Carmina Burana, Burana el yazıtları olarak da bilinir. Münih'teki Bayern Kütüphanesinde bulunan 318 şarkı ve şiirlerden oluşur. Müzisyen kökenli bir aileden gelen Alman Carl Orff tarafından oluşturulmuş sahne kantatıdır. 1935 yılında oluşturmuş ve 1937'de ilk defa gösterime koymuştur. En bilinen şiiri O Fortuna'dır.
Sahne müziğine olan ilgisi Orff'u Orta Çağ ve Rönesans dönemi sahne müziklerini incelemeye yöneltmiştir. 1803'te Münih yakınlarındaki bir manastırda bulunmuş olan 200 kadar şiir ve şarkının Carmina Burana'nın esin kaynağı olduğu düşünülmektedir.
Carmino Burana, Carl Orff'un Trionfi (Zaferler) üçlemesinin ilk eseridir ve oldukça müstehcen Latince metinlere dayanır. İlk bölüm doğa ve aşkı dile getirir. İkinci bölüm meyhanede geçer. Üçüncü bölümün teması yine sevgidir.
Maurice Ernest Gibb (d. 22 Aralık 1949 – ö. 12 Ocak 2003) Birleşik Krallık doğumlu müzisyen. Diğer iki kardeşi Barry Gibb (ağabeyi) ve Robin Gibb (ikizi) ile birlikte Bee Gees grubunun üyesidir.
Bu üçlü önceleri "Brothers Gibb" (Gibb kardeşler) adıyla Avustralya'da müzik hayatına başladılar. Daha sonra İngiltere'ye dönen kardeşler müzik dünyasının önemli gruplarından biri oldu. Maurice Gibb, ABD'de Miami'de 12 Ocak 2003'te hayatını kaybetti.
Diskografisi
Albümleri
1970: The Loner
1981: Strings and Things
1984: A Breed Apart
Single'ları[
1970: "Railroad"
1984: "Hold Her In Your Hand"
2001: "The Bridge"
Film müzikleri
1984: A Breed Apart, şarkının çeşitli versiyonlarıyla, "Hold Her In Your Hand" ve "On Time".
Müzikalleri[değiştir | kaynağı değiştir]
1970: Sing A Rude Song
Prodüksiyonları[
1970: Tin Tin; Tin Tin.
1971: Tin Tin; Astral Taxi.
1979: Osmonds; Steppin' Out.
1986: Carola; "Runaway"
2005: MEG
Referanslar
^Including the #20 Billboard USA hit Toast and Marmalade for Tea.
Midas’ın Kulakları, Ferit Tüzün tarafından 1966-1969’da bestelenmiş iki perdelik opera eseridir. Güngör Dilmen’in aynı ismi taşıyan manzum oyununun metni, operanın librettosunu oluşturur. Ulusal Türk operasını yaratmada önemli bir kilometre taşı kabul edilir.[1]
Hazırlanma ve temsiller
TRT’nin siparişi üzerine yazılmış olan eser, ilk kez 1969'da İstanbul Kültür Sarayı'nda, İstanbul Devlet Opera ve Balesi tarafından oynanmıştır. Eser, Ankara’da ilk kez 15 Ekim 1977’de Ankara Devlet Opera ve Balesi tarafından sahnelenmiştir.
Güneş Tanrısı Apollon ile Doğa Tanrısı Pan aralarındaki yarışta Frigya kralı Midas hakem olarak belirlenir. Yarışta Apollon lir, Pan ise flüt çalacaktır.
Opera, koronun bu yarışmayı haber vermesiyle başlar. Apollon’a göre yanlış karar veren Midas, “anlayan kulakların” duyabileceği müzik yerine, herkesin kolayca anlayabileceği tek sesli bir kavalı tercih etmiş Pan’ı galip ilan etmiştir. Öfkelenen Apollon, Midas’ın kulaklarını eşek kulaklarına çevirir. Eşek kulaklı Midas bu sırrı sadece berberiyle paylaşmak zorunda kalır Berber, Midas'ın gizini tutacağına yemin etmiştir fakat artık Midas'ın kulaklarını düşlerinde görmeye, gece gündüz onları sayıklamaya başlar. Midas´ın gizini daha fazla taşıyamayacağını anlayınca gidip bağıra bağıra bir kuyunun içine seslenir, rahatlar.
İki yurttaş, Midas'a sazlıkların garip bir şekilde seslendiklerini haber verirler. Midas'la birlikte kırlara, o sazlığın olduğu yere yürürler. Yel esmeye başlayınca, su kıyısındaki sazlar, "Midas'ın kulakları eşek kulakları" diye seslenmeye başlar. Midas’ın gizi kuyunun dibindeki sulardan sazlıklar geçmiştir. Midas öfkeden çılgına döner. Sazların kestirilmesi ile sesler iniltiyle yavaş yavaş diner.
Midas, çığırtkanlar salarak kulakları ile ilgili söylentiyi unutturmaya çalışırsa da, çabası boşunadır. Bu sırada kendisi de artık kulaklarını benimser, hatta bu kulaklarla kendini insanüstü bir yaratık, bir yarı tanrı gibi görmeye başlar. Kulaklarını artık Frigyalılara da seyrettirmeye karar verip yurttaşları toplar. Ne var ki, o kulaklarını halka gösterdi sırada Apollon yeniden çıkagelir. "Seni bağışlıyorum artık" deyip Midas'ın kulaklarını eski haline sokar; yani yeniden insan kulağı yapar. Midas'ın alıştığı ve artık halkın kabul ettiği kulakları geri almakla aslında onu bir kez daha cezalandırmış olur. Çünkü Frigyalılar bu apansız değişimi yadırgayıp Midas´ı alaya alırlar. Değer yargıları görecelidir, alışkanlığa bağlıdır[4].
Macar Dansları (Almanca: Ungarische Tänze) Johannes Brahms tarafından bestelenmiş 21 dans müziğini barındıran eser. Yazımı 1880 yılında tamamlanmıştır.[1]
Döneminde tanınmış bir kemancı olan 19 yaşındaki Macar Eduard Reményi'yle tanışan Brahms, Reményi'nin Almanya yolculuğuna katılmış ve ondan bu eserlerde kullanacağı Çigan müziğine ait pek çok ritim ve ezgi öğrenmiştir.
Yirmi bir dansın ilk altısı 1867 yılında bir editöre verilmiş, ancak reddedilmiştir. İlk on dans, dört el piyano için yazılmış ve 1869'da basılmıştır. Geri kalanları 1880 yılında yayınlanmıştır.
Bu eserlerin bir çok transkripsiyonu bulunmaktadır. Sadece birinci, üçüncü ve onuncu dans Brahms tarafından orkestraya uyarlanmıştır (1885). Alman besteci Albert Parlow on birinci, on ikinci, on üçüncü, on dördüncü, on beşinci ve on altıncı dansı; Çek besteci Antonín Dvořák ise son beş dansı orkestra için düzenlemiştir. Diğer danslar İsveçli besteci Johan Andreas Hallén (ikinci), Rus besteci Paul Juon (dördüncü), Martin Schmeling (beşinci, altıncı, yedinci) ve Hans Gál (sekizinci, dokuzuncu) tarafından orkestraya uyarlanmıştır. Eserlerin yayınlanmasından bir süre sonra ilk on dans Brahms tarafından solo piyanoya uyarlanmıştır.[2] Brahms'ın arkadaşı Joseph Joachim ise ilk on dansı piyano ve keman için düzenlemiştir.
Yirmi bir eser içinde en çok tanınanı olan beşinci dans Charlie Chaplin'in Diktatör filminde kullanılmıştır.[3]
^Lopraits, Elizabeth (2008). Hungarian gypsy style in the Lisztian spirit: Georges Cziffra's two transcriptions of Brahms' Fifth Hungarian Dance. ProQuest. s. 33. ISBN978-0-549-55607-7.
