INSTRUMENT ARTIST-FOLK POET etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
INSTRUMENT ARTIST-FOLK POET etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Şubat 2021 Perşembe

NERİMAN ALTINDAĞ TÜFEKÇİ

Neriman Altındağ Tüfekçi Doğum 14 Mart 1926 İstanbul, Türkiye Ölüm 3 Şubat 2009 (82 yaşında) İstanbul, Türkiye Meslekler Türk Halk Müziği solisti ve şefi Eş Muzaffer Sarısözen Nida Tüfekçi Neriman Altındağ Tüfekçi, (d. 14 Mart 1926, İstanbul - ö. 3 Şubat 2009, İstanbul)[1], İlk kadın Türk Halk Müziği solisti ve ilk kadın şefidir. Türk sanat müziği sanatçısı Perihan Altındağ Sözeri ile kardeştir. Ailesi aslen Amasyalıdır, babası Amasya'lı Nurettin Behiç Bey'dir anne tarafı ise Erzurumludur. İlkokulu, Nene Hatun İlkokulu'nda, Ortaöğretimini ise Nişantaşı Kız Lisesi'nde 1942 yılında bitirdi. Liseyi bitirdiği yıl olan 1942'de sınavla Ankara Radyosu'na girdi. Türk Halk Müziği'nin bağımsız bir dal olarak ayrılmasından sonra bu ihtisas dalını seçen ilk kişidir. 1949 yılında Yurttan Sesler Korosu Şef yardımcılığına atandı. 1950 yılında repetitörlük ve 1953 yılında solist öğretmenliği unvanını aldı. 1957 yılında Kadınlar Korosu"nu kurdu ve yönetti. 1959 yılında İstanbul Radyosu'na atandı. İstanbul Radyosu'nda solistliğin yanı sıra Yurttan Sesler Kadınlar Korosunu kurdu ve yönetti. Türk Müziği Şube Müdür Yardımcılığı görevini de yürüttü. 1972 yılında tekrar Ankara Radyosu'na dönerek solistlik ve şeflik görevlerini burada sürdürdü. İstanbul'da kurulmakta olan Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı'nın kuruluş çalışmalarına katılamak amacıyla, 1976 yılında TRT'den ayrılarak Konservatuvar'a Kurucu Yönetim Kurulu Üyesi ve Öğretim görevlisi olarak atandı. Muzaffer Sarısözen'le evliliğinden Memil Sarısözen (1952) adlı bir oğlu, Nida Tüfekçi ile evliliğinden Gamze (Tüfekçi) Yazıcı (1958) adlı bir kızı vardır. Sanat yaşamı boyunca çeşitli görevler üstlenmiş olan Neriman Altındağ Tüfekçi, repertuvarında yer alan tüm öğelere ait türkü ve özellikle uzun havaları aslına ve yöre üslubuna uygun yorumuyla solist olarak büyük başarı ve ün kazanmıştır. Zamanın akademik eğitim veren tek kuruluşu olan Ankara Radyosun'da oluşturulan büyük jürilerce yapılan sınavları üstün başarı ile kazanarak; İlk kadın solist, İlk kadın öğretmen, İlk kadın şef ve bugüne kadar Halk Müziği dalında verilen ilk ve tek kadın artist-öğretmen unvanlarına layık görülmüştür. Hançere özelliği ve sesinin genişliği yanı sıra çok titiz çalışması onun, gerek uzunhavalar gerekse kırıkhavalar konusunda en geniş repertuvara sahip Halk Müziği sanatçısı olmasını sağlamıştır. Yüzden fazla derlemesi bulunan Neriman Altındağ Tüfekçi'nin Nida Tüfekçi ile birlikte yazdığı "Memleket Türküleri" adlı bir de kitabı vardır. Gerek şef ve gerek solist olarak çeşitli radyo ve televizyon konserlerinin yanı sıra, Japon Kültür Bakanlığı'nın özel davetlisi olarak Tokyo ve İşikava'da açıklamalı konserler vermiştir. Ulusal ve Uluslararası kongre, rostrum ve sempozyumlarda çeşitli bildiriler sunan Neriman Altındağ Tüfekçi, Halk Müziği ile ilgili değişik konularda konferanslar vermiştir. Bugün Halk Müziği'nin ön sıralarında yer alan sanatçıların çoğu onun öğrencileridir. İTÜ Türk Müziği Devlet Konservatuvarı'nın yüksek ve lisansüstü bölümlerinde öğretim görevlisi ve Danışma Birimi üyesi olarak çalışmalarına devam etmiştir. Neriman Altındağ Tüfekçi, 3 Şubat 2009'da geçirdiği kalp krizinin ardından tedavi altına alındığı hastanede öldü.

19 Eylül 2016 Pazartesi

Mehmet Ruhi Su

Mehmet Ruhi Su (1912 - 20 Eylül 1985), Türk halk müziği sanatçısıdır.


Hayatı

Mehmet Ruhi Su, 1912 yılında Van'da doğdu[1][2][3]. Anne ve babasının kim olduğunu Ruhi Su'nun kendisinin de  bilmediği gibi, haklarında da hiçbir bilgi yoktur.[4] Oğlu Ilgın Ruhi Su, "Babamın 1912'de Van’da doğması, öksüzler yurdundan gelmesi, bugüne kadar hiçbir akrabasının çıkmaması düşünüldüğünde Ermeni olma ihtimali hayli yüksek" demiştir.[5] Çocukluğunun büyük bir bölümünü, evlatlık olarak yanlarına verildiği yoksul bir aile ve daha sonra da Adana Öksüzler Yurdu'nda geçirdi. Bir ara İstanbul'da askeri okullarda okudu, ancak müzik sevgisi onu yeni arayışlara itti. Adana Öğretmen Okulu'nda okurken, Ankara'ya Müzik Öğretmen Okulu'na (Musiki Muallim Mektebi) girmeyi başardı. 1942'de Ankara Devlet Konservatuvarını`nın Şan bölümünü bitirdi. Aynı yıllarda sırasıyla Ankara Cebeci İkinci Ortaokulu`nda sonra Hasanoğlan Köy Enstitüsü`nde müzik öğretmenliği yaptı. Cumhurbaşkanlığı Orkestrası’na seçildi, konservatuvarın opera bölümünde de okudu ve daha sonra da Devlet Operası'nda çalıştı. Devlet Operası sanatçısı olarak, Bastien Bastienne, Satılmış Nişanlı, Madame Butterfly, Fidelio, Tosca, Yarasa, Aşk iksiri, Rigoletto, Figaro'nun Düğünü, Maskeli Balo ve Konsolos gibi operalarda rol aldı. Türk Opera Sanatı'nın temelinde Ruhi Su'nun da katkısı büyüktür.
Ankara Radyosu'nda onbeş günde bir yayınlanan türkü programları düzenledi; Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi`nde büyük bir koro oluşturdu. Aldığı klasik batı müziği eğitimi, ömrü boyunca kendini adadığı türkülerin yorum ve icrasına yaklaşımının kurumsal temelini oluşturdu.
Ruhi Su, sosyalist dünya görüşü nedeniyle 1952-1957 yılları arasında 1951 TKP tevkifatı dolayısı ile hapis yattı. 1960'ta İstanbul'da Taksim Belediye Gazinosu'nda sahneye çıkan Ruhi Su, bir yandan da halk türkülerini kaydedip, arşivleme görevini üstlendi. Bu arada radyoda da 'Basbariton Ruhi Su Türküler Söylüyor' anonsuyla sunulan bir radyo programı yaptı. Bu programlardan birinde söylediği "Serdari Halimiz Böyle N'olacak? Kısa çöp uzundan hakkın alacak" türküsü nedeniyle radyodaki işine son verildi.
Söylediği türkülerdeki siyasi vurgular yüzünden aleyhinde kampanyalar başlatılan ve işini kaybeden sanatçı, türküleri derleyip, yeniden yorumlama işine kendi başına devam etti. 1975'te Dostlar Korosu’nu kurdu. 1978'den sonra ürettiği kasetlerle halk müziğinin, yaygınlaşmasına büyük katkıda bulundu. Aydınlara türkü dinlemeyi öğreten kişi olarak da bilinir.
Ruhi Su ilk kez 1977 yılında Ahmet İsvan ve Necdet Uğur'un yoğun uğraşıları sonucu pasaport alabildi. Almanya, Hollanda, Belçika, İngiltere, Fransa ve Avustralya'da konserler verdi. Pasaportunun süresi doldu. Yeni pasaport başvurusu, yakalandığı prostat kanserinin tedavisi için yapıldı ancak hiçbir gerekçe gösterilmeden reddedildi. Su için altı Alman sanatçının Kültür Bakanlığı’na baş vurduğu öğrenildi. Heinrich Böll, Wolf Bierman, Ingeborg Drewitz, Günter Grass, Siegfried Lenz, Günter Wallraff imzalı mektupta, Kültür Bakanlığı’ndan Ruhi Su’nun yurt dışında tedavi edilebilmesi için pasaport verilmesine aracı olması isteniyordu. Aynı sanatçılar Ruhi Su’ya da bir mektup göndermişlerdi.[6][7] Bunlar sonucunda nihayet kapılar aralandı ve "tedavi amaçlı ve yalnız bir defaya mahsus olmak üzere" yurt dışına çıkışına izin verildi. Ama artık çok geçti. 20 Eylül 1985 Cuma günü Cerrahpaşa Onkoloji Kliniğinde öldü. Doktoru Prof. Bülent Berkarda idi. 22 Eylül 1985 Pazar günü Zincirlikuyu Mezarlığında toprağa verildi. Ruhi Su'nun cenaze törenine binlerce kişi katıldı ve cenaze 12 Eylül Dönemi'nin ilk büyük kitle gösterisi haline dönüştü. Cenazede gözaltına alınan 163 kişi İstanbul siyasi şubede 15 gün süreyle gözaltında tutuldu.[4]

