan edindiğini, ancak hayvanın denizcinin usturasını çalarak kaçtığını, takip ettiği hayvanın bir yıldırımsavar
    direğine tırmanarak Rue Morgue'daki dairenin penceresinden içeri girdiğini itiraf eder.
    Odaya giren orangutanın denizciden gördüğü biçimde traş etmeye çalıştığı Madame L'Espanaye şaşkınlıktan kendisini savunamamıştır. Ortaya çıkan kanlı durum karşısında heyecana kapılan hayvan genç kızın boğazını öldürünceye kadar sıkmış, ardından suçluluk duygusuyla cesedi saklamak için bacanın içine sıkıştırmıştır. Cinayeti duyunca paniğe kapılıp kaçan denizci, orangutanın da ortadan kaybolmasına sebep olmuştur. Dupin'in olayı bu şekilde aydınlatması üzerine bölge komiserinin tepkisi herkesin kendi işine bakması gerektiğini söylemek olur.


    Dupin'in denizciye cinayetleri sorduğu an. Byam Shaw'un 1909 tarihli bir Londra baskısı için yaptığı illüstrasyon

    Temalar ve analiz

    Arkadaşı Dr. Joseph Snodgrass'a yazdığı bir mektupta Poe öykü hakkında, "öykünün teması, bir cinayeti ortaya çıkarma konusundaki hüner" demiştir.[6] Dupin profesyonel bir dedektif değildir, Rue Morgue'daki cinayetleri araştırmaya kendini eğlendirmek için karar verir. Ayrıca, gerçeği ortaya çıkarmayı ve yanlış yere suçlanan adamı kurtarmayı ister. Bu işten para kazanmayı düşünmediği gibi orangutanın sahibinin hayvanın bulunması için sunduğu ödülü de reddeder.[7] Gerçeğin ortaya çıkmasıyla suç ortadan kalkar çünkü ne orangutan ne de sahibi bu olayda suçlu bulunabilir.[8] Sonraki dedektiflik öykülerinde olsa, tutuklanan şüpheli M. Le Bon ilgiyi başka yöne çekmek için öne sürülen bir unsur olarak kullanılırdı, ancak Poe öyküde bunu yapmamıştır.[9]
    Dupin'in metodu, okumanın ve yazılı iletişimin önemini vurgular. Gazetelerdeki haberler Dupin'in merakını uyandırır; "Cuvier" isimli birinin - muhtemelen Fransız zoolojist Georges Cuvier - yazdıklarını okuyarak orangutanlar hakkında bilgi edinir. Bu metod okuyucuyu da kapsar çünkü okuyucu ipuçlarını kendi okuyarak öyküyü takip eder.[10] Poe aynı zamanda sözlü iletişimin de önemini vurgular. Örneğin Dupin denizciye cinayetler hakkında ne bildiğini sorduğu an, denizci birden kendisi de ölüyormuş gibi davranmaya başlar:[11] "Denizcinin yüzü boğuluyormuşçasına kıpkırmızı kesilmişti... bir an sonra tekrar sandalyesine çöktü. Zangır zangır titriyordu. Yüzü sanki ölümün ta kendisiydi."[1]
    Poe'nun Morgue Sokağı Cinayetleri'ni yazdığı dönemde, şehirlerin gelişmesinin bir sonucu olarak suç olgusu insanların zihninde ön planda yer almaya başlıyordu. Londra'da ilk profesyonel polis gücü kurulmuştu; ABD şehirlerinde ise gazetelerde cinayet ve mahkeme haberleri çoğaldıkça, polis gücü kurmanın bilimsel yöntemleri tartışılmaya başlıyordu.[2] Poe Morgue Sokağı Cinayetleri'nde, daha sonra Kalabalıkların Adamı gibi birçok öyküsünde kullanacağı bir şehir teması kuruyordu.[12]
    Öyküde ayrıca, akıl gücü ile kaba kuvvetin çatışmasını anlatan bir metafor vardır. Orangutan ve sahibi ile betimlenen fiziki güç vahşeti temsil eder: orangutan cinayetleri işlemiştir, sahibi ise hayvana kırbaç ile işkence ettiğini itiraf eder. Dedektifin zihin gücü ise, bunların şiddetine galip gelir.[13] Öykü aynı zamanda, Poe'nun "dünyadaki en şiirsel konu" olduğunu düşündüğü ve eserlerinde sıklıkla yer verdiği güzel bir kadının ölümü temasını da içerir.[5][14]