Leblebici Horhor Ağa, 1923 yılında Muhsin Ertuğrul tarafından yeniden ele alınarak çekilmiştir. Yönetmenliğini yapmasının yanı sıra, senaristliğini de Nazım Hikmet'le birlikte Muhsin Ertuğrul'un üstlendiği film, müzikal
tarzda çekilerek, yapımcılığını "Kemal Film" yürütmüştür. Yapıtın bir özelliği de, Venedik 2. Uluslararası Film Şenliği'ne katılıp onur belgesi almış olmasıdır. Bu durum, Türk sineması tarihinde yurt dışından gelen ilk ödül sayılmaktadır.
Mirasyedi Hurşit beyle, Horhor adlı bir leblebicinin kızı Fadime'nin aşk öyküsünün işlendiği film, çevrildiği yıllarda büyük ilgi görmüştür.
Kerem, Ahmet Adnan Saygun tarafından bestelenmiş "grand opera" janrında üç perdelik (ve 8 sahnelik) opera. Liberetto, Selahattin Batu tarafından yazılmıştır.
Eser, bir halk edebiyatı ürünü olan Kerem ile Aslı hikayesini tasavvuf felsefesine dayandırarak işler. Eserde dünyevi aşktan çok Kerem’in ilahi aşkı arayı ön plana çıkartılır; bu nedenle adı “Kerem ile Aslı” değil de “Kerem”’dir[1] Erişim tarihi:15.09.2011]</ref> . Türk sanat tarihinde “opera tekniğinin uygulandığı ilk büyük yapıt” olarak yerini almıştır. Genellikle kaynaklarda bestecinin Özsoy adlı sahne eseri ilk Türk operası olarak anılsa da müzikal devinimi baştan sona koruyan bir eser olması bakımından Kerem, ilk ulusal opera niteliğini taşır ve bestecinin kendisi tarafından da böyle değerlendirilir[1].
Hazırlanma ve sahnelenme
İlk defa 2 Nisan 1948’da Ankara’daki opera binasının açılışında henüz bitmemiş olan Kerem Operası’ndan birinci perdesi temsil edilmiştir.[2]. Bu temsilde "Aslı” rolünü Ayhan Anlar, “Kerem” rolünü Aydın Gün canlandırdı. Bestesi aralıklarla beş yıl süren eser, üç perdelik haliyle 22 Aralık 1953’te Ankara’da sahnelendi[2].
İstanbul Devlet Opera ve Balesi tarafından 1990’da festival icin sahnelendi. Eser 56 yıl sonra iki perdelik olarak düzenlenerek 11 Nisan 2009’da Ankara’da tekrar sahnelendi. [1]
Sahne ağaçlıklıdır. Tepe üstünde bir mesire. Sağ ön planda bir havuz, arkasında merdivenler ve geri planda tepeler.
Kızlar korosu içlerinde en güzeli olan Vezir kizi Aslı hakkinda türkü söylemektedirler. Aslı Han bir çevre işlemektedi. Kızlar onu halaya kaldırırlar. Halay biterken avcı sesleri duyulur. Kizlar kcisirlar. Genç avcilardan biri suya doğru ilerler. Cevresini unutan Asli geri donup bir ağac arkasına saklanır. Genc suya eğilince guzel kızın suda aksini görür; ona aşık olur. Kiz ve genc karsilikli bir duetle birbilerini tanitirlar ve sevgilerini açıklarlar. Genc avci Hanoğlu Kerem oldugunu acikalr ve Aslı bunu duyunca irkilir. Asli kızlarla beraber mesire yerini terk eder.
2. Sahne
Sarayda bir oda.
Hakan ve Hanım Sultan odada yalnızdır. İçeri Kerem girer; onlara aşkını anlatir ve askinin Vezir kızı Aslı oldugunu belirtir. Hakan, bu evlenmeye razı olmadığını bildirir. Vezirin vatanına ihanet ettiğini ve yakalanma emiri verdiğini söyler. Hanım Sultan hakana genc kizken arkadasi oldugu vezirin karısıyla bir gün gezerken karşılarına bir ihtiyar çıktigini; iki kiza bir elme uzattigini ve elmayi yariya bolen kizlarin bir erkek bir kız çocukları olursa birbirleriyle evlendirmeye ahdettklerini bildiir. onlar büyümüş, birbirlerini bulmuşlardır. Fakat babasinin Asli ile birlikte olmasina razi olmamasi Kerem'i mahvetmistir. Bu sırada subaşı girerek vezirin, kızını alarak ülkeden kaçtigini bu nedenle yakalayamadıkları haberini getirir.
3. Sahne
Birinci sahnenin aynısı.
Kerem Asli'yi bulmak icin ulkesinden ayrilamtadir. Kerem’in arkadaşları onu bundan vazgeçirmeye çalışırlar. Kerem annesine veda eder ve elinde bir sazla gurbete çıkar. Hanım Sultan buna çok üzülür.
II. Perde
1. Sahne
Gece. Dağbaşı. Çeşme önünde bir yalak, yanında bir söğüt.
Kerem Asli'yi rüyasında görür ama ruyasinda ona erişemez.
2. Sahne
Eski bir mederese odası.
Bir dervis Ihtiyar Kerem'e bir bardak sarap sunar ve bu ask sarabini icerse ASli'ya kavuşacağını söyler. Kerem buna inanmaz ve İhtiyar’ın eline vurur.
3. Sahne
Gece. Bir mezarlık
Kerem geceyi bir mezarlikta uyuyarak gecirmektedir. Asli'yi bulamayan Kerem cok uzgundur. Bir kerva sesi duyulur ve bu kervandan gelen sesler ona çilenin dolmus oldugunu soylerler.
III. Perde
1. Sahne
Bir başka diyar hükümdarının bahçesi
Bir başka diyarda halk hükümdar sarayının çimenli bahçesinde eglenmektedir. 2. Hükümdar gelir onlari selamlar. Halka bir bulmaca sorar ve çözebilenin her muradının olacağını bildirir. Saz aşıkları bulmacayı çözemezler. Pejmürde kıyafetli Kerem sahneye girer; türküsünü söyler ve hükümdarin bulmacasini cozmustur. HUkumdar kendisinden ne diledigini sorar. Kerem ona Asli'nin cevresini verir ve hukumdardan dileği Aslı'dır. Hükümdarın yanındaki misafir gelip Kerem’e sarılır; Misafirin Aslı’nın babası Vezir olduğu görülür. Bu sırada ihtiyar, elinde aşk kadehiyle gelir; Kerem kadehi alıp içer ve nihayet aşkına kavuşur.
2. Sahne
Boşluklara uzanan Vuslat Yolu
Huzur ve Ask korosu once yalniz sonra birlikte Kerem ve Asli'nin sesleriyle ask sarkilari soylerler.
Casablanca filminin ilk gösterimi, 1942 yılının 23 Kasım günü New York'ta yapıldı. Humphrey Bogart, Ingrid Bergman, Claude Rains ve Paul Henreid gibi dönemin usta oyuncularının başrol oynadığı 'Casablanca', gösterime girdiği 1943 yılında En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Senaryo dallarında Oscar aldı.
Murray Burnett'in Everybody Comed to Rick's adlı yayımlanmamış oyununu 20 bin dolar gibi çok yüksek bir rakamla satın alan Warner Brothers şirketi tarafından 1942'de yapılan filmin belki de en ilginç özelliği, senaryosunun sürekli yeniden yazılmış olması. Film, ABD Film Enstitüsü tarafından 2002 yılında tüm zamanların en iyi aşk filmi seçildi.
"Kazablanka", 1989 yılında Amerika Birleşik Devletleri Kongre Kütüphanesi tarafından "kültürel, tarihi ve estetik olarak önemli" filmler arasına seçilerek ABD Ulusal Film Arşivi'nde muhafaza edilmesine karar verilmiştir.