Kendisi Alevi Deyişlerini okumuş, Pir Sultan'ın, Hatayi'nin ve diğer ozanların deyişlerini yorumlamıştır. Nazım Hikmet'in şiirlerini ilk besteleyenlerdendir. 1957'de hapisteyken söylediği Mahsusmahal adlı türküsüyle ünlendi.
Ruhi Su'nun sesini korumadaki hassasiyeti hakkında pek çok anlatı vardır. Bunlara göre Ruhi Su, sesine zarar vermemek için kuruyemiş ve çamaşır suyundan uzak dururmuş. Sorulduğunda, sesini korumadaki bu hassasiyetinin sanata ve dinleyenlere saygısından kaynaklandığını ifade edermiş.
Ruhi Su, ölümüne kadar 16 tane 45'lik plak, 11 uzunçalar çıkardı. Ölümünden sonra kurulan Ruhi Su Kültür ve Sanat Vakfı aracılığıyla eşi Sıdıka Su (ö. 18 Ekim 2006) ve oğlu Ilgın Su özel arşivlerdeki ses kayıtlarından yararlanarak plak, kaset ve CD üretimini sürdürdüler. Vakfın merkezi Beyoğlu, İstanbul'dadır.
Sanatçı hakkında Ajans21 tarafından, Ezgili Yurek: Ruhi Su 1995 (24 dk) adında bir belgesel hazırlanmıştır. Bu belgesel Ruhi SU hakkında hazırlanan ilk belgeseldir. Bunun dışında Avusturya Belgeseli ve Ruhi Su Belgeseli (Hilmi Etikan) adlarında iki belgesel film de Ruhi Su Kültür ve Sanat Vakfı aracılığıyla gösterilmektedir.
Yön Radyo tarafından TGC 2015 Yılı Sedat Simavi En İyi Radyo Programı Ödülünü alan 'Yüreğinde Anadolu'nun Ezgisi, Sesinde Dağların Yankısı-Ruhi Su' belgeseli hazırlanmıştır.[8]

Albümleri

  • (1971) Seferberlik Türküleri ve Kuvayi Milliye Destanı
  • (1972) Yunus Emre
  • (1972) Karacaoğlan
  • (1972) Pir Sultan Abdal
  • (1974) Şiirler - Türküler
  • (1974) Köroğlu
  • (1977) El Kapıları (Sümeyra Çakır ile birlikte)
  • (1977) Sabahın Sahibi Var (Sümeyra Çakır ile birlikte)
  • (1993) Semahlar
  • (1993) Çocuklar, Göçler, Balıklar
  • (1993) Zeybekler
  • (1986) Pir Sultan'dan Levni'ye
  • (1993) Ezgili Yürek
  • (1993) Ekin İdim Oldum Harman
  • (1987) Kadıköy Tiyatrosu Konseri
  • (1988) Beydağı'nın Başı
  • (1988) Dadaloğlu ve Çevresi
  • (1989) Huma Kuşu ve Taşlamalar
  • (1990) Sultan Suyu "Pir Sultan Abdal'dan Deyişler"
  • (1991) Dostlar Tiyatrosu Konseri (Sümeyra Çakır ile birlikte)
  • (1992) Ankara'nın Taşına Bak
  • (1993) Uyur İken Uyardılar
  • (1994) Barabar
  • (1995) Aman Of

Kaynakça

  1. ^ "100 yaşındaki ses ve bir soru", Sabah, 20 Mayıs 2012. 22 Temmuz 2012 tarihinde erişildi.
  2. ^ "Ruhi Su ölümünün 25. yılında anıldı", EHA, 21 Eylül 2010. 22 Temmuz 2012 tarihinde erişildi.
  3. ^ "100 yaşında bir dev: Ruhi Su", 9 Mayıs 2012. 22 Temmuz 2012 tarihinde erişildi.
  4. ^ a b Türküler'in 100'ü: Ruhi Su, 6 Eylül 2015, Ruhi Su - Hayatı.
  5. ^ Hasan Bülent Kahraman'a yanıt, Ruhi Su Kültür ve Sanat Derneği. 22 Temmuz 2012 tarihinde erişildi.
  6. ^ Özlediğimiz Ruhi Su, 20 Eylül 2015.
  7. ^ Anadolu'nun Sesi Ruhi Su 100 Yaşında, 18 Aralık 2012.
  8. ^ "Ruhi Su Yüreğinde Anadolu'nun Ezgisi, Sesinde Dağların Yankısı". Youtube. 23 Ocak 2016. 19 Haziran 2016 tarihinde kaynağından arşivlendi. http://web.archive.org/web/20160619140905/https://www.youtube.com/watch?v=92Mo25Eshcw. Erişim tarihi: 27 Ocak 2016. 

Dış bağlantılar

11 Temmuz 2016 Pazartesi

Şemsi Yastıman

Şemsi Yastıman (d. 10 Temmuz 1923, Kırşehir - ö. 10 Temmuz 1994, Lapseki), Türk halk müziği sanatçısı.
Türk Halk Müziği'ne kaynak kişi ve derleyici kimliği ile emeği geçmiş büyük halk sanatkârıdır. Asıl adı "Mehmet Galip Şemsettin" olan Şemsi Yastıman, "Şekerci Ahmed Ağa" ve "İlhamiye Hatun"un oğlu olarak dünyaya geldi. Saza ve söze ilgisi küçük yaşlarda başladı. O yıllarda Kırşehir ustalarından etkilendi. Ankara'da bulunduğu yıllarda "Yağcıoğlu Fehmi Efe" ve "Genç Osman"ın müzik meclislerine girerek kendini ve sazını geliştirdi. Sahneye çıkması da bu yıllara rastlar.
Bir süre İzmir'de yaşayan ve burada evlenen Şemsi Yastıman, daha sonra İstanbul'a yerleşti. Kısa sürede şöhreti artan ve gazinolarda çalışmaya başlayan Yastıman, dönemi içinde, basın-yayın organlarının en çok bahsettiği sanatçılardan biri oldu. Onlarca plak doldurdu ve pek çok kez Türkiye Radyoları'nın programlarına davet edildi.
Semsi Yastıman, özellikle halk müziği geleneğinin çalıp-söyleme tarzını benimsemiş bir halk sanatkârı olarak adından söz ettirdi. Âşıklık geleneğinin çeşitli türlerinde seslendirdiği eserlerle ve bilhassa dönemi içinde unutulmaya yüz tutmuş olan destan ve taşlamaları ile sevildi. Memleketi Kırşehir'in müzik potansiyelinin geniş kitlelere tanıtılmasına önayak oldu. Sanatçı kişiliği yanında, kendi adını taşıyan dükkânında saz dersleri vererek pek çok sanatçı yetiştirdi. (bkz. Hasan Cihat Örter, Serhan Yastıman) Türk halk müziği konusunda çeşitli kitaplar yayınlayarak kültür hayatına hizmetlerde bulundu.
Şemsi Yastıman, doğum gününde, yani 10 Temmuz da (1994) Lapseki emek tatil sitesinde hayata gözlerini yumdu. Naaşı kendi vasiyeti üzerine çok sevdiği Lapseki Adatepe köyüne defnedilmiştir.
En çok bilinen eseri, Kırşehir'e özlemini dile getiren "Memleket Hasreti" ve "Uzaylılar Hoşgeldiniz"dir.

17 Mayıs 2016 Salı

Aşık Mahzuni Şerif

Şerif Cırık veya tanınan adıyla Aşık Mahzuni Şerif (d. 17 Kasım 1940; Afşin, Kahramanmaraş - ö. 17 Mayıs 2002; Köln, Almanya), Türk halk ozanı.[1]

Yaşamı

Kahramanmaraş'ın Afşin İlçesi'nin Berçenek Köyü'nde dünyaya geldi. 1955 yılında, sonradan Ankara'ya nakledilen Mersin Astsubay Okulu'na kaydoldu. 1960'ta eşi Suna'yı kaçırdı ve 6 ay köyünde kaldı. Bu sırada okulu Balıkesir'e nakledildi. Okul komutanının çabası ile yeniden okula dönen Aşık Mahzuni, 6 ay devamsızlık yaptığına ilişkin bir ihbar üzerine okuldan atılınca yeniden köyüne döndü. 1964 yılında ilk plağı ile müzik piyasasına girdi.
Bir süre Gaziantep'te ikamet ettikten sonra Ankara'ya taşındı. 1989-1991 yılları arasında Halk Ozanları Federasyonu tarafından Dünya'nın en büyük 3 ozanı arasında gösterildi.
Sivas Dramı adlı türküsünü, Sivas Katliamı'nda yaşamını yitirenlere ithaf etmiştir.

Hakkında açılan dava

2001 yılının Kasım ayında kendisine, "Elhamdülillah Kızılbaş'ım ve laikim. Ben değil, yedi sülalem Kızılbaştır. Bir suç varsa o da dedemdedir." dediği için, DGM tarafından aleyhinde dava açıldı. Duruşma 27 Aralık 2001 tarihinde DGM'de yapıldı.

Ölümü

2001 yılının başlarında rahatsızlanarak, kalp ve solunum yetmezliği nedeniyle, JFK Hospital'da yoğun bakım altına alındı. Mayıs ayında taburcu edildi. 17 Mayıs 2002 tarihinde, evli, sekiz çocuk, dört torun sahibi olan Mahzuni Şerif 60'lı yaşlarında Almanya'nın Köln şehrinde vefat etti. Vefat ettiğinde, DGM'deki davası henüz sonuçlanmamıştı.
Mezarı şu an son ikamatgâhı olan Hacı Bektaş Veli Külliyesi'nin yakınındaki Çilehane adı verilen bölgededir.