    Edebî değeri ve tepkiler

    Poe'nun biyografi yazarı Jeffrey Meyers öykünün önemini "dünya edebiyat tarihini değiştirdi" sözleriyle anlatır.[3] Sıklıkla ilk dedektiflik öyküsü olarak anılan Morgue Sokağı Cinayetleri'nin kahramanı Dupin, Arthur Conan Doyle'un Sherlock Holmes'ü ve Agatha Christie'nin Hercule Poirot'su gibi birçok hayalî dedektif için prototip olmuştur. Bu öykü türü, genel gizem öykülerinden farklıdır çünkü sırrı çözmeye yönelik analiz sürecine odaklanır.[15] Poe'nun dedektiflik öykülerinin ortaya çıkmasındaki rolü, Mystery Writers of America tarafından her yıl verilen Edgar Ödülü'yle anılır.[16]
    Öykü, gizem edebiyatının temel özellikleri olacak birçok unsurun da ortaya çıkmasını sağladı: Tuhaf davranışları olan fakat oldukça zeki dedektif, beceriksiz polisler, yakın bir akadaşın birici şahıs anlatımı. Poe ayrıca polisi, dedektifin zıddı olarak ve sevimsiz biçimde betimledi.[17] Bunun yanı sıra, dedektifin önce vardığı sonucu açıkladığı, ardından bu sonuca nasıl vardığını ayrıntılarıyla anlattığı anlatım tekniği de ilk defa bu öyküde kullanıldı.[18] Öykü ayrıca, polisiye edebiyatın ilk kilitli oda gizemidir.[19]

    İlham

    Poe'nun Morgue Sokağı Cinayetleri'ni yazdığı dönemde, çeşitli problemleri çözen benzer karakterlerin yer aldığı başka öyküler de mevcuttu ancak dedektif sözcüğü henüz kullanılmıyordu.[5] E.T.A. Hoffmann'ın 1819 tarihli Das Fräulein von Scuderi öyküsündeki Mademoiselle de Scuderi, 18. yüzyılda yaşayan bir çeşit Miss Marple'dı ve bir kuyumcu cinayetinin baş zanlısının masum olduğunu kanıtlıyordu. Bu öykü bazı kaynaklarda ilk dedektif öyküsü olarak geçer.[4] Voltaire'in 1748 tarihli Zadig eserinde de ana karakter benzer analiz teknikleri uygular.[2] Poe bu öyküde, analitik incelemeleri ele aldığı Maelzel'in Satranç Oyuncusu ve Bir Haftada Üç Pazar gibi önceki öykülerini de geliştirmiş olabilir.[2]
    Poe öykünün dönüm noktasını oluştururken büyük ihtimalle, Philadelphia'daki Masonic Hall'da Haziran 1839'da sergilenen orangutanın halkta yarattığı etkiden ilham aldı.[3] Baş karakterin adının ilham kaynağı ise muhtemelen, Burton's Gentleman's Magazine'de 1828 yılında yayımlanan "Unpublished passages in the Life of Vidocq, the French Minister of Police (Fransız Polis Bakanı Vidocq'un Hayatının Yayımlanmamış Bölümleri)" başlıklı bir dizi öyküde adı geçen "Dupin" karakteriydi.[20] Analitik düşünen bir adamın bir cinayeti ortaya çıkarttığı bu öyküyü Poe büyük ihtimalle okumuştu ancak iki öykünün konuları birbirine çok az benzemektedir. Öte yandan her iki öyküdeki maktullerin boğazları, kafaları neredeyse kopacak kadar derin kesilmiştir.[21] Ayrıca Morgue Sokağı Cinayetleri'nde Dupin, Vidocq'tan "iyi bir tahminci" sözleriyle bahseder.[22]
    Morgue Sokağı Cinayetleri ve yazarı, öykü ilk yayımlandığında önemli bir yeniliğin ortaya çıkmasını sağladıkları için övgü topladılar.[5] The Pennsylvania Inquirer gazetesindeki bir yazıda Poe'dan, "öykü Bay Poe'nun dahi bir adam olduğunu kanıtlıyor... kimsede görmediğimiz yaratıcı bir gücü ve yeteneği var" cümleleriyle bahsedildi.[19] Poe ise, Philip Pendleton Cooke'a yazdığı mektupta, bunun büyük bir başarı olmadığını söylüyordu:[23]
    Bu uslamlama öyküleri popülerliğinin çoğunu yeni bir tür olmalarından alıyor. Zekice olmadıklarını söylemek istemiyorum - ama insanların düşündüğü kadar zekice değiller - zekiceler, en azından metod ve metodun havası açısından. Morgue Sokağı Cinayetleri'nde örneğin, çözmek için özellikle attığın bir düğümü kendi kendine çözmenin neresi zekicedir ki?[6]
    Çağdaş okurlar ise, Poe'nun yerleşmiş bir anlatım geleneğini ihlal etmesini olumsuz karşılayabilirler: Okuyucu, öyküyü okudukça sonunu tahmin edebilir olmalıdır. Bu öykünün sonundaki dönüm noktası ise, Poe açısından "kötü kaderdir" çünkü birçok okuyucu mantık çerçevesinde bir orangutanı şüpheli listesine koymayacaktır.[24]