Konusu
Filmin konusu II. Dünya Savaşı'nın ilk zamanlarında geçmektedir. Çek direniş örgütünün lideri Victor Lazlow, Alman toplama kampından kaçarak Casablanca'ya gelir. Amacı Lizbon'a, oradan da ABD'ye iltica etmektir.
Fakat bütün umutları, şans eseri Casablanca'nın en meşhur gece kulübünün sahibi olan Rick'e bağlanmıştır. Rick, kaçış için gerekli olan pasaportlara sahip tek kişidir.
Öte yandan Rick'in, Victor'un yakalanması ya da ölmesi için önemli bir nedeni vardır. Victor'un karısı Ilsa, Rick'in bir zamanlar kendisini terk ettiğine inandığı ve kalbinin derinliklerine gömdüğü büyük aşkıdır.
Rüzgâr Gibi Geçti, orijinal adıyla Gone with the Wind, Margaret Mitchell'ın Pulitzer Ödüllü aynı adlı romanından sinemaya uyarlanmış 1939 ABD yapımı bir filmdir.
Film 14 dalda Oscar'a aday olmuş ve 10 dalda bu ödülü kazanmıştır. Zamanında Türkiye sinemalarında da gösterime girmiş, defalarca televizyonlarda oynamıştır.
Amerikan Film Enstitüsü'nün hazırladığı tüm zamanların En İyi Filmleri listesinde (AFI's 100 Years... 100 Movies) dördüncü sıradadır. Zamanında tüm dünyada toplam 400,176,459 hasılat yapmış olupenflasyona göre düzenlenen tabloya göre film tüm zamanların en çok gişe hasılatı yapan filmidir
1993 yılında Amerika Birleşik Devletleri Kongre Kütüphanesi tarafından "kültürel, tarihi ve estetik olarak önemli" filmler arasına seçilerek ABD Ulusal Film Arşivi'nde muhafaza edilmesine karar verilmiştir.
Konusu
İrlandalı Scarlett O'Hara (Vivien Leigh) Tara isimli çiftlikte yaşamaktadır. 12 Meşeler Çiftliği'nin varisi Ashley Wilkes'e (Leslie Howard) aşık olduğunu düşünmektedir. Ashley'nin, kuzeni Melanie (Olivia de Havilland) ile evlenme kararı aldığını öğrenir.
Scarlett, Ashley'nin evinde Rhett Butler (Clark Gable) ile tanışır. Ashley ve Melanie'nin evlenmesine engel olamayan Scarlett, çevresindeki erkeklerden biriyle acele bir evlilik yapar. Bu sırada Kuzey-Güney Savaşı patlak vermiştir. Melanie ve Scarlett'in kocası savaşa gider. Scarlett'in kocası savaşta ölür.
Yasta olan Scarlett, Rhett ile dans ediyor
Savaş, Güney'in şartlarını çok ağırlaştırır. Scarlett annesini kaybeder. Babası ise aklını yitirmiştir. Melanie ve Scarlett, Tara'da birlikte yaşamaya başlarlar. Ashley'den haber alınamamaktadır. Savaş biter ve Ashley geri döner. Tara'nın vergilerini ödeyemeyen Scarlett, kızkardeşinin nişanlısı ile evlenir ve çiftliği kurtarır. Scarlett'in yeni özgür olmuş fakir zenciler tarafından saldırıya uğraması üzerine Rhett, Ashley ve Scarlett'in kocası intikam almaya giderler. Scarlett'in ikinci kocası da çatışma sırasında ölür.
Scarlett'in Ashley'e olan takıntısı devam etmektedir. Ancak, Rhett Buttler ile üçüncü evliliğini yapar. Bir kızları olur. Rhett, Ashley'i kıskanmaktadır. Bir gün kızını alır ve Londra'ya gider. Ancak kızın annesini özlemesi nedeniyle üç ay sonra geri dönerler. Bu arada Scarlett ikinci çocuğuna hamiledir. Dönüşte yaşanan tartışma sonucu Scarlett bebeğini kaybeder. Bebeğin ardından kızlarının da ölümü ilişkilerini iyice sarsar.
Melanie ölümcül şekilde hastalanır. Scarlett'ten Ashley ve oğluna bakmasını ister. Bu arada Scarlett Rhett'e âşık olduğunu fark etmiştir. Melanie'nin evinde Scarlett'in Ashley ile ilgilenmesi Rhett'in Scarlett'i terk etmesine neden olur.
Bu trajik aşk dörtgeninin fonunda, Kuzey-Güney Savaşı ve Güney'in yeniden yapılandırılması, Atlanta'nın yanışı, yaralı Güney eyaletleri federasyonu üyeleri ile dolu tarlalar da kullanılmıştır. Titizlikle hazırlanmış sahneler, gün batımı görüntüleri, dramatik ve romantik müzik, trajik savaşı somut hale getirmek için kullanılan güney halk şarkıları, nükteli diyaloglarla Rüzgâr Gibi Geçti, sinema tarihindeki büyük epik dramlardan biri olarak kabul edilir.
Irkçılık
Hattie McDaniel Mammy rolünde
Film bazı eleştirmenlerce Güney'in değerlerini övmesi ve kölelik düzenini romantik dille anlatması gerekçeleriyle eleştiriye uğramıştır. Ancak, gerek filmin çekildiği yıl gerekse daha sonra filmi izleyenlerin çoğu bu eleştiriyi paylaşmamıştır. Hattie McDaniel tarafından canlandırılan Mammy karakteri köleliğin en güzel örneği eleştirisine uğrasa da Mammy'nin Scarlett'in yetişmesinde oynadığı rol ve katı tavırları bu eleştirilerin sönük kalmasına yol açmıştır. Hattie McDaniel, 1930 ve 1940'lı yıllardaki zencilere yönelik tavır nedeniyle filmin Atlanta, Georgia'daki ilk gösterimine katılamamıştır. Buna karşın, aldığı "En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü" ile Afro-Amerikalılar için bir gurur kaynağı olmuştur.
Rüzgâr Gibi Geçti 14 dalda (En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalında iki oyuncuyla) Oscar'a aday olmuş ve 9 dalda ödül kazanmıştır. Film ayrıca Oscar Onur Ödülü'nü de almış.
Orontea İtalyan besteci Antonio Cesti tarafından hazırlanmış bir prolog ve üç perdeden oluşan "dramma per musica" janrinda bir opera eseridir. Bu eseri librettosu "Giacinto Andrea Cicognini" ve "Giovanni Filippo Apolloni" tarafından İtalyanca yazılmıştır. Eserin promiyer temsili 19 Şubat 1656'da Innsbruck, Avusturya'da "Hof-Saales Theater"'da yapılmıştır.
Orontea 17. yüzylda en çok sahnelenen opera eserlerinden birisi olmuştu ve içinde bulunan "Intorno all'idol mio", "Addio Corindo" ve "Il mio ben dice ch'io speri" adlı aryalar gayet popüler olarak bilinmekteydi. Bu opera eseri günümüzde nadir olarak yapımlanmaktadır. "Operabase" websitesi istatistiklerine göre bu opera 2005-2010 döneminde yapımlanan operalar listesinde bulunmamaktadır. [1]
Roller
Rol
Ses tipi
Prömiyer, 19 Şubat 1656
(Orkestra şefi: - )
La filosofia (Felsefe)
soprano
Amore (Aşk)
soprano
Orontea, Mısır Kraliçesi
soprano
Alidoro, bir genç ressam
tenor
Antonio Cesti
Silandra, bir yüksek sınıf hayat kadını
soprano
Corindo, bir saraylı
kastrato
Creonte, bir filozof
bas
Aristea, Güya Alidoro'nun annesi
kontralto
Giacinta, erkek erkek kıyafeti giymiş bir kadın
soprano
Gelone, soytarı
bas
Tibrino, bir genç
soprano
Konu özeti
Mekan:Mısır sarayı Zaman:Antik Mısır
Prolog
Felsefe ve Aşk insanoğlu yaşamı üzerinde hangisinin daha önemli olduğunu tartışırlar. Çok ciddi bir felsefe konusuna eğilmektedirler ve çok kesin ama gülünç ifadeler kullanırlar.
