MUSICOLOGIST-TEACHER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MUSICOLOGIST-TEACHER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Temmuz 2015 Pazar

Edip Günay



Edip Günay (d. 10 Mart 1931, Milas, Muğla - ö. 26 Temmuz 2010, Kuşadası, Aydın), müzikolog, müzik eğitimcisi.

Biyografi

Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Müzik Bölümü'nde keman eğitimi gördü ve 1953 yılında mezun oldu. Askerlik hizmetini ve çeşitli okullarda müzik öğretmenliği yaptıktan sonra aynı bölümde Bernhard Klein'ın asistanı olarak çalışmaya başladı. Daha sonra burslu olarak gittiği Almanya'da keman ve oda müziği eğitimi aldı. Hacettepe Üniversitesi'nde Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik eğitimi aldı ve "Fon Müziğinin İnsanın Çalışmasına Etkisi" adlı doktora tezini tamamlayarak, Türkiye'de Müzik Psikolojisi alanındaki ilk "Dr." unvanının sahibi oldu. 1988 yılında doçentlik, 1995 yılında profesör unvanı aldı. Türkiye'de müzik eğitimi ve müzik sosyolojisi alanında öncü olan birçok kitap yazdı.Son olarak İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuarı Müzikoloji Bölümü'nde ders vermekteydi. Rahatsızlığı nedeniyle 2009 yılında Aydın'ın Kuşadası ilçesine yerleşti. 26 Temmuz 2010 tarihinde Aydın'daki evinde hayatını kaybetti.

Ödülleri

8 Kasım 2014 Cumartesi

Faruk Nafiz Çamlıbel

 



Faruk Nafiz Çamlıbel (18 Mayıs 1898, İstanbul – 8 Kasım 1973, İstanbul), Türk şair, siyasetçi, öğretmen.
Hecenin Beş Şairi'nden biridir. TBMM’de VIII., IX., X.ve XI. Dönem İstanbul Milletvekili olarak görev yapmış bir siyasetçidir. En ünlü eseri, “Han Duvarları” adlı uzun şiiridir. Behçet Kemal Çağlar ile birlikte Onuncu Yıl Marşı’nın sözlerini yazmıştır

Hayatı

1898 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Babası, Orman ve Maadin Nezareti memurlarından Süleyman Nazif Bey, annesi Fatma Ruhiye Hanım’dır
İlk ve orta öğretimini Bakırköy Rüştiyesi ile Hadika-i Meşveret İdadisi’de tamamladı. Şiire çocuk yaşlarda başladı. Yazarın ifadesine göre ilk şiiri “Saat”, "Çocuk Dünyası" adlı bir dergide yayınlandı (1914).
Bir süre tıp öğrenimi gördükten sonra okuldan mezun olmadan ayrıldı ve gazeteciliğe başladı. 1917-1918’de Ati Gazetesi’nin yazı işlerinde çalıştı. 1922’de gazetenin temsilcisi olarak Ankara’ya gitti.
1922’de Kayseri Lisesi’ne edebiyat öğretmeni olarak atandı. Kayseri’ye yolculuğunu, "Han Duvarları” adlı uzun şiirinde anlattı. Şiiri, Osmanzade Hamdi Bey’e ithaf etti. Kayseri’de kaldığı iki yıllık dönemde Milli Mücadele’nin havasını çok yakından yaşadı. Geleceğin ünlü şairi Behçet Kemal (Çağlar) onun Kayseri Lisesi’nde öğrencisi oldu. Şair, Kayseri Lisesi’nin marşını da kaleme aldı.
1924’te Ankara Erkek Muallim Mektebi edebiyat öğretmenliğine geçti; ardından Ankara Kız Lisesi'nde öğretmenlik yaptı. Ankara Kız Lisesi Marşı'nın güftesini yazdı. 1932’ye kadar yaşadığı Ankara’da cumhuriyetin kuruluşuna tanıklık etti. 1924’te “Çoban Çeşmesi”, 1928’de “Suda Halkalar” isimli kitapları yayınladı.
1928’de Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati'nin başkanlığındaki “Şark Vilâyetlerini Tedkik Heyeti”'nde bulunarak Sivas, Erzincan, Gümüşhane, Trabzon, Erzurum illerini ve dönüşte Kastamonu'yu gördü. Bu yolculuk, onun edebi yaşamında bir dönüm noktası oldu. Memleket şiirleri yazmaya yöneldi.
1931’de Ankara Kız Lisesi’nde coğrafya öğretmenliği yapan Azize Hanım ile evlendi. Bu evlilikten İsmet ve Yeliz adında iki çocuğu dünyaya geldi.
1932-1946 arasında İstanbul’da edebiyat öğretmenliği yaptı. Vefa, Kabataş Lisesi ve Amerikan Kız Koleji edebiyat öğretmenliklerinde bulundu. 1933’de Onuncu Yıl Marşı’nın sözlerini Behçet Kemal Çağlar ile birlikte yazım yaptı.
Ankara ve İstanbul’daki öğretmenlik yıllarında çeşitli dergi ve gazetelerde şiirler fıkralar yayınladı. Mizah dergilerinde “Deli Ozan” ve “Çamdeviren” takma adlarıyla mizahi manzumeler yazdı[1946’da siyasete atıldı ve 1946'dan 27 Mayıs 1960'a kadar Demokrat Parti İstanbul milletvekili olarak TBMM’de görev yaptı.
27 Mayıs 1960 ihtilalinin ardından tüm milletvekilleri ile birlikte kısa bir süre Yassıada'da, daha sonra da Celâl Bayar ve diğer DP milletvekilleri ile birlikte Kayseri Kapalı Cezaevi'nde tutuklu kaldı. 16 ay sonra aklanarak serbest kaldı
Serbest kaldıktan sonra siyasete dönmek istemedi. Son yıllarını Arnavutköy’deki evinde geçirdi. Yassıada’da arkadaşlarıyla birlikte yaşadığı baskıyı “Zindan Duvarları” adlı bir şiir ile anlattı ve şiiri kitap olarak yayınladı. Eşinin ani ölümünün ardından çıktığı Akdeniz gezisi sırasında Samsun vapurunda Kaş - Fethiye arasında seyrederken 8 Kasım 1973 günü bir gezi sırasında hayatını kaybetti. Cenazesi, 11 kasım 1973’te Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedilmiştir.
Öğretmenlik yaptığı Kabataş Lisesi’nde 2005 yılında Faruk Nafiz Çamlıbel adına bir müze açlmıştır[