    Yayımlanma geçmişi



    Poe'nun özgün elyazmasında Morgue Sokağı Cinayetleri
    Poe'nun öyküye verdiği ilk başlık Murders in the Rue Trianon (Trianon Sokağı Cinayetleri)'du, ancak yazar daha sonra öyküyü ölümle daha ilişkili göstermek için başlığı değiştirdi.[25] Morgue Sokağı Cinayetleri ilk defa Graham's Magazine'in Nisan 1841 sayısında, Poe dergide editör olarak çalışırken yayımlandı. Yazarın öykü için aldığı 56 dolarlık ödeme nispeten yüksekti, çünkü örneğin Kuzgun için yapılan ödeme 9 dolardı.[26] 1843'te Poe, öykülerini içeren bir dizi kitapçık yayımlamaya karar verdi ancak sadece ilk kitapçık yayımlanabildi. Bu kitapçıkta Morgue Sokağı Cinayetleri, bir hiciv öyküsü olan Bitmiş Adam ile birlikte yer aldı. Kitapçığın fiyatı on iki buçuk sentti.[27] Öykünün bu versiyonunda, ilk yayımlanan hâline göre 52 değişiklik yapılmıştı.[28] Öykü daha sonra Wiley & Putnam tarafından yayımlanan Poe öyküleri derlemesi olan ve basitçe Tales (Öyküler) başlığıyla basılan kitapta da yer aldı. Bu derlemedeki öykülerin seçimine Poe müdahil olmadı.[29]
    Poe'nun, öykünün devamı olarak yazdığı Marie Rogêt'nin Sırrı ise Aralık 1842 ile Ocak 1843 arasında tefrika edildi. Bu ikinci öykü, A Sequel to "The Murders in the Rue Morgue" ("Morgue Sokağı Cinayetlerinin" Devamı) alt başlığını taşısa da, her iki öyküdeki ortak özellikler C. Auguste Dupin'in varlığı ve öykülerin Paris'te geçmesi ile sınırlıydı.[30] Dupin daha sonra Çalınan Mektup isimli öyküde de yer aldı. Bu öykü hakkında Poe, James Russell Lowell'a yazıldığı Temmuz 1844 tarihli bir mektubunda "belki de uslamlama öykülerim arasında en iyisi bu" demişti.[31]
    Öykünün Graham's Magazine'deki ilk baskıya kaynak olan el yazısı kopyası çöpe atılmıştı. Dergideki stajyerlerden biri olan J. M. Johnston bu el yazmasını alıp saklaması için babasına verdi. Bir müzik kutusu içinde saklanan mektup, bulunduğu evdeki üç yangından zarar görmedi ve sonunda yayımcı George William Childs'a kadar ulaştı. Childs 1891'de el yazmasını, geçmişini anlatan bir mektupla birlikte Drexel Üniversitesi'ne gönderdi.[32]
    Morgue Sokağı Cinayetleri Poe'nun Fransızcaya çevrilen ilk eserlerinden biriydi. Öykü 11-13 Haziran 1846 tarihleri arasında Paris gazetesi olan La Quotidienne'de Un meurtre sans exemple dans les Fastes de la Justice başlığıyla yayımlandı. Bu basımda Poe'nun adı yazılmadı ve öyküdeki çeşitli isimler, örneğin Rue Morgue ve Dupin ("Bernier") değiştirildi.[33] 12 Ekim 1846'da yine Poe'ya atıf yapılmamış bir çeviri, Une Sanglante Enigme başlığıyla Le Commerce'de basıldı. Le Commerce'ün editörüne, öyküyü La Quotidienne'den alıntıladığı gerekçesiyle dava açıldı. Bu dava sayesinde Poe'nun adı Fransa'da bilinirlik kazandı.[33]

    Türkiye'deki baskıları



    Edgar Allan Poe'nun eseri Türkiye'de ilk kez 1937'de "Morg Sokağında İki Taraflı Cinayet" adıyla çıktı. 1954'te Varlık Yayınları tarafından bu kez "Morgue Sokağı Cinayeti" adıyla yayımlandı.
    Edgar Allan Poe'nun eseri Türkiye'de ilk kez 1937 yılında Umumi Kütüphane Yayınları tarafından M. Sait'in çevirisiyle ve Morg Sokağında İki Taraflı Cinayet adıyla çıktı. 1954 yılında Varlık Yayınları kitabı bir kez daha yayımladı. Çevirisini Memet Fuat'ın yaptığı bu yeni baskının adı da değişmiş ve Morgue Sokağı Cinayeti olmuştu. Bugüne kadar bu ikinci ismiyle çeşitli yayınevleri tarafından dört kez daha yayımlandı. Bunlar sırasıyla 1998 ve 2002'de Adam Yayınları, yine 2002'de Timaş Yayınları ve 2008'de Notos Yayınları'dır. Bu baskılardan sadece Timaş Yayınları'nınkinin çevirisini İpek E. Menekşe yapmış, diğerlerinde Memet Fuat'ın eski çevirisini kullanılmıştır.[34]
    YılAdıYayıneviÇevirmenISBN
    1937"Morg Sokağında İki Taraflı Cinayet"Umumi Kütüphane YayınlarıM. Sait-
    1954"Morgue Sokağı Cinayeti"Varlık YayınlarıMemet Fuat-
    1998/2002"Morgue Sokağı Cinayeti"Adam YayınlarıMemet Fuat(ISBN 9754181667)
    2002"Morgue Sokağı Cinayeti"Timaş Yayınlarıİpek E. Menekşe
    2008"Morgue Sokağı Cinayeti"Notos YayınlarıMemet Fuat(ISBN 9786050017021)