I. Perde
Mısır Kraliçesi Orontea, başdanışmanı olan Creonte'nin evlenmesi için verdiği tavsiyelere rağmen, aşk ve evlilikten elini eteğini çekmek üzere yemin vermiştir. Annesi olduğunu bildiren Aristea ile birlikte bir genç ressam olan Alidoro kendine tuzak kurmuş olan eşkiyalardan kaçarak saraya sığınır. Alidora Fenike Kraliçesi Arnea'nin sarayından kaçması gerektiğini bildirip, nasıl kaçtığını ayrıntıları ile anlatır. Kraliçe Orontea verdiği yemine uymayarak Alidoro'ya aşık olur. Bu sırada bir yüksek sınıf hayat kadını olan Silandra da Alidoro'ya aşık olmuştur.
II. Perde
"İsmoro" adlı bir genç erkek kıyafetinde olarak kraliçenin sarayına gelen gerçekten Giacinta adında kadın Alidoro'ya tuzak kuran eşkiyaların reisi olduğunu itiraf eder. Bu tuzağı Fenike Kraliçe'sinin Alidoro'nun öldürülmesi hakkında verdiği emir ile kurduğunu da açıklar. Kraliçe Orontea buna çok kizar ve Giacinta'yi nerede ise bir kılıç darbesi ile öldürmekten kendini güç tuttuğu anlaşılır. Creonte kraliçesinin Alidoro'ya aşık olduğunu hemen anlar ve ona böyle bir asil olmayan alelalde kişi ile hayatını birleştirmekten sakınmayı tavsiye eder. Güya Alidoro'nun annesi olan Aristea "İsmero"'ya aşık olur. Bu arada Alidoro odasında Silandra'nın bir nü resmini yapmaya başlamıştır. Silandra bu resim için poz vermekte iken kraliçe Alidoro'nun odasına gelir; ama sevdiği ressamı çıplak Silandra ile görünce kıskançlıktan çok kızıp bayılır. Ama sonra Orontea buna pişman olur; ona olan aşkını itiraf eden bir mektup gonderip Alidoro'ya tacını vermeyi istediğini bildirir.
III. Perde
Creonte Orontea'yı Alidoro'yu bırakmaya zorlamaktadır. Alidoro'nun eşyaları arasında bir kraliyet madalyonu bulunmuştur ve Creonte bunu Alidoro'nun hırsızlıkla eline geçirdiğini kabul etmiştir. Fakat Alidoro'nun annesi olarak görünen Aristea bu madalyonun nasıl olarak Alidora'nun eline geçtiğini ifşa eder. Bu ifşaatla Alidoro'nun Fenike Kralı'nın uzun bir zaman önce kaybolmuş Florindo adlı bir küçük erkek çocuğu olduğunu bildirir. Alidora, yani Fenike Prensi Florindo, küçük bir ocuk iken Aristea'nin kocasının liderliğinde bulunan bir korsan grubu tarafından kaçırılmıştır. Korsan reisi bu genç çocuğu, kendi oğlu imiş gibi yetiștirmek üzere karısı Aristea'ya vermistir. Bulunan kraliyet madalyonu Florindo'nun, yani Alidoro'nun, asil doğumunu isbat etmektedir. Alidoro'nun asil olduğu böylece anlaşılınca kraliçe Orontea'nin onunla evlenmesine hiçbir engel
kalmamıştır
Sinfonietta, yaylı çalgılar orkestrası için, 1943 (Nazım Kamil Bayur’a adanmıştır)
İlk seslendirme:Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, şef: Prof.
Gotthold Ephraim Lessing, Ankara Radyoevi, 1967; halk önünde ilk
çalınışı: Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, şef: Prof. Lessing, 17
Şubat 1967.
ParsifalRichard Wagner’in üç perdelik bir operası veya müziksel dramıdır. Wagner şahsen bu eserini ("ein Bühnenweihfestspiel" - "Sahnenin Kutsalanması için Festival Oyunu) olarak tanımlayı tercih etmiştir. Parsifal operasının konusu çok serbest biçimde Wolfram von Eschenbach tarafından ortaçağlarda 13. yüzyılda yazılmış olan bir epik şiir olan Parzival'dir ve mitik İngiliz Kralı Artur zamanının bir şövalyesi olan Parzival'in Kutsal Kaseyi bulmak için geçdirdiği serüvenleri anlatır.
Bu esere Wagner ilk defa Nisan 1857de yeni bir opera konusu için kavram olarak bakmış; ama ancak bundan yirmibeş yıl sonra Parsifal eserini tamamlamıştır. Parsifal Wagner'in bestelediği son opera eser olmuştur. Bu eserin bestelenmesi nedenlerinin başında Wagner'in sırf kendi eserlerini kendi isteklerine göre sahnelemek için Baverya'da Bayreuth kentinde özel bir konser festival binası Bayreuth Festspielhaus yaptırması ve bu binanın özel akustik karakterini en iyi şekilde kullanacak bir eser hazırlamak istemesidir. Belki bu nedenle olacak Parsifal'in 1882deki Bayreuth Festival binasindaki prömiyerinden sonra ta 1903e kadar başka hiçbir opera evinde yapımı ve sahnelenmesi Wagner tarafından telif hakları kullanılması ile yasaklanmıştır. Bir başka opera evinde bu eserin ilk prömiyeri 1903de New York Metropolitan Opera'da yapılmıştır.
Bu opera özellikle Bayreuth Festivali'nde ve Bayreuth Festspielhaus çok defa oyanmakta ve esere bağlı bazı özel karakterler bulunmaktadır. Bu opera Hitler'in en sevdiği opera olarak bilinir. Nietzsche’nin de fazla beğenmediği Wagner eseri olduğu söylenir. Bayreuth'da bir gelenek olarak seyirciler birinci perdeden sonra hiç alkış yapmazlar.
Hazırlanışı ve ilk sahnelemeleri
Parsifal Wolfram von Eschenbach tarafından yazılan Parzival adlı şiirden ilham alınarak hazırlanmıştır. Bu şiiri Wagner'in 1845de okuduğu ve 1857de onun hakkında bir opera yazma fikrinin aklina geldiği bilinmektedir. Wagner bundan sonra 8 yıl bu fikrini gerçekleştirmeye zaman bulamamıştır. Bu dönemde Wagner Tristan ve Isolde adlı opera eserini tamamlayıp, Nuremberg'in Usta Şarkıcıları opera eserini bestelemeye başlamıştır. 1865'de, Parsifal için bir düzyazı müsvedde ve bir çalışma planı hazırlamıştır. 1877'de ise bu düzyazı müsveddeyi, opera eserinde kullandığı manzum halde bir libretto şekline koymuştur. Eylul 1877den itibaren müzik bestelemeye başlama safhasına girmiştir. Wagner Parsifali birer perde birer perde olarak bestelemiş ve Agustos 1879 ile 13 Ocak 1882de orkestralamayı bitirmiştir.
12 Kasim 1880de Wagner ilk defa özel olarak Bavyera Kralı için bu operanın Prelüd'ünün temsil ettirmiştir. Tüm eser ise 16 Temmuz 1882de Bayreauth Festspielhus'da sahne konup prömiyeri yapılmıştır. Bu sahnelemede mizansenler Max Brückner ve Paul von Joukowsky tarafından hazırlanmış; Kutsal Kase Krallık salonu Sienna Katedrali ve Klingsor'un büyülü bahçesi Ravello'daki Palazzo Rufolao saray bahçesinden anımsanarak kurulmuştur. Bu eseri icra etmek icin 107 enstrümanlı büyük bir orkestra; 135 kişilik bir koro ve 23 tane soloist kullanılmıştır. Bu ilk gala temsilinde orkestra şefi Herman Levi olup operanın sonlarına doğru Wagner'in kendisi şeflik değneğini kullanmıştır.