Eserleri

Türk halk müziği sanatçıları tarafından söz ve besteleri sıklıkla kullanılmıştır. Araştırmacı Yazar Battal Pehlivan'ın Aşık Mahzuni Şerif'in yaşamı ve sanatı üzerine yaptığı incelemenin adı Dom Dom Kurşunu idi. Dom Dom Kurşunu, Yedin Beni, Yuh Yuh, Fadimem, Gül Yüzlüm, Ciğerparem,Merdo,Dostum Dostum, Han sarhoş Hancı sarhoş, Çeşmi Siyahım,Yalan Dünya, Ağlasam mı?,Abur Cubur Adam, Katil Amerika ve Ekmek Kölesi gibi eserleriyle tanınan Aşık Mahzuni'nin türkülerini Gülden Karaböcek'ten Zeki Müren'e, İbrahim Tatlıses'ten Ahmet Kaya'ya Mahsun Kırmızıgül'e Murat Göğebakan'dan Selda Bağcan'a kadar birçok Türk halk müziği ve bazı pop müzik sanatçıları da okudu. Halk şiirine gönül veren ve konuşma dilini şiirleştiren Aşık Mahzuni'nin 453 plağı, 50 kasedi ve yayınlanmış 9 adet kitabı bulunuyor[2]. Ayrıca TRT tarafından çekilmiş 2 adet belgeseli bulunmaktadır.

Kaynakça

  1. ^ Yaşamı MahzuniŞerif.net. Erişim: 24 Mart 2009
  2. ^ milliyet haber sitesi

Dış bağlantılar

26 Nisan 2016 Salı

Ali Ekber Çiçek



Ali Ekber Çiçek, (d. 1935, Ulalar Köyü-Erzincan – ö. 26 Nisan 2006 İstanbul). Türk halk müziği sanatçısı.[1]
Çiçek, babasını 1939 Erzincan depreminde yitirdi ve küçük yaşlarda rençberlik yapmaya başladı. Bu arada bağlamayı öğrendi ve cem toplantılarında kulağı Alevi deyişleri ve ezgileriyle doldu. İlkokul öğreniminden sonra maddi olanaksızlıklar sonucu öğrenimini sürdüremedi, ancak ağır yaşam şartlarına karşın müzikten hiç kopmadı.
Müzik aşkı ağır basınca İstanbul'a göç etti ve halk müziğinin önemli isimleriyle tanıştı. Askerden sonra TRT'nin açtığı sınavı kazanarak, Muzaffer Sarısözen döneminde TRT Ankara Radyosu'na ve Yurttan Sesler Korosu'na girdi. 35 yılı aşkın bir sürede 400'den fazla türküyü derleyerek geniş kitlelere ulaştırdı.
TRT arşivlerinde 54 kaseti bulunan Ali Ekber Çiçek'in Türkiye'deki bütün türkücüler tarafından derlemeleri söylenmektedir. 2003 yılının başlarında TRT Belgesel Programlar Müdürlüğü tarafından Ali Ekber Çiçek'in hayatını anlatan Cahilden Uzak Dur, Kemale Yakın isimli belgesel çekilmiştir.
 
Başta "Haydar Haydar" olmak üzere Türk halk müziğine birçok unutulmaz türkü armağan eden bağlama sanatçısı ve derlemecidir. Kendisi gibi sanatçı olan Cemile Cevher Çiçek ile evli olan Ali Ekber Çiçek yakalandığı pankreas kanseri'nden kurtulamayarak, 2006 yılında, 71 yaşında hayata veda etti. Kabri Balıkesir'e bağlı Edremit' in Tahtakuşlar köyündedir.

Ali Ekber Çiçek'in mezarı, Tahtalıkuşlar Köyü mezarlığı,Edremit

Çiçek'ten derlenen bazı türküler

  • Haydar Haydar (Ondört Bin Yıl Gezdim Pervanelikte)
  • Böyle İkrarınan Böyle Yolunan
  • Bunca Olan Emeğimi
  • Derdim Çoktur Hangisine Yanayım
  • Ey Erenler Akıl Fikir Eyleyin
  • Gönül Gel Seninle muhabbet Edelim
  • Gurbet Elde Bir Hal Geldi Başıma
  • Gurbet Elde Yadellerin Derdini
  • Gül Yüzlü Sevdiğim
  • Hazin Hazin Esen Seher Yelleri
  • İsmini Sevdiğim Saadetli Dostum
  • Nasıl Yar Diyeyim Ben Böyle Yare
  • Sarı saçlı yarim

Derlediği bazı türküler

  • Bir güzeli methedeyim
  • Çoktan Beri Yollarını Gözlerim
  • El Vurup Yaremi İncitme Tabib
  • Gönül gel varalım gülşen bağına
  • Şepke'nin Kavakları
  • Ağlama Gözlerim.

Kaynakça

3 Mart 2016 Perşembe

Müslüm Gürses

Müslüm Gürses ya da gerçek adı ile Müslüm Akbaş (7 Mayıs 1953; Fıstıközü, Halfeti, Şanlıurfa - 3 Mart 2013,[1] İstanbul), Türkmen asıllı arabesk ve Türk halk müzisyeni.
Son yıllarda bazı pop ve rock tarzındaki parçaları da repertuarına katarak Nilüfer’in "Olmadı Yar" isimli şarkısını, Teoman’ın "Paramparça" ve Tarkan’ın "İkimizin Yerine" adlı çalışmalarını da seslendirdi.
1979 yılında ilk defa İsyankar filmiyle kamera karşısına geçen Gürses, toplam 38 sinema filminde rol almıştır.


Çocukluğu

7 Mayıs 1953'de Şanlıurfa'nın Halfeti ilçesi'nin Fıstıközü köyünde kerpiç bir evde dünyaya geldi. Annesinin adı Emine'dir. Babası Mehmet Akbaş rençberlik yapar, türkü söylemeyi sever, bağlama çalardı. Akbaş çiftinin Müslüm'den sonra Ahmet ve Zeyno adında bir erkek, bir de kız çocukları oldu.
Müslüm Gürses'in çocukluğunun ilk yılları Şanlıurfa'da geçti. Gürses üç yaşındayken ekonomik nedenlerden dolayı ailecek Adana'ya göç ettiler.

Sanat yaşamının ilk yılları

Müslüm Gürses, şarkıcılığa 1965 yılında, küçük yaşta Adana'da bir çay bahçesinde şarkılar söyleyerek başladı, aynı zamanda Halkevine de gitti. Terzi çıraklığı ve kunduracılık yaptı, o yıllarda bir gazinoda sahneye çıktı. Ayrıca ilkokuldan mezun olduktan sonra 14 yaşındayken, 1967 yılında Adana Aile Çay Bahçesi’nde düzenlenen yarışmaya katıldı ve birinci oldu. Sesiyle küçük yaşlarda dikkat çeken Gürses kendisiyle yapılan bir röportajda o dönemle ilgili olarak şunları söylemiştir: "İlkokulu bitirdim. Gerisi yok. Adana'da damda yatarken uzun hava okudum. Arkadaşım Halkevine gidiyordu. Ben de gittim. Derken Çukurova Radyosu'nda sanatçı oldum".
Soyadını da orada çalışırken “Gürses“ olarak değiştirirler.
1967 yılından itibaren TRT-Adana-Çukurova Radyosunda da her hafta Cumartesi günü canlı olarak türküler söyledi. 1968 yılından itibaren piyasaya ilk 45'likleri çıkarmaya başladı. İlk plağı 1968 tarihli "Emmioğlu/Ovada Taşa Basma" plağıdır ve Ömür Plak , Adana basımıdır. Ömür Plak ile toplam 4 adet 45'lik yaptı.
İstanbul'a gelen Gürses, Selahattin Sarıkaya 'nın sahibi oldugu Sarıkaya Plak ile 2 adet 45'lik Plak yaptı: "Giyin Kusan Selvi Boylum/Hayatımı Sen Mahvettin" ile "Gitme Gel Gel/Haram Aşk".
Daha sonra 1969 yılında yine İstanbul'da Palandöken firması ile çıkış parçası olan "Sevda Yüklü Kervanlar"ı içeren "Sevda Yüklü Kervanlar/Vurma Güzel Vurma" isimli 45'lik Plağı çıktı. Bu plak tam 300.000 adet satarak rekor kırmıştır.
Gürses, bu plaktan sonra askerliğini yaptı, tekrar İstanbul'a gelerek aynı firmada plaklarını çıkarmaya devam etti. Palandöken firması ile tam 13, sonra Bestefon firması ile tam 4, daha sonra Hülya Plak ile tam 15 ve nihayet Çın Çın Plak ile tam 2 adet 45'lik plak yaptı.

Dinleyici kitlesi

Müslüm Gürses`in dinleyici kitlesi birçok araştırmaya konu olmuştur. Doktora tezleri dahi yazılmıştır (Mesela 2002/ Bağlam Yayıncılık : Caner Işık / Nuran Erol , "Arabeskin Anlam Dünyası ve Müslüm Gürses Örneği ").
1999 yılında Müslüm Gürses’ in o dönemde 15 yıl boyunca albümlerini çıkardığı Elenor plak firmasıyla yolları ayrıldı.
Ocak 2006`da Gönül Teknem adlı albümü Seyhan Müzik etiketiyle raflardaki yerini almıştır. Gürses’in, 2006’da yazar Murathan Mungan’la ortak projesi “Aşk Tesadüfleri Sever” Pasaj Müzik etiketiyle müzik marketlerdeki yerini aldı. Mungan’ın sözlerini yazdığı, David Bowie’den Garbage’a, Leonard Cohen’den Jane Birkin’e birçok yabancı müzisyenin bestesini yaptığı şarkıları seslendirdi. Sonra 2009 yılında yine ayni firmadan çarpıcı bir albüm "Sandık" ile Müslüm Gürses sahnelere geri döndü.
2010 yılında Kasım ayında yeniden Pasaj Müzik ile "Yalan Dünya" isimli bir albüme imza atmıştır.