    Uyarlamalar

    Morgue Sokağı Cinayetleri birçok defa sinema ve televizyon filmi olarak uyarlandı. Öykünün ilk tam zamanlı film uyarlaması Universal Pictures tarafından 1932'de Murders in the Rue Morgue adıyla yapıldı. Robert Florey'nin yönettiği filmde Bela Lugosi, Leon Ames, Sidney Fox ve Arlene Francis rol aldı.[15] Phantom of the Rue Morgue isimli bir başka uyarlama 1954'te Warner Brothers yapımı olarak çekildi. Roy Del Ruth'un yönettiği filmde başrollerde Karl Malden ve Patricia Medina oynadı. Gordon Hessler'in yönettiği 1971 yapımı Murders in the Rue Morgue ise özgün öyküden oldukça farklıydı. Jeannot Szwarc'ın yönettiği, George C. Scott, Rebecca De Mornay, Ian McShane ve Val Kilmer'ın oynadığı aynı başlıklı bir TV filmi ise 1986'da televizyonda yayımlandı.

    Ayrıca bakınız

    Kaynaklar

    1. ^ a b c Öykünün Türkçe isminin ve alıntıların alındığı çeviri: Poe, Edgar Allan. Bütün Hikâyeleri, çeviren: Dost Körpe, İthaki Yayınları, 2002. s. 307 - 334
    2. ^ a b c d e Silverman, Kenneth (1991). Edgar A. Poe: Mournful and Never-ending Remembrance. New York: Harper Perennial. s. 171. ISBN 0060923318. 
    3. ^ a b c Meyers, Jeffrey (1992). Edgar Allan Poe: His Life and Legacy. New York: Cooper Square Press, 123. ISBN 0815410387
    4. ^ a b Booker, Christopher (2004). The Seven Basic Plots. Continuum, 507.
    5. ^ a b c d Silverman, Kenneth (1991). Edgar A. Poe: Mournful and Never-ending Remembrance. New York: Harper Perennial. s. 173. ISBN 0060923318. 
    6. ^ a b Quinn, Arthur Hobson (1998). Edgar Allan Poe: A Critical Biography. Baltimore: The Johns Hopkins University Press, 354. ISBN 0801857309
    7. ^ Whalen, Terance (2001). "Poe and the American Publishing Industry", A Historical Guide to Edgar Allan Poe, editör: J. Gerald Kennedy, Oxford University Press, 86. ISBN 0195121503
    8. ^ Cleman, John (2001). "Irresistible Impulses: Edgar Allan Poe and the Insanity Defense", Bloom's BioCritiques: Edgar Allan Poe, editör: Harold Bloom. Philadelphia: Chelsea House Publishers, 65 ISBN 0791061736
    9. ^ Quinn, Arthur Hobson (1998). Edgar Allan Poe: A Critical Biography. Baltimore: The Johns Hopkins University Press, 312. ISBN 0801857309
    10. ^ Thomas, Peter (2002). "Poe's Dupin and the Power of Detection", The Cambridge Companion to Edgar Allan Poe, editör: Kevin J. Hayes. Cambridge University Press, 133–134. ISBN 0521797276
    11. ^ Kennedy, J. Gerald (1987). Poe, Death, and the Life of Writing. New Haven, CT: Yale University Press, 120. ISBN 0300037732
    12. ^ Silverman, Kenneth (1991). Edgar A. Poe: Mournful and Never-ending Remembrance. New York: Harper Perennial. s. 172. ISBN 0060923318. 
    13. ^ Rosenheim, Shawn James (1997). The Cryptographic Imagination: Secret Writing from Edgar Poe to the Internet. Johns Hopkins University Press, 75. ISBN 9780801853326
    14. ^ Hoffman, Daniel (1972). Poe Poe Poe Poe Poe Poe Poe. Baton Rouge: Louisiana State University Press, 110. ISBN 0807123218
    15. ^ a b Sova, Dawn B. (2001). Edgar Allan Poe: A to Z. New York: Checkmark Books, 162–163. ISBN 081604161X
    16. ^ Neimeyer, Mark (2002). "Poe and Popular Culture", The Cambridge Companion to Edgar Allan Poe. Cambridge University Press, 206. ISBN 0521797276
    17. ^ Van Leer, David (1993). "Detecting Truth: The World of the Dupin Tales" The American Novel: New Essays on Poe's Major Tales, editör: Kenneth Silverman. Cambridge University Press, 65. ISBN 0521422434
    18. ^ Cornelius, Kay (2001). "Biography of Edgar Allan Poe"; Bloom's BioCritiques: Edgar Allan Poe içinde, editör: Harold Bloom. Philadelphia: Chelsea House Publishers, 33 ISBN 0791061736
    19. ^ a b Silverman, Kenneth (1991). Edgar A. Poe: Mournful and Never-ending Remembrance (Paperback bas.). New York: Harper Perennial. s. 174. ISBN 0060923318. 
    20. ^ Cornelius, Kay (2001). "Biography of Edgar Allan Poe" in Bloom's BioCritiques: Edgar Allan Poe, editör: Harold Bloom, Philadelphia: Chelsea House Publishers, 31 ISBN 0791061736
    21. ^ Ousby, Ian V. K. (Aralık 1972). "'The Murders in the Rue Morgue' and 'Doctor D'Arsac': A Poe Source", Poe Studies, cilt V, no. 2, 52.
    22. ^ Quinn, Arthur Hobson (1998). Edgar Allan Poe: A Critical Biography. Baltimore: The Johns Hopkins University Press, 311. ISBN 0801857309
    23. ^ Kennedy, J. Gerald (1987). Poe, Death and the Life of Writing. New Haven, CT: Yale University Press, 119. ISBN 0300037732
    24. ^ Rosenheim, Shawn James (1997). The Cryptographic Imagination: Secret Writing from Edgar Poe to the Internet. Johns Hopkins University Press, 68. ISBN 9780801853326
    25. ^ Sova, Dawn B. (2001) .Edgar Allan Poe: A to Z. New York: Checkmark Books, 162. ISBN 081604161X
    26. ^ Ostram, John Ward (1987). "Poe's Literary Labors and Rewards", Myths and Reality: The Mysterious Mr. Poe. Baltimore: The Edgar Allan Poe Society, 39, 40
    27. ^ Ostram, John Ward (1987). "Poe's Literary Labors and Rewards" , Myths and Reality: The Mysterious Mr. Poe. Baltimore: The Edgar Allan Poe Society, 40
    28. ^ Quinn, Arthur Hobson (1998). Edgar Allan Poe: A Critical Biography. Baltimore: The Johns Hopkins University Press, 399. ISBN 0801857309
    29. ^ Quinn, Arthur Hobson (1998). Edgar Allan Poe: A Critical Biography. Baltimore: The Johns Hopkins University Press, 465–466. ISBN 0801857309
    30. ^ Sova, Dawn B. (2001). Edgar Allan Poe: A to Z. New York: Checkmark Books, 165. ISBN 081604161X
    31. ^ Quinn, Arthur Hobson (1998). Edgar Allan Poe: A Critical Biography. Baltimore: The Johns Hopkins University Press, 430. ISBN 0801857309
    32. ^ Boll, Ernest (May 1943). "The Manuscript of 'The Murders in the Rue Morgue' and Poe's Revisions", Modern Philology, vol. 40, no. 4, 302.
    33. ^ a b Quinn, Arthur Hobson (1998). Edgar Allan Poe: A Critical Biography. Baltimore: The Johns Hopkins University Press, 517. ISBN 0801857309
    34. ^ "Morgue Sokağı Cinayeti" (Türkçe). www.cinairoman.com. 4 Mart 2016 tarihinde kaynağından arşivlendi. http://web.archive.org/web/20160304111223/http://www.cinairoman.com/seriler.php?d=3,23&item=12731. Erişim tarihi: 18 Nisan 2010. 