Parsifal operası ilk prömiyerinden sonra telif hakları kullanılarak 20 yıl (1884-85 yıllarında Bavyera Krali için verilen özel temsiller dışında) sadece Bayreuth Festspeilhaus'da sahnelenip oynandı. Wagner'in bu şekilde sınırlayıcı telif haklarını kullanmasına neden:
Ailesine devamlı gelir sağlamak için Bayreuth Festspielhaus tekelinin uygun olacağı;
Wagner'in düşüncesine göre Parsifal'in bir manevi anlamı ve varlığı olup; diğer daha ticari opera evlerinde allelade opera dinleyicisine bu manevi anlamı verecek şekilde sunulamayacağı.
23 Aralik 1903de Amerikan mahkemelerinden bunun bir tekel olduğu ve tekel kullanımının yasalara uygunsuzluğu hakkında bir mahkeme hükmü aldıran New York Metropolitan Opera Evi, Bayreauth'da bu eserde rol alıp eseri daha önce öğrenmiş opera şarkıcılarını kullanarak, ilk Almanya Bayreuth dışındaki prömiyerin sahnelenmesini sağlamıştır. Fakat bu Wagner ailesi ve hem de Alman otoriteleri tarafından telin edilmiştir.
1913e kadar telif hakları geçerli olduğu için Parsifal'in yasal olarak tüm sahnelenmesi imkânsızdı. 1914de telif haklarının sona ermesi ile birçok opera evi bu eseri oynama hazırlığı yaptı. İlk defa 1 Ocak 1914'in ilk dakikalarında temsile başlayan Barselona opera evinde sahnelendi. 1 Ocak ile 1 Agustos 1914 arasında 50'den daha büyük sayıda Avrupa opera evinde Parsifal sahnelendi.
Roller
Roller
Ses tipi
Prömiyerde roller
26 Temmuz 1882
(Orkestra şefi: Hermann Levi)
New York Met Prömiyerinde roller
24 Aralık 1903
(Orkestra şefi: Alfred Hertz)
Parsifal
tenor
Hermann Winkelmann
Alois Burgstaller
Kundry
mezzosoprano
veyasoprano
Amalie Materna
Milka Ternina
Gurnemanz, Kutsal Kase Şövalyelerinin en yaşlı piri
bas
Emil Scaria
Robert Blass
Amfortas, Kutsal Kase Kırallığı hükümdarı
bariton
Theodor Reichmann
Anton van Rooy
Klingsor, büyücü
bas-bariton
Karl Hill
Otto Goritz
Titurel, Amfortas'ın babası
bas
August Kindermann
Marcel Journet
İki Kutsal Kase Şövalyesi
tenor,
bas
Anton Fuchs
Eugen Stumpf
Julius Bayer
Adolph Mühlmann
Dört Şövalye yardımcısı
sopranoler,
tenorler
Hermine Galfy
Mathilde Keil
Max Mikorey
Adolf von Hübbenet
Katherine Moran
Paula Braendle
Albert Reiss
Willy Harden
Altı Çiçek Kızı
3 soprano,
3 kontralto
veya 6 soprano
Pauline Horson
Johanna Meta
Carrie Pringle
Johanna André
Hermine Galfy
Luise Belce
Yükseklerden ses, Eine Stimme
kontralto
Sophie Dompierre
Louise Homer
Kutsal Kase Şövalyeleri, çocuklar, çiçek kızları
Konu özeti
Bu eser Kutsal Kase şövaleyelerinin bir servünenini anlatmaktadır. Kutsal Kase Orta Çağlar Avrupalı Hristiyanlar tarafından ortaya atılmış bir sıra dinsel hikâyede bulunur ve Hristiyanlar için çok kutsal olan İsa'nın son akşam yemeğinde şarap içmek için kullandığı ve çarmıha gerildiğinde onu öldürmek için bir mızrak saplandığında çıkan kan damlalarının içinde toplandığı sihirli bir kaptır. Wagner'in eserine göre bu Kutsal Kase ve Kutsal Mızrak bir melek tarafından Titürel'e verilmiş ve o da bu kutsal emanetleri korumak için Kuzey İspanya'da dağlarda, Monsalvat'da bir tapınak yapmış ve bir Kutsal Kase Şövaleyeleri nizamı ve krallığı kurmuştur. Titürel'i takip eden kral Amforas, Koudry adlı bir büyücü kadının oyununa gelmiş; kadının büyücü ustası olan Klingsgor Kutsal Mızrağı eline geçirmiştir. Klingsgor Amforas'ı hiç iyileşmeyen şekilde yaralamış; fakat Kutsal Kase'nin desteklemesi ile Amforaş ölmemiş ama devamlı bir iztirap çeker hale gelmiştir. Yöresel bir kehanete göre bir gün Monsalvat'lı pek saf ama temiz kalpli bir genç ortaya çıkacacak; merhamet hisleriyle akıllanacak; kötüyü ve şeytanın cezbeşini yenerek Kligsfor'u elimine edip Kutsal Mızrağı eline geçirip; bu mızrakla Amsforas'ın yarasını iyileştirecektir. İşte bu genç Persifal'dir ve opera tam bu kişinin ortaya çıkmasıyla başlar.
Birinci perdede pek saf, akılsız, hatta aptal bir kişi görümünü veren Parsifal Kutsal Kase'yi koruyan özel şövalyelerin başında kral olan Amforas'ın yaradan çektiği iztirabı görür. İkinci perdede Parsifal Kligsor adlı büyücünün büyülü ülkesine girmiştir. Bu büyücü Kutsal Kase Şövalyelerini kötü duruma sokmaya çalışmaktadır ve onlardan İsa'nın çarmıha gerildiğinde ölmesi için vücuduna batırılan Kutsal Mızrağı çalmıştır. Orada Parsifal, Klingsor'un bir kölesi olan Kundry'yi görür ve Kundry Persifal'ı baştan çıkarmaya çalışır. Parsifal bu kadına karşı koymak suretiyle Klingsor'u ortadan kaldırmayı başarır ve Kutsal Mızrağı tekrar eline geçirir. Üçüncü perdede Persifal Kutsal Kase krallığına geri döner ve Amfortas'ın yaralarını iyileştirir.
Mekân: İspanya'nın kuzeyinde dağlarda bulunan Monsalvat kalesi ve Klingşor'un büyülü sarayı.
İ. Perde
1. Sahne
Prelüdde bir ruhani müzik gibi önce bir ilk defa bir major akor duyulur ve bir oktava erişir ve bunu bir minör akor tekrarlar ama sondaki tiz nota yetişmeden biter. Sonra ilk defa Kutsal Kase motifi ve sonra pirinç çalgılar sesli itikat motifi duyulur. Prelüd bir saf ve aptal kişinin dolaşmaları ve Kutsal Ormanı'nı bulması ile sona erer.
Kutsal Kase'nin koruma yeri ve Kutsal Kase Şövalyelerinin üssü olan Monsalvat şatosu civarında bir ormanda, şövalyelerden en yaşlısı ve onların piri olan Gurnemaz, kendine hizmet edecek genç şövalye çıraklarını uyandırır ve onlarla sabah duasına koyulur. Amforas ve maiyetinin geldiklerini görür ve bunların komutanı olan şövalyeden Kralın sağlığının nasıl olduğunu sorar. Şövalye Kralın geceleyin çok ızdırap çektiğini; fakat erkenden kutsal göle girmek istediğini ve onun için getirildiğini bildirir. Bu şövalye, çırakların Gurnemaz'dan Kralın yarasının nasıl iyileştirilebileceğini öğrenmek istediklerini söyler; fakat Gurnemaz buna cevap vermekten kaçınır. Bu sırada çok vahşi görünüşlü bir kadın, Kundry, ortaya çıkar. Gurnemanz'a bir küçük merhem kutusu verir ve bunun Arabistan'dan getirildiğini ve sürülürse Kral'ın acılarının dinebileceğini söyler ve yorgunluktan oraya yığılır kalır.