Ölümü

Müslüm Gürses, 15 Kasım 2012 Perşembe günü Memorial Hastanesi'nde geçirdiği by-pass ameliyatından sonra akciğer ve kalp yetmezliği nedeniyle yoğun bakıma kaldırıldı. Kendisine iki solunum cihazı bağlandı. Gürses, 3 Mart 2013'te, yaklaşık dört aydır tedavi görmekte olduğu İstanbul Memorial Hastanesinde hayatını kaybetti.4 Mart 2013 günü Teşvikiye Camii'nde kılınan cenaze namazının ardından Zincirlikuyu Mezarlığı'na defnedildi.[2][3]

Diskografi

YılAlbüm adıYapımcıBilgiler
1975Müslüm Gürses 1Çınçın Plak
1976Müslüm Gürses 2Çınçın Plak
1976Öldürdüğün Yetmedi MiUzelli
1977Müslüm Gürses 3Çınçın Plak
1978Müslüm Gürses 4Çınçın Plak
1979Gazla ŞoförÇınçın Plak
1979BağrıyanıkSaner Plak
1980Umutsuz HayatArma Müzik
1980Esrarlı GözlerEmre Plak
1981Mutlu Ol Yeter (1)Modern Plak
1982Müzik ZiyafetiAkdeniz Plak
1982Tanrı İstemezseUzay Plak
1983AnlatamadımKale Plakçılık
1983Dertliler MeyhanesiDünya Müzik
1984YaranamadımElenor Müzik
1985Güldür YüzümüElenor Müzik
1987GitmeElenor Müzik
1986Sevda YoluElenor Müzik
1986Yıkıla YıkılaElenor Müzik
1986KüskünümBayar Müzik
1986İlk Aşkım Son SevgilimÇınar Müzik
1986Hayatımı Sen MahvettinDünya Müzik
1987FarketmezUzelli Kaset
1987TalihsizlerElenor Müzik
1988AldatılanlarÖzbir Plak
1988Dertler İnsanıElenor Müzik
1988Vefasız AlemElenor Müzik
1988Maziden Bir DemetSedef Müzik
1989Arabeskin DevleriBayar MüzikMine Koşan ile
1989Bir Fırtına KopacakAkdeniz Plak
1989Bir Kadeh Daha VerSarp Müzik
1989Mahsun KulElenor Müzik
1989Müslüm Gürses KonseriElenor MüzikKonser albümü
1990Meyhaneci / Kırık SazımElenor Müzik
1990Hüzünlü GünlerDisco Plak
1990Arkadaş KurbanıyımUğur Plak
1990Güle Güle GitBayar Müzik
1991Bir Bilebilsen / ZalimBayar Müzik
1991Sen Nerdesin Ben NerdeyimBayar Müzik
1991Yüreğimden Vurdun BeniSarp Müzik
1991Bir de Benden DinleyinElenor Müzik
1991Her Şey YalanElenor Müzik
1991YaşamalısınElenor Müzik
1992Müslümce 92Elenor Müzik
1993Ah GülümDünya Müzik
1993Dağlarda Kar OlsaydımElenor Müzik
1993Kralların Müzik ŞöleniElenor Müzik
1994Senden VazgeçmemElenor Müzik
1994İnsaf - Kahire ResitaliUğur Plak
1995Benim MeselemElenor Müzik
1995Bir Avuç GözyaşıElenor Müzik
1996Topraktan Bedene (İsyanım Var)Elenor Müzik
1996Şiirlerim Şarkılarım (Haklısın)Kılıç Müzik
1997Sultanımİdobay
1997Usta - Ne YazarElenor Müzik
1997NerelerdesinElenor Müzik
1998Müslüm Gürses KlasikleriElenor Müzik
1999ArkadaşımElenor Müzik
1999GariplerElenor Müzik
1999Vay CanımUlus Müzik
2000Biz Babadan Böyle GördükUlus Müzik
2000ZavallımElenor Müzik
2001Müslümce TürkülerElenor Müzik
2001SadeceElenor Müzik
2001Yanlış Yaptım (Kaçamam Ki Kaderimden)Özdemir Plak
2001Dünya YalanUniversal
2002Açık Hava Konseri - 1UniversalKonser albümü
2002Açık Hava Konseri - 2UniversalKonser albümü
2002Açık Hava Konseri - 3UniversalKonser albümü
2002ParamparçaBayar Müzik
2002Müslüm Baba ile YolculukUniversal
2003YanarımBayar Müzik
2003İkimizin YerineDirlik Müzik
2004Uyanma Zamanı (Kıyak Bitti)Kadırga Müzik
2005Ayrılık Acı Bir ŞeyGörüntüevi
2005BakmaSun Müzik
2006Gönül TeknemSeyhan Müzik
2006Aşk Tesadüfleri SeverPasaj Müzik
2009SandıkPasaj Müzik
2010Yalan DünyaPasaj Müzik
2013Veda - Ervah-ı EzeldeKadırga Müzik
2013Baba ŞarkılarDMC / Eflatun Müzik

Filmografi

Müslüm Gürses 38 filmde oynamıştır. Bu filmler şunlardır:
  • İsyankar - 1979
  • Bağrı Yanık - 1980
  • İtirazım Var - 1980
  • Hasret - 1980
  • Kul Sevdası - 1980
  • Zeytin Gözlüm - 1980
  • Mutlu Ol Yeter - 1981
  • Anlatamadım - 1983
  • Ağlattı Kader - 1984
  • Bir Yıldız Doğuyor - 1984
  • Çare Sende Allah'ım - 1984
  • Garibanlar - 1984
  • Sev Yeter - 1984
  • Güldür Yüzümü - 1985
  • İkizler - 1985
  • Kul Kuldan Beter - 1985
  • Yaranamadım- 1985
  • Beleşçiler - 1986
  • Çığlık - 1986
  • Seher Vakti - 1986
  • Töre - 1986
  • Yıkıla Yıkıla - 1986
  • Kader Rüzgarı - 1986
  • Kısmetin En Güzeli - 1986
  • Küskünüm - 1986
  • Oğlum - 1987
  • Talihsizler - 1987
  • Sevmemeli - 1988
  • Yalnızlık Korkusu - 1988
  • Dertler İnsanı - 1990
  • Dünya Boştur - 1990
  • Bir Akıllı Bir Deli - 2002
  • Muhabbet Kuşları - 2002
  • Ömerçip - 2002
  • Balans ve Manevra - 2005
  • Amerikalılar Karadeniz'de 2 - 2006
  • Esrarlı Gözler - 2008
  • Şov Bizinıs - 2011

Dış bağlantılar

Müslüm Gürses
  1. ^ "'Müslüm Baba'yı kaybettik". Ntvmsnbc.com.. 3 Mart 2013. http://www.ntvmsnbc.com/id/25426222/. Erişim tarihi: 3 Mart 2013. 
  2. ^ stargazete.com
  3. ^ haberturk.com

2 Mart 2014 Pazar

Özay Gönlüm

Özay Gönlüm (d. 5 Şubat 1940, Denizli - ö. 1 Mart 2000, Ankara), repertuvarı Ege Bölgesi ve özellikle de Denizli yöresi ile özdeşleşmiş ve mizahi unsurlara yer verdiği çalışmalarının ustalığı ve derinliği zamanla farkedilmeye başlanan Türk Halk Müziği'nin "üstad"ları arasında kabul edilir.

Ailesi Denizli'nin Tavas ilçesine bağlı Kızılcabölük beldesindendir. 1953 yılında başladığı Denizli Erkek Sanat Enstitüsü'nde farklı kişiliği ve müziğe yatkınlığı ile okulda sevilen biri oldu. 16 yaşında Türk türkülerinin en ünlü derleyicisi olan Muzaffer Sarısözen'le tanışması kariyerinde belirleyici oldu. Ankara Radyosu Yurttan Sesler programıyla sanat dünyasına adım attı. Belli bir süre Milli Eğitim Bakanlığı "Film Radyo Televizyon Merkezi"'nde çalıştı. 1966'da "yetişmiş saz sanatçısı" olarak Ankara Radyosu'nda çalışmaya başladı.
Özellikle Denizli yöresinin türkülerini, sesi ve sazı ile mikrofonlara taşıdı. Çalıp söylediği Ege türküleri kadar, taklit yeteneği, şovmenliği, fıkraları ve kullandığı Denizli şivesiyle folklora zenginlik kattı.
1960'larda sahneye de çıkan sanatçı, 1973'ten itibaren düzenli şekilde İzmir Enternasyonal Fuarı'nda sahne aldı. Başta Zeki Müren olmak üzere pek çok ünlüyle aynı sahneyi paylaştı. Bir Yeşilçam filminde başrolde oynadı. TRT'de, tarıma ve çocuklara yönelik programlarda yer aldı. Kültür Bakanlığı Halk Müziği Geliştirme Merkezi (HAGEM) Repertuvar Kurulu üyeliği yaptı. Son televizyon programı TRT-1'deki "Türk Halk Müziği İstekleri" oldu.
Radyo oyunlarında ve tiyatrolarında roller alan Özay Gönlüm, radyo ve TV'lerde yayınlanan 'Nineden Mektuplar' tiplemesiyle çok sevildi. En sevilen türkülerinden biri olan "Çöz de Al Mustafa Ali" türküsünü, "Fişini de Al Mustafa Ali" diye de seslendirerek, halkı fiş (vergiye yönelik makbuz) toplamaya davet etmesiyle sosyal bilincini gösterdi.
Avrupa, Amerika Birleşik Devletleri, Avustralya, Çin ve Hindistan'da konserler veren Özay Gönlüm, başta Denizli ve Kütahya yöreleri gelmek üzere pek çok yöreden 3400'den fazla türkü derledi. Özellikle, "Denizli'nin Horozları" (Çil Horoz), Çöz de Al Mustafa Ali, "Sultan seccadesi, Asmam Çardaktan, Cemile'min Gezdiği Dağlar Meşeli, Osmanım'ın Mendili, Adım adım Denizli'nin yolları, Şu Dağlar Tepe Tepe gibi türküleriyle tanınıyordu.
Teatral yeteneği, yöresel icra tekniği, vokal yorumu ve "yaren" adını verdiği üçlü sazı ile Türk Halk Müziğinde bir ekol oluşturdu. Bağlamanın yanı sıra cura ve tambura tekniğine de çok önem vermiş, Ege yöresinde Ramazan Güngör'den Hamit Çine'ye kadar birçok curacı ile çalışmış, katıldığı programlarda her boydan cura çalmıştır. Yaren adlı enstrümanı ile cura, bağlama ve çöğürü bir araya getirdi.
Türküleriyle 34 yıldır gönülleri fetheden Özay Gönlüm, 2 yıl akciğer rahatsızlığıyla yaşadı. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Kliniği'ne tedavi amacıyla yattı. Ancak hastalığa yenik düşerek 1 Mart 2000'de hayata gözlerini yumdu. Mezarı Cebeci Asri Mezarlığındadır. Eşi Ayten Hanım'dan iki kızı vardır.