    Dış bağlantılar[değiştir | kaynağı değiştir]

    28 Şubat 2016 Pazar

    Deniz Küstü

    Deniz Küstü Yaşar Kemal'in İstanbul'u anlatan romanıdır. Bu romanda yazar insanları, ağaçları, suları, balıkları, otomabilleri, minareleri, kuşları, camileri ile bütün bir şehrin dokusunu ve bu dokunun çürüyüşünü anlatmaktadır.
    Romanın konusu çeşitli kahramanların yeryer kesişen yeryer ayrı yollar izleyen hayatları üzerine dağıtılmış halde okuyucuya sunulmaktadır. Başlıca öne çıkan kahramanlar Selim balıkçı ve Zeynel Çelik'tir. Kahramanların yaşadıkları etrafında ise bütün bir İstanbul ayrı bir kahraman olarak karşımıza çıkar.
    Yaşar Kemal bu eserinde de diğer eserlerinde olduğu gibi kahramanların ruhsal tasvirlerinin yanında yaşadıkları şehir ve bu şehrin birbirinden ayrı yüzlerini, renklerini de anlatmaktadır.

    Algözüm Seyreyle Salih

    Algözüm Seyreyle Salih Yaşar Kemal'in eserlerinden, ilk basımı 1976'de Cem Yayınevi tarafından yapılmıştır.
    Roman Karadeniz kıyısında bir kasabada yaşayan 11 yaşında küçük bir çocuk olan Salih'in kanadı kırık bir martı yavrusuna duyduğu sevgiyi konu edinir.
    Salih bir gün kanadı kırık bir martı yavrusu bulur. Martısını iyi etmek için çeşitli çareler dener hatta onu hiç sevmeyen büyükanasından bile yardım ister. Ancak hangi kapıyı çalsa ona martıların yaralarının iyileşmediğini kemiklerinin kaynamadığını söylerler.
    Romanda Salih bir yandan martısı için çareler ararken, Yaşar Kemal 11 yaşındaki bir çocuğun hayal dünyasını, dünyayı anlamlandırmasını çok iyi ele almıştır. Bunların dışında Salih'in gözünden dönemin siyasi, iktidar, devlet-halk arası ilişkileri ve sosyolojik yapı da anlatılmaktadır.
    Yaşar Kemal bu romanında da etkileyici anlatımı ile kültürel mirası, kahramanların ruh hallerini,çevrenin pastoral özelliklerini okuyucuya yaşatır.