Parsifal- Ressam:Hermann Hendrich
Kutsal Kase şövalyelerinin kralı olan Amfortas bir sedye ile taşınmaktadır. Kral, daha önce ağrılarını dindirmek için başarısız girişimler yapmış olan Gawain'in çağrılmasını ister. Bu şövalyenin daha iyi ilaçlar arayıp bulmak için ayrıldığını haber verirler. Kral kızıp bu şekilde izin almadan yapılan tezcanlılığın kendini Klingsor'un ülkesine götürdüğünü ve şimdiki ızdırabına neden olduğunu bildirir. Kral, Kundry'nin vermiş olduğu merhemi kabul eder ve ona şükranını bildirir. Fakat Kundry aksi bir sözle, Kralın şükranlarını ifade etmeye zaman kaybedeciğine göle girip yıkanmaya başlamasını söyler.
Kralın alayı yoluna devam eder. Onlar gözden kaybolduktan sonra, şövalye yardımcıları Kundry'ye inanmaz gözlerle bakıp onu soru yağmuruna tutarlar. Gurnemanz onlara Kundry'nin Kutsal Kase şövalyelerine çok kere yardım ettiğini, ama kendinin istediği zamanlarda gelip gittiğini açıklar. Gürnemanz ayrılmadan yanlarında niçin kalıp da Krala yardım etmediğini sorunca Kundry hemen hiçbir zaman şahsen yardım vermediğini söyler. Çıraklar onun bir büyücü olduğunu düşünürler ve eğer o kadar yardımcı oluyorsa, niçin kutsal mızrağı onlar için bulmadığını sorarlar. Gurnemanz çok ciddiyetle bu eylemin başka bir kişi tarafından yapılacağının önceden belirtildiğini söyler. Bu arada nasıl Amfortas Mızrağın muhafızı iken Klingsor'un ülkesinden gelen çok çekici bir kadın tarafından kandırıldığını ve bu sırada mızrağı kaybettiğini anlatır. Klingsor mızrağı eline geçirdiğini ve onunla Amfortas'ı yaraladığını anlatır. Gurnemanz'in anlatımına göre Amfortas'ın çok ağrı ızdırap çekmesine neden bu yan tarafında bulunan yaradır ve kendi başına hiç iyileşmesi beklenmemektedir.
Kralın gölde yıkanma yerinden gelen iki şövalye yardımcısı, Gurnemanz'a Kundry'nin verdiği merhemin Kralın acılarını biraz olsun dindirdiği haberini getirirler. Çırakları Gurnemanz'a Klingsor'u bilip bilmediğini sorarlar. O da Kutsal Mızrak ve Kutsal Kase'nin nasıl olup da Amfortas'ın babası Titürel zamanında Kutsal Kase şövalyeleri tarafından korunmak üzere Monsalvat'a getirildiğini; nasıl bu şövalye nizamına girmeyi çok isteyen Klingsor'un aklında saf olmayan düşüncelerin bulunmasından dolayı bu hedefe erişemediğini ve kendisini hadım ettikten sonra Şövalye nizmanından atıldığını hikâye eder. Bundan çok canı yanan Klingsor kendini Kutsal Kase Krallığının karşısında olarak gördüğünü; karanlık ilimleri öğrenip içinde Kutsal Kase şövalyelerini kandırıp aldatmak amaçlı birçok güzel Çiçek Kızları bulunan bir ülkeyi büyü ile yarattığını söyler. Amfortas'ın Kutsal Mızrağı işte bu büyülü ülkede kaybettiğini açıklar. Şimdi Kutsal Mızrak bu büyülü ülkede Klingsor'un elinde olup onun şimdi Kutsal Kaseyi de ele geçirmek niyetinde olduğunu bildirir. Gurnemanz sonradan nasıl Amfortas'ın bir kutsal rüya şekilinde bir kehanet gördüğünü ve bunda kendisine şefkat ile aydınlanmış bir saf aptalı (Durch Mıtleid wissend, der reine Tor) beklemesi ve onun bu yarayı sonunda iyileştireceğinin bidirildiğini açıklar.
Bu sırada şövalyelerin haykırdıkları duyulur; bir uçan kuğu okla öldürülmüştür ve elinde bir yay ile kuğuyu öldüren oklara benzeyen okları tirkeşinin içinde taşıyan genç bir adamın yakalandığı bildirilir. Çok ciddi bir tavırla Gurnemanz bulunduğu yerin kutsal bir yer olduğu için bu genci soruşturmaya tutar. Gence bunu niçin yaptığını sorar; o da herhangi bir uçan şeyi okla vurabileceğini (İm Fluge treff' ich was fliegt!) böbürlenerek söyler. Yaşlı şövalye kuğunun kendine hiçbir zararı dokunmadığını söyler. Gence kuğunun kan lekeli beyaz gövdesini, inip kalkması durmuş kanatlarını ve hiç hayat bulunmayan donuk gözlerini gösterir. Yaptığından pişmanlık duyan genç yayını kırıp atar.
Gurnemanz sonra gence niçin burada bulunduğunu, babasının kim olduğunu, burayı nasıl bulabildiğini ve sonunda isminin ne olduğunu sorar. Her bir soruya genç bilmiyorum diye cevap verir. Yaşlı şövalye çıraklarını Krala yardım etmek için gönderir. Son olarak gençten ne biliyorsa bilsin onu söylemesini ister. Bu saf kafalı genç Herzeleide adında bir annesi olduğunu ve yayı kendisi yaptığını bildiğini söyler. Kundry bu soruşturmayı dinlemiştir; bu gencin babasının isminin Gamuret olduğunu, babasının bir şövalye olarak bir savaşta olduğunu ve oğlunun da babasının yolunu takip edip savaşcı olup öleceğini sandığı için oğluna kılıç kullanmayı yasak ettiğini söyler. Kundry gülerek gence annesinin kederden öldüğünü de bildirir. Buna kızan genç Kundry'i yakalamaya çalışır ama annesinin kaderine çok üzülmüştür ve kederinden yere düşüp bayılır. Kundry de o sırada çok uykulu olduğunu farketmiştir ve uyumak istemediğini ve keşke hiç uykudan kalkamamış olmayı istediğini bağırarak herkese ilan eder. Fakat sonra bir çalı altına yatarak istirahata başlar.
Gurnemanz Kutsal Kase'nin ancak inançlıların Monsalvat'a gelip kendine bakmaya izin verdiğini bilmektedir. Onun için gence onu Kutsal Kase'ye bakma törenine götürmek istediğini söyler. Genç Kutsal Kase'nin ne olduğunu bilmemektedir; ama ona doğru yürüyüşe geçtiğinde pek az hareket etmekle beraber çok yol kattediğini sandığını bildirir. Gurnemanz bu özel ülkede zamanın mekân olduğunu söyler. Bir orkestra parçası ile 2. Sahne'ye girilir.