Edebiyat yaşamı

İlk şiirlerini aruz ölçüsüyle yazdı. Cenap Şahabettin ve özellikle Yahya Kemal'in etkisinde kaldı. “Edebiyat-ı Umumiye” dergisi’nde yayımlanan “Şarkın Sultanları” şiiri, edebiyat çevresinde kendisine yer açmasını sağlayan ilk ürünü oldu. Aruzla yazdığı şiirlerini 1918’de “Şarkın Sultanları”, 1919’da “Dinle Neyden” ve “Gönülden Gönüle” adlı kitaplarında topladı. Sonralarıysa aruz ölçüsünden uzaklaşarak hece ölçüsünü ve Türkçenin yalınlaşması, yabancı kelimelerden ve kalıplardan uzaklaşılması düşüncesini benimsedi. Şiirlerinde hecenin Özellikle 7+7 kalıbına bir ses zenginliği kazandırdı. Milli edebiyatın oluşabilmesi, geliştirilebilmesini misyon edindi ve Enis Behiç Koryürek, Halit Fahri Ozansoy, Yusuf Ziya Ortaç, Orhan Seyfi Orhon ile birlikte türk edebiyat tarihinde “Beş Hececiler”’den biri olarak anılır oldu:
Sanatçı, halkın yaşantılarından çıkardığı konuları yine halkın söyleyiş ve nazım biçimleriyle dile getirir. Yepyeni görüşler getiren ünlü "Sanat" şiiri, memleketçi şiirin ilk bilinçli bildirisi kabul edilir. Batı etkilerine kapalı, Türk halk şiirine açık bir tutum içindedir.
Şiirlerinde ele aldığı başlıca temalar aşk, hasret, tabiat, ölüm, kahramanlık ve ihtirastır. 1918-1930 arasında edebiyatın tek kuvvetli aşk şairi olarak tanınmıştır. Duygu ve düşünceyi bir arada yürüten, romantik ve realist konuları ve hayatları işleyen şiirleriyle ün yapmıştır. Yolcu ile Arabacı şiirindeki yolcuyu ruha, arabacıyı bedene benzettiği örneklerdeki gibi başarılı teşbihleriyle tanınır.
Şiirin yanı sıra, yurt ve ulus sevgisini işlediği veya toplumsal gerçeklere yöneldiği oyunlar da yazdı.
1933 yılında Kayseri Lisesi’nden öğrencisi Behçet Kemal ile birlikte yazdığı sözler, Cemal Reşit Bey tarafından bestelendi ve eser, cumhuriyetin 10. yıl kutlamaları için düzenlenen marş yarışmasını kazandı.
Yazarın tek romanı, 1936’da yayımlanan “Yıldız Yağmuru”dur. Bu romanında şair Şuküfe Nihal Hanım’a aşkını anlattığı düşünülür.

Eserleri

Şiirleri

  • Ali
  • Çoban Çeşmesi
  • Dinle Neyden
  • Gönülden Gönüle
  • Bir Ömür Böyle Geçti
  • Suda Halkalar
  • Han Duvarları
  • Zindan Duvarları
  • Şarkın Sultanları
  • Mustafa Kemal
  • Son Aşık

Tiyatro oyunları

  • Canavar O gün(1925)
  • Akın (1932)
  • Özyurt (1933)
  • Kahraman (1938)
  • Yayla Kartalı (1945)
  • İlk Göz Ağrısı
  • Hudekoğlu

Roman

  • Yıldız Yağmuru
  • Ayşe'nin Doktoru (1949)

Mektep temsilleri

  • Bir Demette Beş Çiçek (1933)
  • Yangın (1934)
  • Belki Birgün (1946)

27 Ağustos 2014 Çarşamba

Ali Ekrem Bolayır




Ali Ekrem Bolayır (d. 2 Ağustos 1867 İstanbul, ö. 27 Ağustos 1937), Türk yazar, devlet adamı, öğretmen.
Vatan şairi Namık Kemal’in oğlu olan Ali Ekrem Bolayır, Edebiyat-ı Cedide Topluluğu içinde yer almış bir şairdir.

Yaşamı

2 Ağustos 1867’de İstanbul'da dünyaya geldi. Babası, ünlü "vatan şairi" Namık Kemal, annesi ise devrin Niş kadısı Mustafa Ragıp Efendi'nin kızı Nesime Hanım'dır. Feride ve Ulviye adına iki kız kardeşi vardır.
Fatih Askeri Rüştiyesi’ne bir yıl devam ettikten sonra öğrenimine babasının mutasarrıf olarak görev yaptığı Rodos ve Sakız Adası’nda özel dersler yoluyla devam etti. Arapça, Farsça, Fransızca öğrendi. Sanat ve edebiyatla küçük yaşlarda ilgilenmeye başladı. 20 yaşında İstanbul'a döndü ve padişah II. Abdülhamit tarafından sarayda görevlendirildi. 1888yılında atandığı mabeyn-i Humayun Katipliği görevini 18 yıl sürdürdü. 1894’te Kavalalı Ahmet Celal Paşa’nın kızı Zeynep Celile Hanım ile evlendi. Bu evlilikten Mehmet Kemal Cezmi (1896) adında bir oğlu ve bir kızı Ayşe Masume (1899) adında oldu, diğer eşi Lofçalı Ahmed Cevdet Paşa’nın en genç Torunu Azize Hanım, bu evlilikten Hatice Selma (1902), Fatma Beraat (1905) adlarında 2 kızı oldu.
Edebiyat-ı Cedide Topluluğu’nun bir üyesi olan Ali Ekrem Bey, şiirlerini “İlham” ve “A. Nadir” takma adları ile yayınladı. Asıl sanatını temsil eden eserlerini 1896- 1900 yılları arasında Servet-i Fünun Dergisi’nde yayımladı. Derginin 1897 yılındaki Yunan Harbi nedeniyle çıkan özel sayısında yer alan “Vasiyet” şiiri ile tanındı. Tevfik Fikret’in bir makalesini değiştirmesin kızarak topluluktan ayrıldı. Edebiyatla ilgisini ömür boyu kesmedi. 1908’e kadar kişisel, Meşrutiyetin İlanı ile birlikte daha çok sosyal, vatani, dini konular işledi.Çanakkale ve İstiklâl Savaşı yıllarında millî-kahramanlık şiirleri yazdı. Tevfik Fikret gibi nazmı nesre yaklaştırma çabasındaydı.
1906’da Kudüs mutasarrıfı olarak atandı. 1908’da Beyrut valisi oldu ancak birkaç gün sonra bu görevinden istifa etti. Aynı yıl, Cezâir-i Bahr-i Sefîd (Akdeniz Adaları) Valisi olarak görevlendirildi. Bir sene sonra kadro dışı kalarak İstanbul’a döndü. 1910’da Mehmet Akif tarafından Darülfünun’da Tarih-i Edebiyat öğretmeliği teklif edildi. O yıl, Darülfünun hocaları ve talebelerinden oluşan bir heyetle Romanya seyahati yaptı; ertesi yıl ise 3 aylık Fransa ve İsviçre gezisine gitti. 1912’de tekrar Cezâir-i Bahr-i Sefîd Valisi olarak atandı.Balkan Savaşı’nın başlaması üzerine valilik kapatıldı. Ailesiyle birlikte güçlükle İstanbul’a dönebilen Ali Ekrem Bey, uzun süre yarım maaş aldı ve 1912’de emekli edildi.
1913’te tekrar Darülfünun’da müderrisliğe başladı ve “Nazariyyat-i Edebiyye” dersi okuttu. Ertesi yıl kız öğrenciler için kurulan İnas Darülfünu’nda da edebiyat dersleri verdi. 1914yılında Osmanlı’nın ilk konservatuar kurumunun kuruluşu sırasında okula konservatuar yerine "Güzellikler Evi" anlamına gelen Darülbedayi isminin verilmesin önerdi ve kabul edildi.
Oğlu Mehmet Kemal Cezmi 1917’de intihar etti. Bu olayın etkisiyle rahatsızlanan Ali Ekrem Bey, tedavi için Dr. Mazhar Osman Bey’in tedavihanesinde kaldı Vermekte olduğu “Nazariyyat-i Edebiyye” dersi Ali Kemal Bey’in eğitim bakanlığı sırasında kaldırılınca açığa alınan Ali Kemal Bey, Tedkîkat-ı Lisâniyye Heyeti Reisi yapıldı ve Galatasaray Sultani’sinde edebiyat öğretmenliğine getirildi. Bu görevi başlangıçta kabul etmeyen Ali Ekrem, eğitim bakanlığına Sait Bey’in gelmesi üzerine görevi kabul etti ve 3,5 yıl öğretmenlik yaptı.
1923’te yeniden Darülfünun’a atandı. Yahya Kemal’e vekaleten "şerh-i mütun" (metin açıklama) müderrisi olmuştu. Daha sonra asalaeten atandığı bu görevi 1933 yılındaki üniversite reformuna kadar sürdürdü. Bir yandan da başka okullarda ders verdi. Darülfünun üniversiteye dönüştürüldüğünde açıkta kalan Ali Ekrem, Maltepe Askeri Lisesi’nde öğretmenliğe devam etmeye çalıştı. Sağlık sorunları ve yaşlılığı nedeniyle bu görevde zorlandı. Gırtlak kanseri nedeniyle ömrünün son günlerini çeşitli hastanelerde geçirdi. 27 Ağustos 1937’de hayatını kaybetti. Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.