    28 Ocak 2016 Perşembe

    Romeo ve Juliet

    Romeo ve Juliet (Romeo ile Juliet olarak da geçer.) (İngilizce özgün adı: The Most Excellent and Lamentable Tragedy of Romeo and Juliet) İngiliz oyun yazarı William Shakespeare tarafından yazılmış bir oyundur. Yazarın en iyi bilinen oyunlarından biri olan Romeo ve Juliet sinemaya da uyarlanmıştır.
    Oyunun ana konusu en yalın haliyle, aşk ölümü bile göze alır şeklinde özetlenir. Romeo ve Juliet, birbirine düşman olan iki ailenin çocuklarıdır. Karşılaştıkları ilk anda aşık olmuşlar ve böylece kavuşamama öyküleri başlamıştır. Juliet, Romeo'ya kavuşmak için ailesini yok saymayı göze alamaz ve kendini yok saymaya karar verir. Böylece rahibin yardımını alarak bir zehir içer; herkes onu ölmüş bilecektir. Ancak Romeo döndüğünde Julıet'in öldüğünü zanneder ve kendini öldürür. Romeo ve Juliet'te basit olarak aşk anlatılıyor denemez. Bunu " aileleri düşman, engellere rağmen vazgeçmeyen imkansız aşk" diye alımladığımızda daha doğru olur.

    Karakterler

    Verona'da hükümdar ailesi
    • Prince Escalus: Verona şehir devleti hükümdarı Prens
    • Count Paris: Prens Escalus'un yakın akrabası. Juliet'le evlenmek istemekte
    • Mercutio: Prens Escalus'un yakın akrabasiRomeo'nun arkadaşı.
    Capulet sülalesi
    • Lord Capulet: Capulet sülalesinin başı
    • Lord Capulet'nin Karısı: Capulet sülalesinin başkadını
    • Julietl Capulet'in 13 yaşındaki kızı. Oyunun 2 önemli rolünden biri
    • Tybalt: Juliet'in kuzeni ve Lord Capulet'nin karısının yeğeni
    • Mürebbiye: Juliet'in şahsi nedimesi ve sırdaşı.
    • Rosaline: Lord Capulet'nin yeğeni ve başlangıçta Romeo'nın yavuklusu
    • Peter, Sampson ve Gregory: Lord Capulet evinde uşaklar
    Montague sülalesi
    • Lord Montague: Montagu sülalesinin başı.
    • Lord Montague'nun karısı: Montague sülalesinin başkadını
    • Romeo: Lord Montague'nun 17 yaşındaki oğlu. Oyunun en önemli 2 rolünden biri
    • Benvolio: Romeo'nun kuzeni ve en iü=yi arkadaşı.
    • Abram ve 'Balthasar: Lord Montegür evinde uşaklar
    Diğerleri
    • Keşiş Laurence: Francisken tarikatı kesişi. Romeo'nun sırdaşı
    • Keşiş John: Keşiş Laurence'in Romeo'ya mektibunun ileticisis
    • Eczacı: Romeo'ya istmeye istemeye zehir satıcısı
    • Koro: İ. ve II. perde prolog kısımlarında "prolog" metinlerini okuyanlar.