Eserleri

30 civarında 33'lük/45'lik, 30 kadar kaset. 200 türkünün derleyicisi veya kaynak kişisi. Eski 45'likleri ve uzunçalarları birinci el piyasasında bulunmamaktadır. En güncel derleme, Kalan Müzik tarafından 2005 yılında piyasaya sürülmüş olan ve 2 CD, 2 kaset ve kitapçıklardan oluşan "Özay Gönlüm" koleksiyonudur. Ayrıca 2001 yılında Anadolu Müzik tarafından piyasaya sürülmüş "Yaren" isimli kasedini bulmak mümkündür.
En tanınmış türküleri arasında aşağıdakiler sayılabilir:
  • Elif dedim be dedim
  • Evlerinin önü bulgur kazanı (Adım adım Denizlinin yolları)
  • Arabaya taş koydum
  • Asmam çardaktan
  • Denizli'nin horozları
  • Derbent Deresi
  • Ninenin mektubu, Çil Horoz
  • Çöz de al Mıstıvali
  • Cemilemin gezdiği dağlar meşeli
  • Tepsi tepsi fındıklar
  • Sobalarında kuru da meşe yanıyor
  • Karahisar kalesi
  • Hatçam çıkmış gül dalına
  • Dağların başındayım
  • Elindedir bağlama
  • Gıcır gıcır gelir yarın kağnısı
  • Manisayla Bergamanın arası
  • Onikidir şu Burdur'un dermeni
  • Hıkkıdık duttu beni
  • Evren köy
  • İki keklik
  • Gımıldanıver
  • Bağlamamın Dügümü

3 Aralık 2013 Salı

Muharrem Ertaş

Muharrem Ertaş (d. 1913, Yağmurlubüyükoba, Kırşehir - ö. 3 Aralık 1984), Türk saz ve söz ustası. Bozlak türünün en önemli isimlerinden.

Ailesi abdallar diyarı Aksaray Ala Kilise'den gelip Kırşehir'in Yağmurlubüyükoba köyüne yerleşmiş, Muharrem Ertaş bu köyde doğmuştur. İlk saz hocaları dayıları Bulduk Usta ve Yusuf Usta olmuş. Henüz küçük bir çocukken köylerde sünnet ve düğün törenlerinde, bayramlarda saz çalarak dolaşmaya başladı. Orta Anadolu geleneksel halk müziğinden geniş bir repertuvarı vardı. Bozlakların yanı sıra halay türünün de örneklerini çalıp söyledi; Karacaoğlan, Şeyh Galip, Pir Sultan Abdal, Dadaloğlu'nun deyişlerini seslendirdi. Bazen de usandım şu yalan dünyadan aydos çığırmasında olduğu gibi dinsel içerikli türkülerde söylemiştir. Oğlu Neşet Ertaş, babasından aldığı eğitimle son yüzyılın en büyük ozanlarından biri olmuş ve Türk halk müziğinde bir ekol olarak kabul edilmiştir.


Albümleri

  • Kalktı Göç Eyledi Avşar Elleri
  • Ela Gözlerini Sevdiğim Dilber
  • Gönül Ne Gezersin
  • Ağ Ellerin Sala Sala Gelen Yar
  • Mezar Arasında
  • Yağmur Yağdı Yine Bulandı Hava
  • Giderim Giderim
  • Kova Kova İndirdiler Yazıya
  • Ağ Odana Kara Taban Yatırdım
  • Bana Gül Diyorlar
 Kaynak Wikipedi Özgür Ansiklopedi
  • Eğil Dağlar
  • Şu Yalan Dünyadan Usandım
  • Aldı Dert Beni
  • Biter Kırşehir'in Gülleri
  • Başımda Altın Tacım
  • Yeni Geldim Dinek Dağı
  • Başımda Altın Tacım
  • Deniz Dalgasız Olmaz
  • Kırat Bozlağı
  • Kısmet Kalktı







  • Şu Dağlar Ulu Dağlar
  • Tor Şahin Misali
  • Bülbül
  • Aşağıdan Kalktı
  • Yâ Rab Kime Yalvarayım
  • Bâd-ı Sabâ
  • Karanfil Suyu Neyler
  • Neyleyim Yalan Dünya
  • Evlerinin Önü Marul

27 Ağustos 2013 Salı

Neyzen Aka Gündüz Kutbay


 


Neyzen Aka Gündüz Kutbay (d. 1934, ö. 1979 İstanbul) Neyzen.
Eyüp Ortaokulu'nu ikinci sınıfındayken terk etmiştir. Babası, okumayan oğlunu bir kundura atölyesinde iş hayatına vermiştir. Sanat yaşamına, bu dönemde, 1953 yılında Gavsi Baykara'nın aracılığıyla başlamıştır. Gavsi Baykara'nın başkanlığını yaptığı Üsküdar Musiki Cemiyeti'nde 3 yıl Gavsi Baykara'dan ders almıştır. 1960 yılında, İstanbul Radyosu'nun yaptığı sınavı başarıyla kazanarak neyzen olarak atanmıştır. Daha sonra İstanbul Devlet Konservatuvarı'nda hocalık görevinde de bulunmuştur. Bir neyzen için çok önemli bir nokta olan, Mevlana Törenlerinde Neyzenbaşılık görevine Neyzen Halil Can'ın vefatından sonra layık görülür. Pek çok sanatçı ve grupla çeşitli organizasyon ve kayıtlarda bulunmuştur. Dem seslerdeki başarısı hâlâ herkesi hayran bırakan müzisyen 1979 senesinde, bir radyo programında, kayıt sırasında ölmüştür

Katkıda Bulunduğu Eserler


  • PLAK: Oriental Wind: Zikr. (1979) (Sun Records SEB 11005, Fransa - Melodi Plaklari 1138, Türkiye - Paddle Wheel K28P 6011, Japonya)
  • CD: Musique Classique Ottomane/Ottoman Classical Music Makam (1993) (yapım:Orkestra Müzik, 3356570651423,Fransa)
  • CD: Derviş - Okay Temiz. (1998) (8692646500772)
  • CD: Mevlana Dede Efendi Saba Ayini - Kani Karaca (1996, Kalan Müzik ,İstanbul, 691834001121)
  • CD: Aşk (2CD). (2009, Kalan Müzik ,İstanbul, 1834008922)