Başlıca Yapıtları

  • Ruh-ı Kemal (1909),
  • Zilal-i İlham (1909),
  • Çocuk şiirleri (1917),
  • Ordu'nun defteri (düzyazı-şiir karışık 1918),
  • Şiir demeti (1925),
  • Vicdan alevleri (1925).

10 Haziran 2014 Salı

Hamdullah Suphi Tanrıöver









 
Hamdullah Suphi Tanrıöver (1885, İstanbul - 10 Haziran 1966, İstanbul), Türk edebiyatçı, yazar, öğretmen, milletvekili, siyasetçi.
Kurtuluş Savaşı ve cumhuriyetin ilk yıllarında Meclis'te yaptığı coşkulu konuşmaları nedeniyle “milli hatip” ve “cumhuriyet hatibi” olarak tanınan bir siyaset adamı ve yazardır. Önce Fecr-i Âti Hareketi içinde, daha sonra Milli Edebiyat toplulukları içinde yer aldı. Zamanla siyasi kimliği, şair ve yazar kimliğinin önüne geçti. Son Osmanlı Meclis-i Mebusanı'nda ve I., II., III., VII., VIII., IX. dönem TBMM'de milletvekilli olarak bulundu. İki defa Milli Eğitim Bakanlığı yaptı. Siyasi yaşamının yanı sıra Türk Ocakları'nın başkanlığını yürüttü. Türk Ocakları'nın kapatılmasından sonra 13 yıl Bükreş'te büyükelçilik görevinde bulundu. Yurda geri döndüğünde Türk Ocakları'nı tekrar kurdu; ismi, aralıklarla toplam 34 yıl başkanlık ettiği bu kurum ile özdeşleşmiştir.

Yaşamı

1885’te İstanbul’un Aksaray semtindeki  Abdüllatif Suphi Paşa Konağı’nda dünyaya geldi. Babası, Tanzimat Dönemi bilim ve siyaset adamlarından Abdüllatif Suphi Paşa, annesi bir Çerkez kızı olan Ülfet Hanım’dır. Dedesi ilk Osmanlı maarif nazırı Abdurrahman Sami Paşa'dır  babası ise devletin 6. Maarif Nazırı olarak görev yapmıştır. Yazar Samipaşazade Sezai, yazarın amcasıdır.
Çocukluğu yoğun bir kültür ortamında geçti Yetiştiği konak, divan edebiyatının son şairlerinin sık sık bir araya geldikleri bir toplantı yeri gibiydi İlk şiirlerini amcası Sezai Bey'in Paris'te çıkardığı Şura-yı Ummet gazetesinde yayımladı
II. Abdülhamid’in iradesiyle parasız yatılı olarak Mekteb-i Sultani'de (Galatasaray Lisesi) öğrenim gördü. Okuldan 1904’te mezun oldu ve meslek olarak öğretmenliği seçti. Ayasofya Rüşdiyesi'nde hitabet ve Fransızca, Darülmuallimin'de edebiyat, Darülfünun'da Türk-İslam sanatı dersleri verdi. 1909'da Fecr-i Ati topluluğuna katıldı. 1911'de bu topluluktan ayrılarak Ziya Gökalp önderliğindeki Genç Kalemler çevresinde gelişen Milli Edebiyat akımına bağlandı.
1912'de milliyetçilik akımının İstanbul'daki merkezi olan Türk Ocağı'na girdi ve başkan oldu. Aralıklarla toplam 34 yıl bu kurumda başkanlık yaptı (1912-1931, 1949-1959, 1961-1966).
İstanbul'daki işgalci güçlere karşı düzenlenen açık hava toplantılarında hitabetin etkili örnekleri olarak gösterilen konuşmalar yaptı ve güçlü bir hatip olarak tanındı. Son Osmanlı Meclis-i Mebusanı (1920) Antalya üyesi olarak seçildi; mecliste Misak-ı Milli lehine konuşmalar yaptı
Meclis-i Mebusan’ın işgal güçleri tarafından kapatılmasından sonra milli mücadeleye katılmak için Ankara’ya gitti. TBMM ilk döneminde meclise milletvekili olarak katıldı. İlk kabinede milli eğitim bakanı olarak görevlendirildi, bu görevde bir yıl kaldı. Bakanlığı sırasında ulusal marş için güfte yarışması açıldı. Mehmet Akif’in yarışmaya katılması için çaba harcayan ve İstiklâl Marşı’nı etkili sesi ile meclis kürsüsünde okuyan Hamdullah Suphi'dir.
I. ve II. TBMM’de İstanbul milletvekili olarak TBMM'de yer aldı. 1925 yıllında ikinci kez Milli Eğitim Bakanı oldu. 4 Mart-19 Aralık 1925 tarihleri arasında Milli Eğitim Bakanlığı’nı yürüttü.
Bir yandan da Türk Ocakları Başkanlığını sürdüren Hamdullah Suphi Bey, derneğin merkezini İstanbul’dan Ankara’ya taşıdı. Yeni devletin kültürel yönden teşkilatlanmasında ve Türkiye kültürünün yayılmasında Türk Ocakları’nın büyük rolü oldu. 1931 yılında şube sayısı 278, üye sayısı 32bine ulaştı.. Siyasal bir güç niteliği kazanmaya başlayan kurum, Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’in 25 Mart 1931 tarihli gazetelerde yayımlanan talimatı üzerine 10 Nisan’da kendisini feshettiTürk Ocakları’nın kapanmasının ardından 1931'de Bükreş Büyükelçiliği'ne atandı. 13 yıl sürdürdüğü Bükreş büyükelçiliği sırasında Bükreş’te büyük bir Türk mezarlığı yapılmasını ve Gagauz kasaba ve köylerinde Türkçe eğitim yapan okullar açılmasını sağladı.1944’te büyükelçilikten emekliye ayrıldı ve siyasete geri döndü.
1945’te İçel ve 1946'da İstanbul milletvekili olarak yeniden Meclis'e girdi. 10 Mayıs 1949’da İstanbul’da yeniden açılan Türk Ocakları’nın başkanı oldu.
1950 seçimlerinde Demokrat Parti (DP) listesinden bağımsız Manisa milletvekili, 1954'te yine DP'den İstanbul milletvekili seçildi. 1957'de Hürriyet Partisi adayı olarak katıldığı seçimleri kaybetti.
Kültür ve siyaset hayatının renkli simalarından ve coşkulu hatiplerinden biri olan Hamdullah Suphi Tanrıöver'in konuşmalarından 'Dağ Yolu' (1928-1931), yazıları da 'Günebakan' (1929) isimli kitaplarda toplanmıştır.
Türk Ocakları Merkez Heyeti'nin başkanlığını yürütmeye devam etmekte olan Hamdullah Suphi Bey, 10 Haziran 1966’da yaşamını yitirdi. Edirnekapı Merkezefendi Mezarlığı’na defnedildi.