    Konu özeti

    Romeoandjuliet1599.jpg

    Rome ve Juliet Ressam:Ford Madox Brown

    Verona'da balkonlu Juliet evi
    Oyun Verona'da baslar. Birbirlerine çok düşman olan Montegue sülalesi ve Capulet sülalesine mensup iki grup genç arasında bir sokakta ciddi bir kavga çıkmıştır. Verona şehir devleti hükümdarı Prens Escalus şehir muhafızları ile gelip kavgacıların arasına girip kavgayı durdurur. Her iki tarafi elebasilarina hitap eder ve onlara buyuk gozdagi verir. Eger gelecekte bu iki grup arasinda bir kavga cikip sehrin assayisi ihlal edilirse kavgacilar tutuklanacak ve sehrin sulh sukununu ihlal agir sucundan dolayi idam edileceklerdir.
    Sonra Kont Paris Capulet'lerin baskani Lord Capulet'le konuşmaya gelir ve ona genç kızı ile evlenmek istediğini bildirir. Lord Capulet Kont Paris'e iki yıl daha beklemesini ve ondan sonra bu izdivaç teklifini tekrarlamasını tavsiye eder. (Ama sonra kizi Juliett'e Kont Paris ile evlenmesini emredecektir.) Lord Capulet Kont Paris'i Capulet'lerin planladigi yakinda yapilacak bir baloya davet eder. Juliet'in annesi Capulet'in esi ve Juliet'in sirdasi olan murebbiyessi Juliet'e Kont Paris'in kur yapmalarini cok iyi karsilamasini ogutlerler.
    Bu arada Benvolio kuzeni olan Montegu'larin oglu Romeo ile konusmaktadir. Romeo'nun cani cok sikkin gorulmektedir. Benvolio bunun nedeninin Romeo'nun Capulet'lerin yegenlerinden bir olan Rosaline adli bir genc kiza olan karsilik verilmemis delicesine askindan oldugunu ogrenir. Benvolio ve Mercutio Romeo'ya Rosaline'nin yakinda verilecek Capulet balosuna gelecegini ve orada Romeo'nun kiza yaklasip askinin anlatabilecegini soylerler ve boylece Romeo'nun bu ailesine dusman olan Capulet'lerin balosuna gizlice katilmasini saglarlar.
    Romeo Capulet'lerin konaginin bahcesinde yapilan baloya boylece Rosaline'le gorusmek icin katilir. Fakat baloda cok hos bir baska genc kizi gorup bu sefer ona sirilsiklam asik olur. Bu genc kiz Lord Capulet'in kizi Juliet'dir.
    Bu sırada, Benvolio kuzeni Romeo ile , Montague'ın oğlu,yaşadığı bunalım hakkında bir konuşma sürdürür. Benvolio discovers that it stems from unrequited infatuation for a girl named Rosaline, one of Capulet's nieces. Persuaded by Benvolio and Mercutio, Romeo attends the ball at the Capulet house in hopes of meeting Rosaline. However, Romeo instead meets and falls in love with Juliet. After the ball, in what is now called the "balcony scene", Romeo sneaks into the Capulet orchard and overhears Juliet at her window vowing her love to him in spite of her family's hatred of the Montagues. Romeo makes himself known to her and they agree to be married. With the help of Friar Laurence, who hopes to reconcile the two families through their children's union, they are secretly married the next day.

    L’ultimo bacio dato a Giulietta da Romeo by Francesco Hayez. Oil on canvas, 1823.
    Juliet's cousin Tybalt, incensed that Romeo had sneaked into the Capulet ball, challenges him to a duel. Romeo, now considering Tybalt his kinsman, refuses to fight. Mercutio is offended by Tybalt's insolence, as well as Romeo's "vile submission,"[1] and accepts the duel on Romeo's behalf. Mercutio is fatally wounded when Romeo attempts to break up the fight. Grief-stricken and wracked with guilt, Romeo confronts and slays Tybalt.
    Montague argues that Romeo has justly executed Tybalt for the murder of Mercutio. The Prince, now having lost a kinsman in the warring families' feud, exiles Romeo from Verona, with threat of execution upon return. Romeo secretly spends the night in Juliet's chamber, where they consummate their marriage. Capulet, misinterpreting Juliet's grief, agrees to marry her to Count Paris and threatens to disown her when she refuses to become Paris's "joyful bride."[2] When she then pleads for the marriage to be delayed, her mother rejects her.
    Juliet visits Friar Laurence for help, and he offers her a drug that will put her into a deathlike coma for "two and forty hours."[3] The Friar promises to send a messenger to inform Romeo of the plan, so that he can rejoin her when she awakens. On the night before the wedding, she takes the drug and, when discovered apparently dead, she is laid in the family crypt.
    The messenger, however, does not reach Romeo and, instead, Romeo learns of Juliet's apparent death from his servant Balthasar. Heartbroken, Romeo buys poison from an apothecary and goes to the Capulet crypt. He encounters Paris who has come to mourn Juliet privately. Believing Romeo to be a vandal, Paris confronts him and, in the ensuing battle, Romeo kills Paris. Still believing Juliet to be dead, he drinks the poison. Juliet then awakens and, finding Romeo dead, stabs herself with his dagger. The feuding families and the Prince meet at the tomb to find all three dead. Friar Laurence recounts the story of the two "star-cross'd lovers". The families are reconciled by their children's deaths and agree to end their violent feud. The play ends with the Prince's elegy for the lovers: "For never was a story of more woe / Than this of Juliet and her Romeo."[4]

    Türkçe'ye çeviriler

    • Romeo ve Juliyet. Çev. Mihran M. Boyacıyan. İstanbul: Civelekyan Matbaası, 1302.
    • Romeo-Juliet. Çev. Abdullah Cevdet. Şehbal 7-24 (1 Temmuz 1325-1 Ağustos 1326.
    • Romeo-Jülyet. Çev. Mehmet Şükrü Erden. İstanbul: Arkadaş Matbaası, 1938.
    • Romeo ve Juliet. Çev. Kâmuran Günseli. İstanbul: Çığır Kitabevi, 1938.
    • Romeo ve Juliet. Çev. İlhan Siyami Tanar. İstanbul: Suhulet Kitabevi, 1938.
    • Romeo-Juliet.Çev. Ertuğrul İlgin. İstanbul: İnkilab Kitabevi, 1939.
    • Romeo ve Juliet. Çev. A. B. Şenkal. İstanbul: Sertel Yayınevi, 1939.
    • Romeo ve Juliet. Çev. Yusuf Mardin. İstanbul: Milli Eğitim Basımevi, 1945.
    • Romeo Juliet.Çev. Adli Moran. İstanbul: Ak Kitabevi, 1959.
    • Romeo ve Juliet. Çev. A. Turan Oflazoğlu. Ankara: Bilgi Yayınevi, 1968.
    • Romeo ve Juliet. Çev. Özdemir Nutku. İstanbul: Remzi Kitabevi, 1984.