Örnek Eserler


24 Mart 2013 Pazar

Neyzen Tevfik





Tevfik Kolaylı (24 Mart 1879  ( Hicrî 1296 ] ; 1880); Bodrum , Muğla - 28 Ocak 1953; İstanbul ), ya da yaygın
bilinen adıyla Neyzen Tevfik, taşlamalarıyla tanınan Türk neyzen ve şairdir . Taşlama kitaplarının yanı sıra, çeşitli
taksimler ve saz semailerinin bestecisi olarak da bilinir.
Osmanlı döneminde istibdata karşı, Cumhuriyet yıllarında ise devrimlere karşı gelenlere karşı hicvini kullanmış;
haksızlığa, yolsuzluğa ve yozlaşmışlığa karşı şiirler yazmıştır. Birçok defa tutuklanmış, ama kısa süre sonra serbest
bırakılmıştır.
Bektaşi tekkesine mensup olmuş, hayatının büyük bölümünü İstanbul'da çeşitli hanlarda geçirmiştir. Son dönemlerinde
Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi 'nde kendine ayrılan 21. koğuşta kalmıştır. 1930'larda kısa süreyle kendine
bağlanan aylık haricinde düzenli bir geliri olmamıştır ve hayatı boyunca sara nöbetleri ile uğraşmıştır. Aynı zamanda rakı
başta olmak üzere çok fazla içki içtiği bilinmektedir.
Hayatı
1879 yılının 24 Mart Pazartesi günü [ kendi bir beyitinde belirtiğine göre Hicrî 1296 yılında  Muğla'nın Bodrum
ilçesinde, Emine Hanım ve Hasan Fehmi Bey'in ilk oğlu olarak doğdu. Ahmet Şefik adında bir de kardeşi vardır. 'Kolaylı'
soyadı, Soyadı Kanunu 'nun çıkmasından sonra, babası Hasan Fehmi Bey'in Samsun 'un Bafra ilçesine bağlı Kolay
beldesinden olduğu için aileye aldığı soyadıdır.
Çocukluk ve gençlik yılları
Bodrum'daki çocukluk yıllarında babası ile birlikte genellikle, Tepecik Camii'nin yakınındaki kahvede vakit geçirirken
kahveye gelen dervişlerin üflediği, sonradan ustası olacağı ney dikkatini çekti ve kendi de üflemek istedi. Babası eğitim
hayatını olumsuz etkileyeceğini düşünerek o erken yaşlarda buna izin vermedi. Çocukluk arkadaşlarından Avram Galanti ,
Tevfik'in düdükler yapıp çalarak civardaki çocukları etrafında topladığını ve ilham kaynağının deniz olduğunu anlatır. [
Bir yandan şiire olan ilgisi de çevresinden duyduğu halk hikayeleri vasıtasıyla bu erken yaşlarda başlamıştı.
Sara nöbetleri
1892'de, on üç yaşındayken babasının tayini ile birlikte Urla 'ya taşındı ve bir süre burada okudu. Bu esnada, taşındıktan
yaklaşık bir yıl sonra, 1893'te tanıştığı neyzen berber Kâzım'dan ney dersleri almaya başladı ve aynı yıl ilk sara nöbetini
de geçirdi. Yedi yaşındayken, kent çarşısında Muğlalı Kel Mülâzım Ağa müfrezesinin yakaladığı eşkiyaların halka
gösterdiği sırıkların ucundaki kesik başlarını gören Tevfik'in yaşadığı rahatsızlık ilk önce olağandışı bir durgunluk, birkaç
yıl sonra da, ilk defa 1893'te olmak üzere, sara nöbetleri halinde kendini gösterdi. Okulu bırakmasına sebep olan ve ilk
önce neyin sesi yüzünden olduğu sanılan hastalığın tedavisi için annesi bir çok doktora ve hocaya danıştı fakat sonuç
alamadı. En sonunda hastalığı kontrol altına almayı başaran, annesinin götürdüğü İstanbul'da Pepo adlı bir doktor oldu.
Doktor "fazla üzerine gidilmemesi gerektiğini" ve "en çok hoşlandığı şeyleri yapmasına izin verilmesi"ni söylemiştir. Bu
sayede hem hastalık bir nebze kontrol altında kalır, hem de bu ona 'Neyzen' lakabını kazandıracak olan neye devam
etmesini sağlar.
Lise ve medrese yılları
Bir süre sadece neyiyle ilgilenip gezdikten sonra hastalığının kontrol altına alınmasının ardından en azından eğitimini
bitirmesi için babası tarafından yatılı olarak İzmir İdadisi'ne gönderildi fakat tekrar başlayan sara nöbetleri yüzünden
eğitimi yeniden yarıda kaldı. İzmir Mevlevihanesi'ne giderek kendini neyine verdi. İzmir'in bu yıllarda istibdat yönetimi
tarafından sürgün yeri olarak kullanılmasının neticesinde, kovulan aydınların uğrak yeri olan bu mevlevihanede
Tokadizade Şekip, Tevfik Nevzat, Şair Eşref ve Ruhi Baba gibi ünlü kişilerle tanıştı. Türkçe, Arapça ve Farsça dersleri
aldığı bu kişilerden Şair Eşref aynı zamanda ona hicvi öğretti. Bu sayede 13 Mart 1898'te Muktebes dergisinde ilk şiirini
yayımlattı.
On dokuz yaşında babası onu eğitim için bu sefer İstanbul'a, Fethiye Medresesi'ne gönderdi. Burada zamanının çoğunu
Galata ve Yenikapı mevlevihanelerinde geçiren Tevfik Mehmet Akif Ersoy 'la ve onun yardımıyla dönemin seçkin
sanatçılarıyla da tanıştı; ondan Fransızca, Arapça ve Farsça dersleri aldı, aynı zamanda ona ney öğretti.
İbnülemin Mahmut Kemal, Uşakizade Halit Ziya, Ahmet Rasim, Tevfik Fikret , Tanburi Cemil, Yunus Nadi , Udi Nevres ve
Hacı Arif Bey gibi isimlerin arasında kendini geliştirme fırsatı bulan Tevfik, 1900'de bir plak doldurma girişiminde de
bulundu. Gülistan Plak Mağazası'nın sahibi Hafız Aşir Bey'le beraber yaptıkları denemelerde çok içkili olduğu için plaklar
zar zor doldurulsa da yine de basılıp piyasaya verildiler. Bu plakların sayısı çok sonradan Azâb-ı Mukaddes (1949)
kitabının önsözünde belirttiğine göre yüze yakındır. Bu zamanlarda, saray çevresinde bile davet edilen, köşk, yalı ve
konaklara çağırılan meşhur bir neyzen olmuştu.
Mehmet Akif Ersoy'un verdiği setre pantolonu cüppe ve şalvar yerine giymesi, akşamları medrese dışında kalması
rahatsızlık yaratınca 1901'de medreseden ayrıldı. Babasının tanıdığı ve sonradan Şeyhülislam olacak olan Musa Kazım
Efendi onu derslerine kabul ederek bu sayede Şair Şeyh Vasfi, Ahmet Mithat Efendi , Muallim Naci gibi yazar ve şairlerle
tanışmasına ön ayak oldu. Bu süreçte bir süre Fatih 'teki Şekerci Hanı'nda, daha sonra da Çukurçeşme'de bulunan Ali
Bey Hanı'nda kaldı; Sirkeci 'de, İstasyon Gazinosu ve Güneş Kıraathanesi'nde baskı rejiminin karşıtı gençlerle ülkenin
sorunlarıyla ilgili ve istibdata karşı konuşmalar yaptı. Bu konuşmalar yüzünden bir gün Ziya Şakir tarafından
jurnallenerek gözaltına alındı ve daha önce otuz beş kere jurnallendiğini de öğrendiği sıkı bir sorgulamadan geçirildi, on
beş gün sonra salındı. Yine de, jurnallenmiş biri olarak, peşinde gezen hafiyeler yüzünden hem kendi hem arkadaşlarının
iyiliği için onlardan uzaklaşarak zamanını Beyoğlu meyhanelerinde geçirmeye başladı.
Bektaşilik ve Mısır yılları
1902 yılında bektaşi dervişi oldu. Sütlüce Bektaşi Tekkesi'ne devam ettiği bu zamanlarda Şeyh Mümin Paşa'dan nasip
aldı ve hayatının geri kalanını da şekillendirecek bu inancı ve biçimi benimsedi.
İstanbul'da baskının iyice artmasının sonucunda Şair Eşref ile beraber 13 Ocak 1902 Perşembe günü "Mesajeri" vapuru
ile Mısır 'a gitti. Bir arkadaşı ile bir Neyzenler Kahvehanesi açarak işletmeye başladı, geçimini neyi ve şiirleriyle
sağlamaya devam etti, Özbekiye Saz Bahçesi'nde plaklar doldurdu. Alkolün etkisiyle bir buluşma esnasında tabancasını
ateşlemesi ve duruşma esnasında da yargıca "haksızlık yapıyorsunuz" demesi yüzünden altı ay hapse mahkum oldu ama
itiraz ederek bir buçuk ay sonra özgürlüğüne kavuşup iki ay kadar Feride adında Lübnanlı bir kadınla yaşadı.
Bu sıralarda, ilk önce İstanbul Kıraathanesi'nde okuduğu Abdülhamid’in Ağzından Bir Nutk-ı Hümâyun hicvi yüzünden
tutuklanmak istense de çevresi sayesinde kurtulmayı başardı; fakat daha sonra Türk Aydınlarının Mısır Hidivi Hakkındaki
Düşünceleridir başlıklı yazısı gazetelerde yayımlanınca kesinlikle tutuklanması hakkında karar verildi. Bu yüzden sığındığı
Bektaşi "Kaygusuz Sultan" tekkesinde bir süre kaldıktan sonra meşrutiyetin tekrar ilanıyla beraber İzmir'e döndü.
II. Meşrutiyet yılları
8 Ağustos 1908'de İzmir'den İstanbul'a geçerek Fatih Çemberlitaş 'ta bir hana yerleşti. Meşrutiyet'ten beklediğini
alamaması uzun sürmedi. Ferah Tiyatrosu'nda Sabah-ı Hürriyet adlı oyunu izlemeye gittiğinde oyunun İttihat ve Terakki
Cemiyeti tarafından yasaklandığını öğrendi ve bunun üzerine yaptığı konuşma yüzünden kısa bir süre sonra serbest
bırakılmak üzere tutuklandı.
1910 yılında annesinin ısrarları ile babası ve kardeşinin karşı çıkmasına rağmen Cemile Hanım ile evlendi fakat evlilikleri
yürümedi. Kayınbabası eşini ve Leman adını verdiği kızını da alıp götürdü.
I.Dünya Savaşı 'nda Muhtar Paşa'nın emrinde mehterbaşı olarak görev yapmaya başladı. Düzenli askerlik hayatını pek
benimseyemeyen Tevfik sık sık Muhtar Paşa ile tartışsa ve çekip gitse de dönemin İstanbul Merkez Komutanı Albay
Cevat Bey sayesinde tekrar tekrar geri döndü. Üstelik bazı kaynaklara göre dönemin Harbiye nazırı Enver Paşa'nın
yalısında verdiği konseri izleyen Alman bir komutanın davetlisi olarak Romanya'da piyano eşliğinde konser
verdi. [
Cumhuriyet yılları
Cumhuriyetin ilanı sıralarında kardeşinin yanına Ankara'ya gitti ve 1926 yılında tanışacağı Mustafa Kemal 'i ve Kurtuluş
Savaşı 'nı yücelten şiirler yazdı. Bu dönemde yazdığı şiirlerden cumhuriyeti ve getirdiklerini benimsediği, ona karşı olan
unsurlara da savaş açtığı görülebilir. Cumhuriyetin ilk yıllarında Hasan Sâit Çelebi’nin yardımıyla Azâb-ı Mukaddes adı
altında bazı kitap yayımlama girişimleri olsa da başarılı olamadı.
Geçirdiği sara nöbetleri ve yüksek alkol tüketimi nedeniyle bundan sonra da sıklıkla gideceği Toptaşı Tımarhanesi ve
Zeynep Kamil Hastanesi'nde tedavi görmeye başladı. Bir süre sonra eski arkadaşı Mehmet Akif Ersoy'u ziyaret için
Mısır'a geçti ve bir yıla yakın bir süre kaldıktan sonra geri döndü. 1930'larda İstanbul Valisi Muhittin Üstündağ 'ın
yardımıyla parasal anlamda destek olması için konservatuarda görevlendirilerek kendine bir aylık bağlandı.
1940'larda ise yine valinin oluru ve aynı zamanda doktoru olan bazı dostlarının (Mazhar Osman ve Rahmi Duman)
yardımı ile Bakırköy Akıl Hastanesi'nde 21 no'lu koğuşa tam anlamıyla yerleşti. Otel odası gibi kullandığı bu koğuşta ve
hastanede çevresine yine şiir ve felsefe ile ilgili bilgiler sundu. 9 Mart 1946'da basın yararına bir konser verdi. İhsan
Ada, sonunda 1949 yılında, onun gözetimi altında, eserlerini Azâb-ı Mukaddes adı altında kitaplaştırdı. 1950'de Onu
Affettim ve sonra Ağlayan Şarkı adındaki 2 filmde rol aldı. Arkadaşlarının ısrarı üzerine, ölümünden önce son yıl olan
1952'de Şehir Komedi Tiyatrosu'nda jübilesini yaptı.
Yaşayış şekli ve alkol
Neyzen Tevfik'in düzenli bir geliri olmadığı sanılmaktadır. Genellikle, neyi ve şiirleriyle para kazanmaya çalışmış, sadece
1930'lu yıllarda kendisine devlet tarafından bir aylık bağlanmıştı. Kuralları pek umursamadan sürdürdüğü yaşamında
özellikle rakı başta olmak üzere içkinin çok büyük etkisi vardır. Yozlaşan toplum, dini istismar ve Atatürk'ün devrimlerine
karşı çıkılmasına karşı bir duruş sergiledi. Özellikle hazırcevaplığıyla tanınırdı, bu sayede bir çok fıkranın konusu olmuş,
aynı zamanda hicivde de başarılı olmuştur.
Ölümü
28 Ocak 1953'teki ölümünün ardından Beşiktaş'taki Sinan Paşa Camii 'nde cenaze namazı kılındı. Civardaki cadde ve
sokakları dolduran profesörler, memurlar ve bazı ileri gelenlerin yanında kendilerine çeki düzen vermeye çalışmış
sarhoşlar ve sokak serserilerinden oluşan ] büyük bir kalabalığın eşliğinde Barbaros Bulvarı 'ndan geçerek defnedildiği
yere ulaştırıldı. Mezarı bugün Kartal Merkez Mezarlığı'ndadır.
↑Bir Bölüm Geri Atla
Ailesi
Çocukluğunu geçirdiği Bodrum'da beraber olduğu ailesi ile ilgili çok sınırlı kaynakta belli başlı bilgiler bulunmaktadır.
Annesi hakkında herhangi bir bilgi olmamasına rağmen babası ve kardeşi ile ilgili aşağıdakiler söylenebilir.
Babası Hasan Fehmi Kolaylı
Soyadı Kanunu çıkınca aslen Samsun 'un Bafra ilçesine bağlı Kolay beldesinden olduğu için ailesine "Kolaylı" soyadını
alan Hasan Fehmi Bey, Neyzen'in ifadesi ile annesi ile birlikte "yüzünde riyasız, masum bir insanlık ifadesi" [1] bulunan
kültürlü, sanatsever ve Tevfik gibi nükteci bir Rüştiye öğretmeniydi.
Kardeşi Ahmet Şefik Kolaylı
Tevfik'e, anılarına ve eserlerine sahip çıkan, büyük önem veren ve ansiklopedilerde adının yer almasında büyük pay
sahibi olan[1] Şefik Bey sığır vebası , tavuk kolerası aşısı, antraktsa teşhis çiçek aşısı ve Anadolu keçilerinin plöro-
paömonisi konularında çalışmalar yapmış bir bakteriyologdu. İstiklal Savaşı 'ndan sonra atandığı Pendik
Bakteriyolojihanesi'nde 1939 yılına kadar müdürlük, 1939-1945 yılları arasında Tarım Bakanlığı teftiş heyeti üyeliği ve
bundan sonra 1951'e kadar da Tarım Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığı yapmıştır.
↑Bir Bölüm Geri Atla
Sanatı
Neyzenlikteki ustalığıyla beraber, hiciv sanatını kullanarak şiirlerinde toplumdaki eşitsizliğe, haksızlığa ve zulme, siyaset
ve dini baskı ve çıkarcılığa değindi.
Edebiyatı
Neredeyse tüm hayatı boyunce baskı ve zulme karşı çıkan Tevfik'in şiirlerindeki yergi ve taşlamaları onu bu türde Nef'i
ve Eşref'ten sonra en önemli üçüncü edebiyatçı konumuna getirmiştir. [ kaynak belirtilmeli ] Şiirlerinde sık sık, 1900'de
yazdığı Sahne-i ömrümden nefs-i emmareye hitabım [7] şiirinin ilk kıtasındaki gibi müstehcen sözlere ve bu yolla yapılan
taşlamalara rastlanır:
“ Alemin bağ-zârını sikeyim!
Sümbül ü verd ü nârını sikeyim!
Andelib-i nizârını sikeyim!
Hâsılı nev-baharını sikeyim!