Kaynak :Wikipedi özgür Ansiklopedi
Ayrıca Bakınız : Suphi paşa Konağı

21 Nisan 2013 Pazar

Mark Twain

Samuel Langhorne Clemens (30 Kasım 1835 – 21 Nisan 1910), daha çok takma adı Mark Twain olarak bilinir, Amerikalı mizahçı, satirist, roman yazarı, yazar ve öğretmen.
Tom Sawyer'ın Maceraları adlı ünlü çocuk romanının yazarıdır. Bir diğer ünlü eseri olan Huckleberry Finn'in Maceraları romanı kimi edebiyatçılar tarafından Amerikan edebiyatının ilk büyük eseri olarak değerlendirilir.
Eserlerinde gülmenin güzelliğini, esaretin ne kadar kötü bir şey olduğunu anlatmaya çabalamış ve "iki kulaç derinlik" anlamında bir denizcilik terimi olan Mark Twain imzası ile 30 kitap yayımlamıştı.
Daktilo makinesini ilk satın alanlardan birisi olan Mark Twain, daktilo ile yazan ilk romancı olarak anılır ancak hangi eserinin (Tom Sawyer mi yoksa Missisippi’de Yaşam mı) daktiloda yazılan ilk roman olduğu konusunda görüş ayrılıkları vardır[4].
Yaşadığı dönemde halk arasında popüler birisiydi. Kariyerinin zirvesinde döneminin en önemli Amerikan ünlüsü olduğu düşünülür.
William Dean Howells, Booker T. Washington, Nikola Tesla, Helen Keller ve Henry Huttleston Rogers gibi birçok ünlü arkadaşı vardı. Arkadaşı William Faulkner Twain'i "İlk gerçek Amerikan yazarıdır ve biz hepimiz onun sadece varisleriyiz" diyerek onurlandırmıştır

YAŞAMI

Çocukluk Yılları

30 Kasım 1835 günü ABD’nin Missouri eyaletinin Florida yöresinde dünyaya geldi. Yedi çocuklu bir ailenin altıncı çocuğu ve sağ kalan üç kardeşten birisi idi. Ailesi, o dört yaşındayken Mississippi Nehri boylarındaki Hannibal’e taşındı. İleride yaratacağı ünlü romanları bu bölgedeki gözlemlerine dayanarak yazılmıştı. Esnaflık ve avukatlık yapan babasını on bir yaşında iken zatürreden kaybedince okulunu bırakıp çırak olarak bir basımevinde çalışmaya başladı.

Gençlik Yılları

On sekiz yaşına geldiğinde dünyayı keşfetme arzusunda bir genç olarak ABD’nin değişik eyaletlerini gezmeye başladı, bu arada çeşitli matbaalarda çalıştı. Dört yıl sonra Missouri’ye döndüğünde Mississippi Nehri’ndeki buharlı gemilerde kaptanlık yapmak istedi. Kaptanlık sınavlarına hazırlık için çalıştı; nehrin her yerini öğrenmesi iki yılını aldı. Çok iyi öğrendiği bu yerler romanlarının mekanını oluşturdu.
Kendisine bu işte Henry adındaki kardeşi eşlik ediyordu. Bir gece rüyasında kardeşinin çalıştığı vapurun yanışını ve ölümünü görmesi ve bu olayın 1858’de aynen rüyasındaki gibi gerçekleşmesi onu çok etkiledi. Kardeşinin ölümünden bir parça kendisini sorumlu tuttu ve bu olaydan sonra parapsikoloji ile ilgilendi.
24 yaşında kaptanlık ehliyetini aldı ve Amerikan İç Savaşı çıkıp nehir gezileri yasaklanana kadar nehirde kaptanlık yaptı. Savaşa gönüllü olarak katıldı, ancak 14 günlük askeri eğitimden sonra ordudan ayrılıp Nevada’da vali olan ağabeyi Orion’un yanına gitti. Kardeşi ile birlikte bir süre posta arabasıyla bölgeyi gezdikten sonra zengin olma hayaliyle madencilik yaptı. Madencilik işi başarısızlıkla sonuçlandı.

Bazı gezi yazıları ve makaleler yazarak çeşitli eyaletleri dolaştı. Mark Twain adıyla imzaladığı ilk makalesi Carson’dan Mektup adlı makalesiydi. Mark Twain, Mississippi gemilerinde “iki kulaç derinlik” anlamına gelen bir çakma addır.
18 Kasım 1865 günü New York Saturday Pres adlı gazetede yayımlanan Claravas’ta Zıplayan Kurbağa Kutlaması adlı hikâye ile edebiyat alanında çıkış yaptı. Bir madenocağı kampında madencilerden dinlediği yerel bir öyküyü kendi ağzından anlatarak ünü yakalamıştı. Hikayeyi, 1867’de yayımlanan ilk kitabında da aldı.
1866’da bir gazete adına Hawaii’ye giderek oradan yazılar gönderdi. İki sene sonra yine yerel bir gazetenin isteği üzerine Akdeniz’de bir gemi turuna çıktı ve gezi yazılarını Saflar Yabancı Ülkede adlı kitabında topladı. Bu eseri ile ülkesinde çok ünlü bir güldürü yazarı oldu.

Evliliği ve Çocukları
Saflar Yabancı Ülkede kitabının getirdiği ekonomik rahatlık sayesinde bir arkadaşının kızkardeşi olan ve ilk görüşte aşık olduğu Oliva Langdon ile 1870 yılı Şubat ayında New York’ta evlendi. Bir süre eşi ile birlikte New York’un Buffalo kentinde yaşadı; bir gazetede editör ve yazar olarak çalıştı. Çiftin ilk çocuğu bu yıllarda dünyaya geldi ancak 19 aylıkken difteriden öldü. 1872, 1874 ve 1880 yıllarında sırasıyla kızları Susy, Clara ve Jean dünyaya geldi.
Aile, 1872’de Connecticut’ta Hartford’a taşındılar ve burada ileride Mark Twain Müzesi olacak olan evi yaptırdılar. En önemli eserlerini Connecticut’da yaşadığı dönemde yazdı.

En Ünlü Romanlarının Yazılışı

Öksüz ve yaramaz bir çocuğun Mississippi’de geçen maceralarını anlattığı 1875 yılında yayımlanan Tom Sawyer’in Maceraları adlı eseri çok sevildi. Avrupa ile ilgili bir kitap yazmak için bir yayınevi ile 1878’de anlaşma yapınca ailesi ile Avrupa seyahatine gitti, 1879 Eylül’ünde geri döndü. 1881’de yayımlanan Prens ve Dilenci adlı romanını kızları Susy ve Clara’ya ithaf etti.
50. yaş günü kutladığı 1885 yılında yayımlanan Huckleberry Finn’in Maceraları adlı eseri kimilerince Amerikan edebiyatının ilk büyük eseri olarak değerlendirilmiştir. Bu kitapta da yaramaz ve asi bir çocuğun hikâyesini anlattı. Konusu köleliğin yasal olduğu bir dönemde geçen eser, karakterlerden biri olan Jim’e zenci denmesi gibi nedenlerle zaman zaman yasaklamalara ve değiştirmelere maruz kalmıştır.