2. Sahne
Kutsal Kase'nin bulunduğu salona gelmişlerdir ve şövalyeler takdıs edilmiş şarap ve ekmek lokamsi yemek şeklindeki kutsal birlik törenine hazırlanırlar. Titürel'in sesi oğlu Amfortas'a Kutsal Kase'yi kapayan örtüyü açmasını söyler. Amfortas Kutsal Mızrağı kaybetmeden doğan utanç ve yaralarından acı çekme duygularıyla doludur (Wehvolles Erbe, dem ich verfallen); kutsal görevi yapmaya hakkı olmadığını söyler; ağlayarak herkesten kendini affetmelerini ister (Erbarmen!). Fakat gelecekte bunlardan bir saf ve aptal kişi tarafından kurtarılacağını bilmektedir. Amfortas'ın haykırışını duyan ve çektiği ızdırabı göre genç de kalbini tutarak onunla birlikte eza çekmeye başlar. Titürel ve şövalyeler Amfortas'dan üzerini kapatan kumaşı açarak herkesin Kutsal Kase'yi görmesini sağlamasını isterler ve sonunda Amfortas bunu yapar. Kutsal Kase salona bir ruhani ışık yaymıştır ve bu ışık altında şövalyeler kutsal birlik törenini ifa ederler. Ancak Amfortas bu törene katılmaz; tören bittiği zaman acı ve ağrı takatı kalmamıştır; yere yığılakalır ve salondan omuzlarda taşınarak çıkartılır. Yavaş yavaş diğer şövalyeler de salondan çıkarlar. En son olarak salonda genç ve Gurnemanz kalmıştır. Gurnemanz gencin gördüklerinden bir şey anlayıp anlamadığını sorar. Genç hiç cevap veremez. Gurnemanz genci şatodan zorla attırır ve bir daha kuğuları öldürmemesi için de kendini ikaz eder. Bu sırada yüksekten gelen ses, şefkatle aydınlanmış saf aptal sözcüklerini tekrarlar.
II. Perde
1. Sahne
İkinci Perde Klingsor'un büyülü şatosunda açılır. Bu büyülü ülkeye bir yol bulup girmiş olan bir aptal genci yakalayıp köle yapması için bir hizmetkarına emir verir (Die Zeit ist da.). Hizmetkarının ismini de "Herodias", "Gundryggia" ve en son "Kundry" olarak anar. Bu hizmetkar, aynı Amfortaş'ı baştan çıkardığı zaman olduğu gibi, inanılmıyacak kadar çok çekici güzel bir kadın şekilini alır. Derin bir uykudan uyanıp Klingsor'a karşı çıkar. Klingsfor onun üzerinde hakimiyetini kuruncaya kadar, kadın onun kendini sahte olarak iffetli olması dolayısıyla alaya alır ve bu Klingsor'u kendi kendini kınamasına yol açar. Fakat sonunda Kundry de büyü altına girer. Sonra Klingsor kendi ülkesinin şövalyelerini ülkeye giren gence hücum etmelerini emreder; fakat döğüşte genç onlardan üstün gelip onları yaralayıp geri püskürtür. Şimdi genç Klingsgor'un çiçek kızlarına ait olan bahçeye girmiştir. Klingsor, Kundry'ye bu genci yakalaması için emir vermek ister ama Kundry ortalıktan kaybolmuştur.
Parsifal kartpostalı (1900 civarında)
2. Sahne
Döğüşten başarı ile çıkan genç şimdi bahçede kendini güzel ve çekici Çiçek Kızları arasında bulur. Bu kızlar ona yaklaşmasını söylerler ve onu kucaklarlar ama aynı zamanda sevdikleri şövalyeleri yaraladığı için ve cazibelerine karşı durduğu için ona serzenişlerde bulunurlar. (Komm, komm, holder Knabe!). Sonra her biri onu tek başına ele geçirmek için diğerleri ile kavgaya tutuşurlar. Birdenbire Parsifal diye bir haykırış duyulmasıyla bu kavga kesilir. Genç bu ismin rüyalarında kendine görünen annesinin kendini çağırmak için kullandığı isim olduğunu hatırlar. Çiçek Kızları birden geri plana çekilirler ve Persifal ile Kundry'yi yalnız bırakırlar. Genç bütün bunların bir rüya olabileceğini düşünür ve Kundry'ye nasıl olup da Persifal ismini bildiğini sorar.
Kundry ismini annesinden öğrendiğini söyler (İch şah das Kind an seiner Mutter Brust.). Kundry, annesinin onu çok sevdiğini, babasının akıbetine uğramaması için onu koruduğunu ve onun evden kaçması ile kendini yalnız bırakılıp terkedilmiş hissettiğini ve buna dayanamadığı için sonunda üzüntüden olduğunu anlatır. Parsifal yaptıklarında pişmanlık duyar ve annesini unutup onun ölümününe sebep olduğunu düşünüp kendini suçlu hisseder. Kundry bu duyguların ilk defa kendini anladığına bir işaret olduğunu ve onun annesinin sevgisini hatırlamasının kendine öpücükler vermesi ile biraz daha kolaylaşacağını ifade eder. Birbirlerini uzun zaman öperler ama sonunda Persifal kendini kadından ayırır. Amfortas adını haykırırır; Persifal Amfortas'ın bir tarafında bulunan yaranın aynısının yanar acısını hissetmiştir. Artık Kutsal Kase gösterme töreninde Amfortas'ın ızdıraptan kıvranıp haykırmasının nedenini iyice kavramıştır (Amfortas! Die Wunde! Die Wunde!). Amfortas'a karşı duyduğu şefkat duygusu nedeniyle Kundry'nin sevgi gösterilerini reddeder.
Bundan çok alınan ve sinirlenen Kundry ager Amfortas'a şefkat hisleri duymakta ise kendine de şefkat duyguları olması gerektiğini belirtir. Kundry İsa'nın çarmıha gerilmesini görmüştür; buna gülmüştür. Bundan dolayı ceza olarak yüzyıllar boyu lanetlenip dünyayı gezmek zorunda kalmıştır. Şimdi artık hiç ağlayamamaktadır ve her zaman her şey gülmektedir. Bu lanetlemeye göre de Kutsal Mızrak atıcısının kölesidir ve onun isteği ile sadece baştan çıkartıcı olarak yaşamaktadır. Parsifal bunlara aldırmaz görünür ve Kundry'den kendini Amfortas'a götürmesini ister. Kundry Parsifal'ın kendini reddediği sürece Kutsal Kase krallığı ülkesini hiç bulamadan orada burada gezmesi için ona beddua eder ve bunun devamlı uygulanması için Klingsor'u yardıma çağırır.
Kligsor bu yardım talebini kabul edip gelir ve Kutsal Mızrağı Parsifal'e savurur. Fakat Mızrak Parsifal'ın başı üzerine gelince havada durur. Parsifal Mızrağı eliyle kavrar ve bir istavroz çıkarır. Klingsor'un büyülü kalesi bunun üzerine yerle bir olur. Parsifal oradan ayrılır ve ayrılmaktayken Kundry'e kendini nerede bulabileceğini bildiğini bildirir.
III. Perde
1. Sahne
Üçüncü Perde, Birinci Perde'deki gibi, Kutsal Kase Krallığı ülkesinde açılır ama aradan epey zaman geçmiştir. Gurnemanz şimdi yaşlıdır ve zor yürebilmektedir. Tek başına bir keşiş gibi kaldığı kulübesinin yakınlarında bir inleme duyar, yıllarca önce olduğu gibi Kundry'i bir çalı altında baygın olarak bulur (Sie! Wieder da!). Yüzüne Kutsal Kaynak'tan su çarparak onu ayıltır; fakat Kundry ancak tek bir kelime söylebilmektedir: Hizmet (Dienen). Gurnemanz, bu özel günde tekrar ortaya çıkmasının herhangi bir önemi olup olmadığını merak etmektedir. Ormana doğru bakarken oradan zırh giymiş silahlı bir kişinin gelmekte olduğunu görür. Yabancının başında yüzünüde kapatan bir miğfer bulunmaktadır ve Gurnemanz onun kim olduğunu anlayamaz; ona kim olduğunu sorar ama cevap alamaz. Sonunda tam zırhlı kişi yüzünü kapayan miğferi çıkartır. Gurnemanz bunun yıllar önce kuğuyu okla vuran genç olduğunu ve taşıdığı silahında Kutsal Mızrak olduğunu anlar.