Bu isyan tarzı ve Osmanlı döneminde yazdığı eserler defalarce jurnallenmesine ve tutuklanmasına sebep olmuştur.
Cumhuriyet döneminde ise yine mevcut rejime ve Atatürk'ün devrimlerine, ilkelerine karşı çıkanlara göndermelerde
bulunmuş, Atatürk'ün ölümünden sonra 1938'de aşağıdaki O ölmedi adlı şiiri kaleme almıştır:
“ Tanrı ölmez, O dilerse görünür bir müddet,
Kaybolunca O’nu kalbinde bulur her millet.
Biliyormuş kaderin cilvesini evvelce,
Bütün ecrâm-ı semâ yasla büründü o gece.
Yaklaşan bir acı önce güneşi korkuttu,
Ay tutuldu diyemem gökyüzü mâtem tuttu.
Ata geçtin ebedin mevki-i müstahkemine
Bir direktif veriyor arza, beşer âlemine!
Bize ilhâm ile isâl ediyor her haberi,
Ki O’nun kudret-i külliye, emirber neferi.

Eserleri


Şiir kitapları
Hiç , 1919
Azâb-ı Mukaddes, 1949
Besteleri
Nihavent Saz Semaisi
Şehnazbuselik Saz Semaisi
Taksimler taş plak
Fıkra
Halk arasında neyzenliğinin ve şiirinin yanı sıra fıkralarıyla da tanınır fakat ağızdan ağıza aktarılan bu unsurlara
edebiyat dünyasındaki kaynaklarda rastlamak çok zordur. Başlıca bilinen fıkraları şunlardır:
Padişahçılık
Hamam sefası
Edep
Kırk yıllık ölü

8 Kasım 2012 Perşembe

Aşık Veysel Şatıroğlu

Veysel Şatıroğlu veya bilinen adıyla Âşık Veysel (d. 25 Ekim 1894, Şarkışla, Sivas - ö. 21 Mart 1973), Türk halk ozanı. Avşar boyunun Şatırlı obasına mensuptur.
Sivas ili Şarkışla ilçesinin Sivrialan köyünde çiftçi bir ailenin çocuğu olarak doğan Âşık Veysel, 7 yaşında geçirdiği çiçek hastalığı sonucunda bir gözünü kaybetti. Diğer gözünü ise bir değneğin batması sonucunda kaybetti. Babasının, Âşık Veysel'e oyalanması için aldığı sazla önce başka ozanların türkülerini çalmaya başladı.1933 yılında tanıştığı Ahmet Kutsi Tecer'in teşvikleriyle kendi sözlerini yazıp söylemeye başladı.
Âşık geleneğinin son büyük temsilcilerinden olan Âşık Veysel, bir dönem yurdu dolaşarak Köy Enstitüleri'nde saz hocalığı yaptı. 1965 yılında özel kanunla maaş bağlandı. 1970'li yıllarda Hümeyra, Fikret Kızılok, Esin Afşar gibi bazı müzisyenler Âşık Veysel'in deyişlerini düzenleyerek yaygınlaşmasını sağladı. Şarkışla'da her yıl adına şenlikler yapılır.
Eserlerinde Türkçe'si yalındır. Dili ustalıkla kullanır. Yaşama sevinciyle hüzün, iyimserlikle umutsuzluk şiirlerinde iç içeydi. Doğa, toplumsal olaylar, din ve siyasete ince eleştiriler yönelttiği şiirleri de vardır. Şiirleri, Deyişler (1944) , Sazımdan Sesler (1950) , Dostlar Beni Hatırlasın (1970) isimli kitaplarında toplandı. Ölümünden sonra Bütün Şiirleri (1984) adıyla eserleri tekrar yayınlandı.


1973 yılında akciğer kanseri sonucunda vefat etti.

Anısı

2014 yılının Kasım ayında Devlet Opera ve Balesi Âşık Veysel'in ölümünün 41. yılı anısına onun türkülerinden yola çıkılarak hazırlanan, tek perdelik dans tiyatrosu "Dostlar Beni Hatırlasın" sahneye konulmuştur. 17 Kasım 2014 yapılacak prömiyere onur konuğu olarak Âşık Veysel'in kızı ve torunlarının katılacağı açıklanmıştır. Gösterinin rejisörlüğünü İhsan Bengier yaparken, Almula Ersoy, Ayşegül Aydemir, Deniz Alp, Sevim Başol ve Müge Gündüz gibi isimler rol almıştır.