İş Hayatı

Huckleberry Finn’den sonra 5 yıl boyunca kitap yayımlamayı bırakan Twain, zengin olmak umuduyla işadamlığına soyunmuştu. Para kazanmak için çeşitli işlere yatırım yapan Mark Twain’in girişimleri hep para kaybıyla sonuçlandı. 1885’te kurduğu yayınevi ise iflas etmesine yol açtı. İlk olarak iç savaş kahramanlarından ve eski ABD başkanlarından çok büyük hayranlık duyduğu Ulysses Grant’ın anılarını ardından Mark Twain’in kendi kitabı Huckleberry Finn’in Maceraları’nı yayımlayan yayınevi, bu iki kitapla elde ettiği başarıyı bir daha asla yakalayamadı. İç savaş ile ilgili çeşitli anı kitaplarının ardından dünyadaki tüm Katoliklerin birer tane alıp okuyacağı düşüncesiyle Papa XIII. Leo’nun anılarını aynı anda 6 dilde yayımladı ancak ne savaş anıları ne de Papa’nın anıları okuyucunun ilgisini çekmemişti. Bu başarısızlıklarının ardından James W. Paige adlı mucitin geliştirdiği bir dizgi makinesi için harcadığı binlerce dolar da ona hiçbir gelir getiremedi.

Avrupa Yılları

1891’den itibaren ailesiyle hayat pahalılığının daha az olduğu Avrupa’ya yerleşen Twain geçimini sağlamak için yazılara yoğunlaştı. 1894’te yayınevi iflas etti, dizgi makinesi Chicago Herald Gazetesi’nde denendi ve başarısız bulundu. Borçlarını ödeyebilmek için yeni bir yol bulan Mark Twain, tüm dünyayı kapsayan bir söyleşi turuna çıktı. Avustralya’dan Hindistan’a, Güney Afrika’dan İngiltere’ye kadar pek çok ülkeyi dolaştı. Bu konferanslar dizisine ait gezi notlarını Ekvatorun İzinde adlı yazısıyla paylaştı.
Mark Twain, 1896’da 23 yaşındaki kızı Susy’nin menenjit nedeniyle ölümü üzerine depresyona girdi ve ruhsal bunalımları hayatı boyunca zaman zaman tekrar baş gösterdi. Borçlarını ödeyip 1900’de ülkesine dönüşüne kadar ailesiyle birlikte İsviçre, Avusturya ve İngiltere’de yaşadı. ABD’ye döndükten sonra eşi Olivia’nın sağlığı bozuldu. Doktor tavsiyesi üzerine 1903 sonunda İtalya’ya gittiler, ne var ki sağlığına kavuşamayan Olivia’yı 1904’te Floransa’da kaybetti.

Anti Emperyalist Görüşleri Benimsemesi

Twain, 1860 ve 1870'lerde ABD'nin emperyalist amaçlarını paylaşıyordu. Örneğin Hawaii Adaları konusunda ABD çıkarlarını kararlılıkla savunuyordu. 1890'ların ortalarındaki fikrini tarif ederken "Kızıl bir emperyalisttim. Amerikan kartalının Pasifik Okyanusu üzerinde çığlık atmasını istiyordum." diyordu. Fakat 1899'dan itibaren dünya görüşünü tersine çevirdi ve anti emperyalist oldu. Emperyalizm karşıtlığını on binlerce üyeye ulaşacak American Anti-Imperialist League'in başkan yardımcılığını yapacak kadar ileri götürdü. ABD'nin Filipinler'i ilhakına karşı çıkmak gibi faaliyetleri olan bu hareketin içinde, 1901 yılından 1910 yılındaki ölümüne değin bulundu.

Son Yılları

Yaşlılık yılarında sömürgeciliği, ırk düşmanlığı, kazanç hırsı, dinsel ikiyüzlülüğü sert bir dille eleştiren yazılar yazdı. 1905’te yetmişinci yaşını Beyaz Saray’da Theodore Roosevelt’in onuruna verdiği yemekte kutladı. 1907’de Oxford Üniversitesi kendisine fahri doktora verdi. 1909’da 29 yaşındaki küçük kızı Jean kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. Mark Twain, 1906’da yazmaya başladığı biyografisini tamamlayamadan geçirdiği kalp rahatsızlığı sonucu 21 Nisan 1910 günü Connecticut’ta hayatını kaybetti.

Başlıca yapıtları

  • Jim Smiley ve Zıplayan Kurbağa ve Diğer Öyküler (1867)
  • Saflar Yabancı Ülkede (1869)
  • Tom Sawyer'ın Maceraları (1876)
  • Bir Cinayet, Bir Sır ve Bir Evlilik (1876)
  • Prens Ve Dilenci (1881)
  • Küçük Prens ve Sokak Çocuğu / Prens ve Dilenci / Çalınan Taç (1882)
  • Mississipi’de Yaşam (1883)
  • Huckleberry Finn'in Maceraları (1884)
  • A Connecticut Yankee in King Arthur's Court (1889)
  • Ekvatorun İzinde (1897)
  • Adem'le Havva'nın Güncesi (1904)


20 Mart 2013 Çarşamba

Falih Rıfkı Atay

Falih Rıfkı Atay (1894, İstanbul - 20 Mart 1971, İstanbul), Türk gazeteci, yazar, milletvekili.
Cumhuriyet döneminin en etkin gazetecilerindendi. İzmir'in kurtuluşundan sonra Mustafa Kemal Kemal ile tanışıp dostluğunu kazanan Falih Rıfkı, özellikle Atatürk’ü yakından tanıtan anılarıyla ünlendi. 1923-1950 yılları arasında milletvekili olarak siyasette yer aldı. Cumhuriyetin kurucusu Atatürk’e yakınlığı nedeniyle çok önemli olaylara tanıklık etmiş ve kişisel tarihi cumhuriyet tarihi ile özdeşleşmiştir


Hayatı Sakarya ili Kaynarca ilçesi Büyükkaynarca köyünden İstanbul'a yerleşmiş bir ailenin çocuğu olan Falih Rıfkı Atay1894 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Hoca Hilmi Efendi, annesi Huriye Cemil Hanım idi.
Ortaokulu Mekteb-i Tahsil Mektebi’nde lise öğrenimini Mercan İdadisi’nde tamamladı. İdadide edebiyat öğretmeni olan Celal Sahir Bey (Erozan) ile kendisinden bir ileri sınıfta okuyan Orhan Seyfi (Orhon), edebiyat zevkinin gelişmesine yardımcı oldu. II. Meşrutiyet’in ilanı edildiği 1908 yılında girdiği Darülfünun Edebiyat Fakültesi’ni 1912’de bitirdi.
1911’de ilk yazıları, Servet-i Fünun dergisinin genç yazarlara ayrılan ek sayfalarında yayımlandı. Tecelli (1911) dergisi ile Süleyman Bahri'nin yönettiği Kadın (1912) dergisinde Cenap Şahabettin ile Ahmet Haşim'in eserlerini hatırlatan şiirleri çıktı. 1912’den itibaren Tanin gazetesinde düz yazılar yayımladı.
1913’te memuriyet hayatına başlayan Falih Rıfkı, Sadaret ve Dahiliye Nazırlığı kalemlerinde çalıştı. Dahiliye Vekili Talat Paşa ile birlikte resmi görevle Bükreş’e gittiğinde Tanin Gazetesi’ne röportajlar gönderdi. Bu dönemdeki yazıları, Türkçülük ve Türkçecilik akımlarının etkisini taşıyordu.