    Film uyarlamaları

    Romeo ve Juliet oyunu profesyonel ve amatör dünya tiyatro sahnelerinde günümüze kadar gayet çok sayıda sahnelenmiştir. Ayrıca 40 kadar da değişik film bu konuyu işlemiştir. Bunlar arasında şunlar ilgi çekmiştir:
    • 1908 - Romeo and Juliet, AND'de Vitagraph Studio'ları tarafındna yapımlanan sessiz film. Direktör:J. Stuart Blackton. Başroller:Paul Panzer (Romeo) ve Florence Lawrence (Juliet).
    • 1936 - Romeo and Juliet. Hollywood yapımı. Yapımcci: Irvıng Thalberg. Direktör: George Cukor. Başrollerde:Norma Shearer (Juliet) ve Leslie Howard
    (Romeo)
    • 1968 - Romeo and Juliet. İtalyan yapımı. Direktör:Franco Zeffirelli. Başrollerde: Olivia Hussey (Juliet) ve Leonard Whiting (Romeo)
    Kostümler Oskar kazandı.
    • 1996 - Romeo + Juliet. Modern mizansenli ve kostümlü ABD yapımı. Direktör:Baz Luhrmann. Leonardo DiCaprio (Romeo) ve Claire Danes (Juliet)
    • 2010 - Letters to Juliet (Juliet'e mektuplar)

    Müzik

    Dosya:Verona İtaly San Zeno DSC08195.JPG
    Verona'da San Zeno Kilisesi. Romeo ve Juliet'in gizlice evlenme kilisesi
    Romeo ve Juliet eserinden uyarlanan asgari 24 tane kadar opera bulunduğu bildirilmiştir.[5] Bunlardan ilki singspiel türünde olan 1776'da Çek besteci "Georg Benda" tarafından Almanca librettoya göre hazırlanmıştır. Romeo ve Juliet'den uyarlanan diğer tanınmış müziksel eserler şöyle özetlenebilir:
    • 1839 - Hector Berlioz Romeo and Juliet adlı senfoni bestesi
    • 1867 - Charles Gounod Roméo et Juliette operası ilk temsili
    • 1869 - Pyotr İlyiç Çaykovski'nin Romeo and Juliet senfonik şiirinin prömiyer konseri
    • 1936 - Sergey Sergeviç Prokofyev Romeo and Juliet balesinin ilk temsili

    Türkiye'deki Sahnelemeler

    • 1999-2000 sezonunda İstanbul Şehir Tiyatroları'nda sahnelenen eserin kadrosunda Tomris İncer, Ayşegül Devrim, Doğan Bavli, Candan Sabuncu, Sevtap Çapan, Erhan Abir ve Burak Davutoğlu gibi isimler yer aldı.[6]
    • Van Devlet Tiyatrosu yapımı eser, 2007-2008 sezonunda oynandı. Yönetmenliğini Kemal Başar, dekor tasarımını Murat Gülmez, kostüm tasarımını Nalan Türkoğlu, ışık tasarımını Seyhun Ayaş, müziklerini Can Atilla ve koreografisini Paras Terezakis üstlendi. Modern bir yorumla sahnelenen eserin başrollerini Caner Kadir Gezener ve Ebru Aytürk oynadı.
    • Kemal Başar eseri Van Devlet Tiyatrosu ve Romanya'daki Tony Bulandra Tiyatrosu sahnelemelerinden sonra, İstanbul Şehir Tiyatroları'nda da, bu sefer Romanya'daki sahnelemeden hemen sonra hayatını kaybeden ışık tasarımcısı Seyhun Ayaş'ın anısına ithafen sahneledi. 2009-2010 sezonundaki eserin dekor tasarımını Murat Gülmez, kostüm tasarımını Canan Göknil, müziklerini Can Atilla ve koreografisini Hugo Wolff üstlendi. Yine modern bir yorumla sahnelenen eserin başrollerini Mert Turak, Ece Özdikici, Hikmet Körmükçü, Levent Yılmaz, Müge Akyamaç oynadı.

    Sahne sahne oyun

    Notlar

    1. ^ Romeo and Juliet, Act 3, Scene 1, Line 73.
    2. ^ Romeo and Juliet, Act 3, Scene 5, Line 115.
    3. ^ Romeo and Juliet, Act 4, Scene 1, Line 105.
    4. ^ Romeo and Juliet, Act 5, Scene 3, Lines 308–309.
    5. ^ Meyer (1968): s.36–38.
    6. ^ hurriyet.com.tr, haber