Parsifal Amfortas'a huzuruna çıkıp uzun serüvenini anlatmak istemektedir (Zu ihm, des tiefe Klagen.) Uzun yıllar seyahat etmiş ve Kutsal Kase Krallığı ülkesine giden bir yol bulamamıştır. Bu arayış sırasında çok defa silahlı kavgaya girişmiştir. Ama tek bir defa bile bu kavgalarda Kutsal Mızrağı kullanmamıştır. Gurnemanz Parsifal'a doğru yolu gizleyip göstermeme büyüsü uygulandığını, ama bu büyünün tesirinin şimdi ortadan kalktığını anlatır. Parsifal yolda iken Titürel ölmüştür. Amfortas ise hala yaşamaktadır. Ama bütün bu dönemde Kutsal Kase'yi örten örtüyü hiç açmamış ve onu ülkesinde kimseye göstermemiştir. Durumun çok üzücü olduğu ve buna nedenin kendisi olduğunu düşünen Parsifal pişmanlık duymaktadır. Gurnemanz bugünün Titürel için cenaze töreninin yapılacağı gün olduğunu ve bu törende Parsifal'a çok büyuk bir görev düştüğünü ona bildirir. İsa'nın son yemeğinden sonra olduğu gibi, Kundry Kutsal Su kullanarak Parsifal'ın ayaklarını yıkar ve üstüne bu sudan serper. Onun şefkatle aydınlanmış saf aptal olduğunu anlamıştır ve Kutsal Kase şövalyelerinin yeni kralı olacağını bilmiştir.
Parsifal etrafına bakınır ve bu çayırlığın güzelliğini açıklar. Gurnemanz bunun nedeninin bu günün dünyada her şeyin yenilendiği Kutsal Cuma günü olduğunu açıklar. Parsifal, sonra Kutsal Su ile ağlayan Kundry'yi vaftiz eder. Üçü birlikte Kutsal Kase şatosuna gitmek üzere yola koyulurlar. Kısa bir orkestra parçası İkinci Sahne'ye geçişi sağlar.
2. Sahne
Kutsal Kase şatosunda Amfortas, Kutsal Kase'nin saklanma yeri olan ve önünde Titürel'in tabutu konulmuş olan, mihrabın önüne getirililir. Amfortas ölmüş olan babasına ağlayıp yalvarıp yakarmakta ve kendisinin de ölmesini sağlayarak çektiği ıztiraplardan kurtarması ister (Mein vater! Höchgeseğneter der Helden!). Kutsal Kase şövalyeleri ise Amfortas'dan kaseyi kendilerine tekrar göstermesini istemektedirler. Fakat ızdıraptan çok kıvranmakta olan Amfortas kase'yi hiçbir zaman kendinin onlara göstermiyeceğini ve kendisinin Şövalye nizamına getirdiği kara lekeyi ortadan kaldırmak ve iztirabına son vermek için Şövaleyelerin onu öldürmeleri gerektiğini bildirir. Tam bu sırada Parsifal ortaya çıkar mihrap önüne gelir ve tek bir silahın Amfortas'ın yaralaraini iyleştirebileceğini açıklar (Nur eine Waffe taugt). Kutsal Mızrakla Amfortas'ın yarasının bulunduğu yanına dokunur ve böylece hem onu af eder hem de yarasını iyileştirir. Kutsal Kase'nin üstü açılarak herkese gösterilmesini emreder. Herkes dizlerine çökmüş bunu beklemekte iken, büyücünün lanetlemesinde kurtulan Kundry hayatını kaybedip yere yığılakalır. Bu sırada bir barış sembolü olan zeytin dalı taşıyan kumru Parsifal'ın başının etrafında dolaşmaya başlar.
Nietzche ve Parsifal
3 Ocak 1878’de Wagner yeni yayınlanmış olan bu eserin bir kopyasını Nietzsche’ye gönderir. Aynı yılda da Nietzsche Wagner’e yazdığı son mektupla birlikte “insanca, pek insanca, özgür ruhlar için bir kitap” adlı çalışmasının bir kopyasını gönderir. Bu olayla birlikte Wagner ve Nietzsche arasındaki bağlar tamamen kopmuştur. O, bu eserin hastalıklı Hristiyan şövalye ülkülerini fazlasıyla içerdiğini düşünüyordu.
Müziksel özellikleri
Bu kısım Parsifal operasının muziğinin bazı özelliklerine bir giriş mahiyetindedir.
Leitmotif'ler
Bir leitmotif belirli bir müzik parçasını belirli bir kişi, mekân veya fikire iliştiren ve operanın devamında tekrar eden bir müziksel temadır. Leitmotifleri özel olarak kendi bestelerinde kullanan bestecilerin başında Wagner gelmektedir ve Parsifal bircok leitmotifi kapsamaktadır. Wagner'in bu opera eserinin müziğini anlamak ve asli alan epik şiir konusu ile bu müziğin birlikte ilişkisini değerlendirmek için bu leitmotifleri bilmek çok yardımcı olabilir. Parsifal eserinde bulunan önemli leitmotiflerin operada ilk duyulma sırasına göre listesi şudur:
İsa'nin son akşam yemeği (der liebesmahl-spruch) motifi,
İkinci Herzeleide motifi (das zweite Herzeleidemotiv),
Kutsal Cuma motifi (das Charfreitagmotiv),
Boş kır arazi teması (das thema der öde),
Vaftiz sahnesi (der segenspruch),
Kutsal Cuma tılsımı (Charfreitags zauber).
Örneğin eserin açılıştaki iki leitmotif (Kutsal Kase ve Parsifal motifleri) operanın devamınca tekrar tekrar seslendirilmektedir. Kutsal Kase motifinde Wagner Dresden'de çocukluğunda öğrendiği özel bir beste ile "amin" demesini, "Dresden amini" bestesini, kullanır.
Arya bulunmaması ve orkestra parçalar
Wagner'in müziksel alanda yetiştiği en ileri çağında besteledigi her opera gibi, Parsifal da her bir perde bir tüm müzik bloku (durchkomponiert - baştan sona kadar tek beste) olarak bestelenmiştir. Bu nedenle eserde kendi başına aryalar bulunmaz. Fakat Wagner'in kendisi operanın bazı orkestral kısımlarını ayırmış ve bunların ayrı ayrı aranjmanını yaparak düzenlemiştir. Bu operayla ilişkili "orkestral parçalar" konserlerde ayrı olarak icra edilebilmektedir. Bunlardan en tanınmışları şunlardır: 1. Perde'ye üvertür; III. Perde 1. Sahne'nin ikinci yarısında bulunan "Kutsal Cuma" müziği; II. Perde'de bulunan Kundry'nin uzun solo parçası ("Ich sah das Kind") ve Amfortas 'in I. Perde'de bulunan ağıtı ("Wehvolles Erbe").
Yunus Emre Oratoryosu, Ahmet Adnan Saygun tarafından bestelenen ve Yunus Emre şiirlerine dayanan Türkiye'nin ilk oratoryosu.
Tarihi
Saygun'un 1942 yılında tamamladığı oratoryo, dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün de desteğiyle ilk kez 1946 yılında sahnelendi. İngilizce, Fransızca, Almanca ve Macarcaya çevrilen oratoryo, 1947′de Paris’te, 1958′de New York’ta Leopold Stokowsky yönetiminde Birleşmiş Milletler’de, sonraki yıllarda Budapeşte, Viyana, Bremen, Berlin, Vatikan ve Moskova’da yorumlandı
2012 yılında ise 23 Nisan 2012 tarihinde New York, 25 Nisan 2012 tarihinde Washington'da olmak üzere, TÜRKSOY Senfoni Orkestrası ve 100 kişilik Jonathan Griffith Singers ile birlikte 55 yıl sonra ilk defa Yunus Emre Oratoryosu Amerika Birleşik Devletlerinde sanatseverler ile buluştu.