I. Dünya Savaşı
I. Dünya Savaşı’nda yedek subay olarak Suriye'ye gitti ve Cemal Paşa’nın özel kâtipliğini yaptı. Suriye ve Filistin'deki savaş anılarını Ateş ve Güneş (1918) kitabında topladı. Cemal Paşa'nın Bahriye Nazırı olması üzerine Kalemi Mahsusa müdür yardımcılığına getirildi (1917).
1918’de Ali Naci (Karacan), Necmettin Sadık (Sadak) ve Kazım Şinasi (Dersan) ile birlikte Akşam Gazetesi’ni kurdu. Gazetede, Kurtuluş Savaşı’nı destekleyen yazılar yazdı. Damat Ferit Paşa hükümetinin vatanseverleri yargılamak üzere kurduğu, halk arasında “Kürt Nemrut Mustafa Divanı” diye anılan mahkemede Kurtuluş Savaşı’nı destekleyen yazıları nedeniyle idamı isterek yargılandı. İkinci İnönü Muharebesi’nin kazanılması üzerine Divan-ı Harp tutumunu değiştirince idamdan kurtuldu. 10 Eylül 1922’de Anadolu’ya geçti.


Kurtuluş Savaşı
Kurtuluş Savaşı’nı destekleyen yazılarını Tanin ve Hakimiyet-i Milliye gazetelerinde sürdürdü. Savaşın ardından Tetkik-i Mezalim Heyeti’nde görevlendirilen Falih Rıfkı, Halide Edip, Yakup Kadri, Mehmet Asım ile birlikte Yunan ordusunun yakıp yıktığı yerleri saptamak üzere tüm Batı Anadolu’yu dolaştı.

Milletvekilliği

1923’ten TBMM’ye girdi ve aralıksız 27 yıl milletvekilliği yaptı. 1923-1927 arasında Bolu , 1927-1950 arasında Ankara milletvekili olarak mecliste yer aldı. Bir yandan da çeşitli tarihlerde Hakimiyet-i Milliye, Ulus, Milliyet gazetelerinde başyazarlık yaptı. Köşe yazılarında Atatürk devrimlerini ve batılılaşmayı savundu. Yeni Türk Alfabesinin hazırlanması ve uygulanması sırasında Dil Encümeninde görev aldı. Ulus gazetesinin başyazarlığını yaptığı dönemde Ankara şehir planı jürisinde üyelik ve İmar Komisyonunda başkanlık yaptı. Bu dönemde 1937 yılındaki Trakya Manevraları'na katılmıştır.
İzmir’in kurtuluşundan sonra tanıştığı Mustafa Kemal’in dostluğunu kazandı ve bu döneme an ilişkin anılarını Atatürk’ün Bana Anlattıkları (1955), Çankaya (1961) ve Atatürk Ne İdi? (1968) adlı kitaplarda topladı. Atatürk’ün çok yakınında bulunması ve önemli olaylara tanıklık etmesi yapıtlarına ayrı bir önem kazandırdı.
Demokrat Parti'nin 1950'de iktidara geçmesinden sonra Dünya gazetesini kurarak (1952) muhalefete geçti; yeni iktidara karşı Atatürk devrimlerini savundu. Ölünceye dek bu gazetenin başyazarlığını sürdürdü. 20 Mart 1971’de kalp krizi sonucu İstanbul’da hayatını yitirdi. Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.

Edebiyattaki yeri
Falih Rıfkı Atay, gezi yazılarını ve anılarını topladığı kitaplarıyla Cumhuriyet döneminde bu türlerin ilk özgün örneklerini verdi. Zeytindağı (anı-1932, 1964), Faşist Roma, Kemalist Tiran, Kaybolmuş Makedonya (gezi-1930) ve Pazar Konuşmaları (fıkra-1966) başlıca yapıtlarıdır.
Atay, sağlam, çekici anlatımı ve duru Türkçesiyle basının en usta kalemlerinden biriydi. Türkçeyi süssüz, sanatsız ama etkin kullanmayı amaçladı. Siyasi konuları işleyen fıkra ve başyazılarıyla tanınan Atay gezi, anı, makale ve sohbet türlerinde birçok kitap yayımlamıştı; Cumhuriyet döneminin en etkin gazetecilerindendi.

Eserleri


Anı

• Ateş ve Güneş (Suriye ve Filistin savaş anılan, 1918), • Zeytindağı (1932), • Atatürk'ün Bana Anlattıkları (1955), • Mustafa Kemal'in Mütareke Defteri (1955), • Çankaya (1961), • Batış Yılları (1963), • Atatürk'ün Hatıraları (1914-1919) • Atatürk Ne İdi? (1968)

Gezi

• Faşist Roma, Kemalist Tiran, • Kaybolmuş Makedonya (1930), • Deniz Aşırı (1931), • Yeni Rusya (1931), • Moskova-Roma (1932), • Bizim Akdeniz (1934), • Taymis Kıyılan (1934), • Tuna Kıyıları (1938), • Hind (1944), • Yolcu Defteri , (1946), • Gezerek Gördüklerim (1970).

Fıkra

• Eski Saat (1933), • Niçin Kurtulmamak» (1953), • Çile (1955), • İnanç (1965), • Kurtuluş (1966), • Pazar Konuşmaları (1966), •

İnceleme

• Başveren İnkılapçı (Ali Suavi Üzerine, 1954), • Atatürkçülük Nedir (1966), • Londra Konferansı Mektupları (1933), • Türk Kanadı (1941), • Kanat Vuruşu (1945)

Monografi

• Babamız Atatürk (çocuklar için, 1955)

Kaynak:vikipedi özgür ansiklopedi

16 Mart 2013 Cumartesi

Haldun Taner

Haldun Taner (16 Mart 1915, İstanbul - 7 Mayıs 1986 İstanbul), öykü, tiyatro ve kabare yazarı, öğretim üyesi ve gazeteci. Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının önde gelen yazarlarından birisidir. Türkiye'de epik tiyatro türü ve kabare tiyatrosunun öncüsüdür