Eserleri

  • Anlatamam derdimi
  • Arasam seni gül ilen
  • Atatürk'e ağıt (
  • Beni hor görme
  • Beş günlük Dünya
  • Bir kökte uzamış
  • Birlik destani
  • Çiçekler
  • Cümle âlem senindir
  • Derdimi dökersem derin dereye
  • Dost çevirmiş yüzünü benden
  • Dost yolunda
  • Dostlar beni hatırlasın
  • Dün gece yar eşiğinde
  • Dünya'ya gelmemde maksat (2:43)
  • Esti bahar yelleri
  • Gel ey âşık 
  • Gonca gülün kokusuna
  • Gönül sana nasihatim
  • Gözyaşı armağan
  • Güzelliğin on para etmez
  • Kahpe felek
  • Kara toprak
  • Kızılırmak seni seni
  • Küçük dünyam
  • Murat
  • Ne ötersin dertli dertli
  • Necip
  • Sazım
  • Seherin vaktinde
  • Sekizinci ayın yirmi ikisi (
  • Sen varsın
  • Şu geniş Dünya'ya
  • Uzun ince bir yoldayım
  • Yaz gelsin
  • Yıldız (Sivas ellerinde)

 

26 Eylül 2012 Çarşamba

Neşet Ertaş (Bozkırın Tezenesi


Ertaş, (1938, Çiçekdağı, Kırşehir - 25 Eylül 2012, İzmir), Türk ozan. "Bozkırın Tezenesi" olarak da bilinir. Babası saz ustası Muharrem Ertaş, annesi Döne hanımdır. Annesinin ölümünden babası ve kardeşleriyle birlikte sonra köyüne yerleşmişlerdir ve çocukluğu bu köyde geçmiştir. Ertaş, ilkokula gittiği yıllarda önce keman, sonra da bağlama çalmayı öğrendi. Babası Muharrem Ertaş ile birlikte yörenin düğünlerinde sazı ile çalıp sesi ile türküler söylemeye başladı. Ertaş, etkilendiği tek kişinin babası Muharrem Ertaş olduğunu söyler. Kendi ifadesi ile bunu şu şekilde ifade eder; "Babamla ben aynı ruhun insanlarıyız.
Neşet Ertaş, 1950'li yılların sonunda İstanbul'a gelerek ilk plağını "Neden Garip Garip Ötersin Bülbül" adı ile babası Muharrem Ertaş'a ait bir türküyle çıkardı. Halk tarafından çok beğenilen bu plağı ardından diğer plak, kaset ve halk konserleri takip eder. Daha sonra Neşet Ertaş Ankara'ya yerleşir. Burada yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle kardeşinin daveti üzerine Almanya'ya gider. Çocuklarının eğitimi ve sanatsal çalışmalarından dolayı uzun bir süre Almanya'da kalan sanatçı, 2000 yılında İstanbul'da verdiği konserle sahne hayatına geri dönmüştür. Demirel zamanında kendisine sunulan 'devlet sanatçılığı' ünvanını; "O dönem Süleyman Demirel Cumhurbaşkanıydı. Devlet sanatçılığı bana teklif edildi. Ben, 'hepimiz bu devletin sanatçısıyız, ayrıca bir devlet sanatçısı sıfatı bana ayrımcılık geliyor' diyerek teklifi kabul etmedim. Ben halkın sanatçısı olarak kalırsam benim için en büyük mutluluk bu. Şimdiye kadar devletten bir kuruş almadım, bir tek TBMM tarafından üstün hizmet ödülünü kabul ettim. Onu da bu kültüre hizmet eden ecdatlarımız adına aldım." diyerek geri çevirmiştir Fakat halk büyük destek vermiş ve Neşet Ertaş adeta yaşayan bir efsane olmuştur. Unesco tarafından yaşayan insan hazinesi kabul edilen Ertaş, 25 Nisan 2011 tarihinde İTÜ Devlet konservatuarı tarafından fahri doktora ödülüne layık görülmüştür. 25 Eylül 2012 tarihinde İzmir'de tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirmiştir.

Albümleri

  • 1957 - Neden garib garib ötersin bülbül
  • Çoban
  • 1957-1979 Yılları arasında Kendisinin bile bilmediği birçok plak albüm yapmıştır.Bazıları Şunlardır;
  • Hareli Gelin
  • Diloylu Halay Havası
  • Varıp Bir Kız On Yaşına Değince
  • Şeytanın Atına Binip Yeldirme
  • Bir Leyla Misali
  • Yardan Tatlısı Bulunmaz
  • Engeller Koymuyor Yar Sana Varsam
  • Ceylan
  • Vefasız Yar Aşkına (vay bana vah bana)
  • Kıbrıs Destanı (Kıbrıs Barış Harekatından Sonra Yazmış Olduğu Türküsü)
  • Giyindim Kuşandım Gittim Düğüne
  • Aşk Elinden Ağlayan
  • Sar Leyla Leyla(ayrıldığı karısına yazmıştır)
  • Hasta Düştüm
  • Tor Şahin Misali
  • Uyma Sakın
Albümleri;
  • 1960 – Gitme Leylam
  • 1979 – Türküler Yolcu
  • 1985 - Sazlı Oyun Havaları
  • 1987 - Türkülerle Yaşayan Efsane Deyişler Bozlaklar Türküler
  • 1988 – Gönül Ne Gezersin Seyran Yerinde
  • 1988 – Kendim Ettim Kendim Buldum
  • 1988 – Kibar Kız
  • 1989 – Hapishanelere Güneş Doğmuyor
  • 1989 – Sazlı Sözlü Oyun Havaları
  • 1990 – Gel Gayri Gel
  • 1992 - Şirin Kırşehir
  • 1993 – Kova Kova İndirdiler Yazıya
  • 1995 – Seçmeler 2
  • 1995 – Seçmeler 3
  • 1995 – Seher Vakti
  • 1995 – Altın Ezgiler 3
  • 1995 – Benim Yurdum
  • 1997 - Nostalji 1
  • 1998 - Ölmeyen Türküler 2
  • 1999 - Ölmeyen Türküler 3
  • 1998 – Gönül Yarası
Neşet Ertaş Külliyatı 15 Seriden oluşmaktadır.
  • 1999 – Zülüf Dökülmüş Yüze 1 Kayıt tarihi:1969-1974
  • 1999 – Gönül Dağı 2 Kayıt tarihi:1969-1974
  • 1999 – Muhur Gözlüm 3 Kayıt tarihi:1969-1974
  • 1999 – Zahidem 4
  • 1999 - Neredesin Sen
  • 2000 - Garibin Dünyada Yüzü Gülemez 5 Kayıt tarihi:1969-1974
  • 2000 - Niye Çattın Kaşlarını 6 Kayıt tarihi:1969-1974
  • 2000 - Çiçekdağı 7 Kayıt tarihi:1969-1974
  • 2000 - Ayaş Yolları 8
  • 2000 - Sevsem ÖLdürürler 9 Kayıt tarihi:1974-1986
  • 2000 - Ağla Sazım 10 Kayıt tarihi:1974-1986
  • 2000 - Hata Benim 11
  • 2001 - Dostlara Selam 12
  • 2001 - Sabreyle Gönül 13
  • 2002 - Yar Gönlünü Bilenlere 14
  • 2005 - Vay Vay Dünya 15
  • 2003 - Gurban Olduğum
  • 2008 - Neşet Ertaş 2008

Belgesel

  • Can Dündar, Garip: Neşet Ertaş Belgeseli, Kalan Müzik
  • TRT İç Yapım, Bozkırın Tezenesi, TRT
KAYNAK :http://tr.wikipedia.org/

18 Eylül 2012 Salı

NİDA TÜFEKÇİ

Mehmet Nida Tüfekçi, (d. 1 Mart 1929, Akdağmadeni, Yozgat – ö. 18 Eylül 1993, İstanbul). Türk Halk Müziği sanatçısı. Uzun yıllar TRT'de çalıştıktan sonra Devlet Konservatuvarında öğretim üyeliği yapmıştır. Eşi Neriman Altındağ Tüfekçi ile birlikte hocası Muzaffer Sarısözen'in izinden gitmiş ve Türk Halk Müziği konusunda Türkiye'nin en önemli isimlerinden birisi olmuştur.
Daha ilkokula başlamadan babasından bağlama çalmayı öğrenen Tüfekçi ilk ve orta öğrenimini Yozgat Akdağmadeni ve Boğazlıyan'da tamamladıktan sonra 1950 yılında Ankara Maliye Okulu'nu bitirdi. Üç yıl maliyeci olarak çalıştıktan sonra kendisini "Halk Müziği davası"na adadı.

TRT dönemi

Maliye Okulu'nda okurken tanıştığı Muzaffer Sarısözen'in sayesinde 1947'den beri konuk ses ve saz sanatçısı olarak programlarına katıldığı TRT Ankara Radyosu'nun 1953 yılında açtığı sınavı kazanarak "Yurttan Sesler" korosunda çalışmaya başladı. Ankara'da iken Yenimahalle Musiki Cemiyeti'nde halk müziği dersleri de vermiştir.
1959 yılında Ankara Radyosu'ndan İstanbul Radyosu'na tayin oldu. İstanbul Radyosu'nda çalışırken, "Tünel Musiki Kültür Derneği", "Cağaloğlu-Aksaray Musiki Cemiyeti" ve "İstanbul Yüksek Öğrenim Talebe Federasyonu" gibi değişik derneklerde halk müziği üzerine dersler verdi. 1962 yılında eşi Neriman Altındağ Tüfekçi ile birlikte "Yurttan Sesler Kadınlar Topluluğu"nu kurdu. 1964'te İstanbul Radyosu THM'den sorumlu Türk Müziği şube müdür yardımcısı, 1972'de TRT müzik dairesi başkanlığı THM merkez müdürü, 1974'te de vekâleten TRT müzik dairesi başkanlığına atandı. Aynı zamanda 1971 - 1976 yılları arasında TRT Erzurum Radyosu'nda da çeşitli görevlerde bulundu.
1976 yılında TRT'den istifa etti. Nida Tüfekçi, TRT'de bulunduğu süre içinde yaklaşık 1000 kadar türkü derlemiş ve notalarını yazarak Türk Halk Müziği arşivlerine katmıştır. 1963 yılında eşi ile birlikte "Memleket Türküleri" isimli bir kitap yayımlamıştır.

Konservatuvar dönemi

TRT'den istifa ettikten sonra 1976 yılında kuruluş çalışmalarına katıldığı İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Müziği Devlet Konservatuvarı’nın kurucu üyesi olarak yönetim kurulu üyeliğine ve başkan yardımcılığına getirildi.
Halk müziği konusunda yaptığı araştırmalar, yazdığı yazılar ve katkıda bulunduğu ansiklopediler nedeniyle "Folklor Araştırma Kurumu" tarafından 1985 yılında "İhsan Hınçer Türk Folkloruna Hizmet Ödülü"nü aldı. 1991'de Kültür Bakanlığı tarafından "Devlet Sanatçısı" unvanı verildi. 1993 yılında İstanbul'da öldü.