Hayatı
1915 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Ahmet Selahaddin, Son Osmanlı Meclis-i Mebusanı üyesi ve mütareke yıllarında yazıları, dersleri ve nutuklarıyla ülkenin bağımsızlığını savunmuş bir aydındır. Beş yaşında iken babasını kaybetti. Annesiyle birlikte büyükbabasının konağında yaşadı.
Vatana hizmeti geçenlerin ve şehit olanların çocuklarına tanınan haktan yararlanarak parasız yatılı olarak girdiği[1] Galatasaray Sultanisi'ndeki orta öğrenimini 1935 yılında tamamladı. Mezuniyetinden sonra devlet tarafından Heidelberg Üniversitesi'nde öğrenim görmek üzere Almanya’ya gönderildi. Siyasal Bilgiler alanındaki öğrenimini geçirdiği ağır tüberküloz nedeniyle 1938’de yarıda bıraktı ve yurda döndü. 1938-1942 yılları arasında Erenköy Sanatoryumunda tedavi gördü.
Yüksek öğrenimini 1950’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Filolojisi Bölümü’nde tamamladı. 1950-54 yıllarında üniversitenin sanat tarihi kürsüsünde asistanlık yaptı.
Edebiyat yaşamına gençlik yıllarında yazdığı skeçlerle başladı. "Töhmet" adlı ilk öyküsü Yedigün dergisinde "Haldun Yağcıoğlu" takma ismiyle 1946'da yayınlandı. New York Herald Tribune Gazetesi'nin 1953'te İstanbul'da düzenlediği öykü yarışmasında "Şişhaneye Yağmur Yağıyordu" öyküsüyle birinci oldu. 1956'da Varlık Dergisi’nin araştırmasında yılın en beğenilen öykücüsü seçildi.
Asistanlığı sırasında yazdığı “Günün Adamı” oyunu, İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda sahnelenmeden yasaklandı. Asistanlığı bırakıp Viyana’ya tiyatro bilimi eğitimi için gitti. 1955-1957’de Max Reinhardt Tiyatro Akademisi’nde öğrenim gördü. Viyana’daki bazı tiyatrolarda reji asistanı olarak çalıştı. 1957'de tekrar Türkiye’ye döndü. İstanbul Üniversitesi Gazeteci¬lik Enstitüsü'nde edebiyat ve sanat tarihi, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi ile İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde tiyat¬ro tarihi okuttu Bir yandan da Tercüman Gazetesi’nde (1952-1960) köşe yazıları yazmayı ve oyun yazarlığını sürdürdü.
1950’lerde oyun yazmaya başlayan ve tiyatrodaki ilk eserlerinde dramatik türün başarılı örneklerini veren Haldun Taner, ardından epik tiyatro denemelerine girişmişti. Türk Tiyatrosu’ndaki ilk epik tiyatro örneği olan "Keşanlı Ali Destanı" adlı oyunu ile dünya çapında tanındı. Bu oyun yurtdışında Almanya, İngiltere, Çekoslovakya, eski Yugoslavya'nın çeşitli kentlerinde oynandı. Atıf Yılmaz tarafından sinemaya aktarıldı (1964). Daha sonraki dönemlerde konularını güncel olaylardan alan siyasal-sosyal taşlamaların ağır bastığı oyunlar yazdı. Epik tiyatro ve kabarenin alanında verdiği yapıtlar çağdaş Türk tiyatrosunun klasikleri oldu. Eşsiz bir arı Türkçe kullanan Haldun Taner, Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının ve tiyatrosunun önde gelen yazarları arasına girdi.
Devekuşu Kabare'yi (1967), Bizim Tiyatro'yu, Tef Kabare Tiyatrosu'nu kurdu. Küçük Dergi'yi çıkardı. Fıkra yazarlığını 1973’ten itibaren Milliyet’te sürdürdü. Öyküleri ve yazıları Yedigün, Ülkü, Yücel, Varlık, Küçük Dergi, Yeni İnsan dergilerinde de yayınlandı.

Öyküleri

  • Geçmiş Zaman olur ki (1946)
  • Yaşasın Demokrasi (1948)
  • Tuş (1949)
  • Şişhane'ye Yağmur Yağıyordu (1950)
  • Onikiye Bir Var (1953)
  • Ayışığında Çalışkur (1954)
  • Sancho’nun Sabah Yürüyüşü (1964)
  • Konçinalar (1967)
  • Kızıl Saçlı Amazon (1970)
  • Yalıda Sabah (1979)
  • Şeytan Tüyü (1980)

Hatıra

  • Sırıtık Bir Küskün

Tiyatro oyunları

  • Günün Adamı (1957)
  • Dışardakiler (1957)
  • Ve Değirmen Dönerdi (1958)
  • Fazilet Eczanesi (1960)
  • Timsah (1960)
  • Lütfen Dokunmayın (1961)
  • Huzur Çıkmazı (1962)
  • Keşanlı Ali Destanı (1964)
  • Gözlerimi Kaparım, Vazifemi Yaparım (1964)
  • Zilli Zarife (1966)
  • Vatan Kurtaran Şaban (1967)
  • Bu Şehr-i İstanbul Ki (1968)
  • Sersem Kocanın Kurnaz Karısı (1969)
  • Astronot Niyazi (1970)
  • Ha Bu Diyar (1971)
  • Dün Bugün (1971)
  • Aşk-u Sevda (1973)
  • Dev Aynası (1973)
  • Yâr Bana Bir Eğlence (1974)
  • Ayışığında Şamata (1977)
  • Hayırdır İnşallah (1980)
  • Marko Paşa (1985)

Fıkra-Gezi-Söyleşi [değiştir]

  • Devekuşuna Mektuplar (1960)
  • Hak dostum Diye başlayalım Söze (1978)
  • Düşsem Yollara Yollara (1979)
  • Ölürse Ten Ölür Canlar Ölesi Değil (1979)
  • Yaz Boz Tahtası (1982)
  • Çok Güzelsin Gitme Dur (1983)
  • Berlin Mektupları (1984)
  • Koyma Akıl Oyma Akıl (1985)
  • Önce İnsan Olmak (1976)

Ödülleri

  • 1953 - New York Herald Tribune Uluslararası Hikaye Yarışması Türkiye Birinciliği (Şişhane'ye Yağmur Yağıyordu)
  • 1955 - Sait Faik Hikaye Armağanı (Onikiye Bir Var)
  • 1956 - Varlık Dergisi En Beğenilen Öykü Yazarı ödülü
  • 1972 - Türk Dil Kurumu Tiyatro Ödülü (Sersem Kocanın Kurnaz Karısı)
  • 1983 - Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü

Kaynak:vikipedi özgür ansiklopedi


10 Aralık 2012 Pazartesi

Sâdi Yâver Ataman

Sâdi Yâver Ataman, (d. 23 Nisan 1906, Yanya – ö. 10 Aralık 1994, İstanbul). Türk müzikolog, folklor uzmanı, eğitimci ve sanatçı.

23 Nisan 1906'da babasının görev yaptığı Yanya'da doğmuştur. Babası Kafkasyalı Şeyh Şâmil'in baba soyundan Dr. Ali Yâver Ataman, annesi ise Safranbolu "Cılız" soyundan Habîbe Yektâ Ataman'dır.
İptidâî Mekteb ve Rüştiye ve İdâdî'yi Safranbolu'da 1922'de, liseyi ise İstanbul'da İstiklâl Lisesi'nde 1926'da tamamlamıştır. İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği'ne kaydolmuştur fakat müzik tutkusu nedeniyle eğitimini bırakarak, o zamanki ismi Dâru'l-Elhân olan İstanbul Konservatuarı'na girmiş ve 1930'da mezun olmuştur. Eğitim sürecinde ayrıca Mehmet Fuad Köprülü'den dersler almıştır.
1930-1931 yıllarında müzik öğretmenliği yapmıştır. 1933 yılında askere gitmiş ve 1934 yılında teğmen olarak terhis olmuştur. 1938'e kadar öğretmenlik yapmış ve kendi isteğiyle öğretmenlik mesleğini bırakmıştır. 1938-1940 yıllarında Ankara Radyosu Halk Müziği yayınları yöneticiliği yapmıştır.
1940 yılında bağımsız olarak Karabük belediye başkanlığına seçilmiş ve aynı tarihlerde Karabük halkevi başkanlığını sürdürmüştür. 1940'da başkanlığı döneminde tekrar teğmen olarak askere alınmış ve 1942'de üsteğmen olarak görevine dönmüştür. 1946'da tekrar askere alınmış ve 1947'de terhis olmuştur.
1948'de İstanbul Beyazıt bucak müdürlüğü ve 1950'de İstanbul Radyosu'nda grup şefliği yapmıştır. 1952 yılında Bucak'daki görevinden ayrılmış ve İstanbul Belediye Konservatuarı içinde Folklor İnceleme ve Derleme Kurulu başına geçirilmiştir.
1953'de Radyo Islah Komisyonu üyeliği ve Raportörlüğü'ne seçilmiştir. 1955-1960 arasında Radyo Halk Müziği Müşâvirliği yapmıştır. 1963'de Folklor İnceleme ve Derleme Kurulu üyeliğine tekrar getirilmiş ve 21 Aralık 1971'de bu görevden emekli olmuştur. 1972-1976 yıllarında Yapı ve Kredi Bankası genel müdürlüğü kültür ve sanat işleri müşâvirliği görevinde bulunmuştur.
Sâdi Yâver Ataman'ın bir erkek ve üç kız çocuğu vardır. 1991'de Kültür Bakanlığı tarafından Devlet Sanatçısı unvanı verilmiştir. 10 Aralık 1994'de İstanbul'da 88 yaşında ölmüş ertesi gün Safranbolu'da gömülmüştür.

Eserleri
Eserlerinde bazen Emre Kayaoğlu ismini kullanmıştır.


Yayımlanmış Kitapları

  1. Aşık Nâilî, Zonguldak, 1937, Karaelmas Basımevi, 24 s.,
  2. Safranbolu Düğünleri/Oyunlar-Türküler, Bartın, 1936, Memleket Basımevi, 94 s.,
  3. Anadolu Halk Sazları, Yerli Musikiciler ve Halk Musiki (Müzik) Karakterleri, İstanbul, 1938, Burhaneddin Matbaası, 72 s.
  4. Bu Toprağın Sesi/Toprak Kokan-Memleket Havaları, İstanbul, 1951, Şaka Matbaası, 160 s.,
  5. Memleket Havaları/I: Esnaf Türküleri, İstanbul, 1954, V.Meti matbaası, 32 s.
  6. Okullar İçin Halk Müziği ve Müsâmere Türküleri, İstanbul, 1965, Anten Yayınevi, 112 s.
  7. Okullar İçin Yeni Şarkılar ve Kahramanlık Türküleri, İstanbul, 1966, Tan Gazetesi ve Matbaası, 48 s.,
  8. Başını Vermeyen Şehit Gencosman, İstanbul, 1972, Şua Mecmuası Kültür Yayınları: 1, 80 s.
  9. İki Resimli Roman Birarada: Genç Osman [Yazan: Sadi Yâver Ataman - Çizen: Hamit Yüksek] ve Han Buyruğu [Yazan: Mehmet Taşdiken - Çizen: Hasan Karal], İstanbul, 197(?)/(tarih yok), Otağ Yayınları Resimli Romanlar Serisi, 108 s.
  10. 100 Türk Halk Oyunu, İstanbul, 1975, Yapı Kredi Bankası Yayınları, Tifdruk Matbaacılık A.Ş., 160 s.
  11. Dümbüllü İsmail Efendi, İstanbul, 1975(?)/(tarih yok), Türkiye İş Bankası Yayınları, 256+96 s.
  12. Türk Halk Oyunları: 1/BARLAR, İstanbul, 1977, Sarıaltun Yayınları, 111 s.
  13. Mehmet Sâdi Bey, Ankara, 1987, Nüve Matbaası, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları:842, Kültür Eserleri Dizisi:100, 223 s.
  14. Atatürk ve Türk Musikisi, Ankara, 1991, Kültür Bakanlığı/1291, Atatürk Dizisi/31, Atak Ofset, 144 s.
  15. Eski Türk Düğünleri, Ankara, 1992, Kültür Bakanlığı/1425, Kültür Eserleri/186, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 151 s.
  16. Türk Halk Musikisi ve Bağlama Metodu, İstanbul, 1992 (?/tarih yok), Akın Erkul-Ataman Elektroteknik Yayınevi, 42 s.
  17. Türk İstanbul, İstanbul, 1997, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür İşleri Daire Başkanlığı, 512.s
Yayımlanmamış kitapları


  1. Aşk Bülbülü Emrah
  2. Aşk Bülbülü Karacaoğlan
  3. Başını Vermeyen Şehit Genç Osman [Sinematoğrafik Süje]
  4. Çocuklar İçin [Okullar İçin] Eğlenceli Müzik, Oyun ve Deyişler
  5. En Yaygın Halk Oyunlarımız: Halaylar
  6. Folklor Araştırmaları Açısından "Ahilik" ve Esnaf Kuruluşları
  7. İlkokullar İçin Müzik Eğitimi/[I-II-III-IV-V. sınıflar için]
  8. Karşılaştırmalı Türk Halk Musikisi [Yapı, Metrik Sistem, Tonal Özellikleri, Türk San'at Musikisi ve Batı Müziklerine Göre Ayrıntılı Bilgiler ve Oyunlarımız]
  9. Kerem ile Aslı [Sinematoğrafik Süje]
  10. Konuşan Anadolu/I
  11. Konuşan Anadolu/II
  12. Uzun Mehmet
  13. Uzun Mehmet [Sinematoğrafik Süje]
  14. Yaşayan Orman
  15. Yaşayan Orman/[Ormanları Koruma Konusunu Ele Alan Orijinal Hikaye]

Plaklarında okuduğu eserler

  1. Aç kapıyı ben geldim (Sahibinin Sesi)
  2. Alçak ceviz dalları (Odeon)
  3. Amani oyun havası (Columbia)
  4. Avşar iskân bozlağı (Hürses)
  5. Benlimi aldım saçaktan (Parlfon)
  6. Ben yârime kal’altıında kavuştum [Bn.Nedime ve Münevver ile birlikte] (Columbia)
  7. Çadır kurdum Eğr’ova’nın düzüne (Sahibinin Sesi)
  8. Çırdak oyun havası (Odeon)
  9. Çuha da yelek ekl’olur [Bn.Nedime ve Münevver ile birlikte] (Columbia)
  10. Dağ olur meşelerde [Bn.Sulhiye (Kuşkaya) ile birlikte] (Columbia)
  11. Dama bulgur sererler/Bartın Varyantı [Bn.Nevin ile birlikte] (Odeon)
  12. Ey milli dost milli dost (Columbia)
  13. Gülîzar taksîm (Tanburla) (Parlfon)
  14. Hac’Osman’ın gelinleri çift oynar (Parlfon)
  15. İki de durnam gelir (Odeon)
  16. Kâbenin dalları bölük bölüktür [Bn.Nedime ve Münevver ile birlikte] (Columbia)
  17. Karaoğlan Karaoğlan [Bn.Sulhiye (Kuşkaya) ile birlikte] (Columbia)
  18. Kastamonu Zeybeği (Odeon)
  19. Kayadan iner akrep (Odeon)
  20. Köroğlu (Columbia)
  21. Mâhur Peşrev (Tanburla) (Parlfon)
  22. Mâhur Saz Semâisi (Tanburla) (Parlfon)
  23. Mavili mavili elâ kız [Bn.Nedime ve Münevver ile birlikte] (Columbia)
  24. Nihâvend Taksîm (Tanburla) (Parlfon)
  25. Okkalı Hacerim (Odeon)
  26. Salına salına suya gidersin/Safranbolu Varyantı [Bn.Nevin ile birlikte] (Odeon)
  27. Sarı kızın ayağında yemeni [Bn.Nedime ve Münevver ile birlikte] (Columbia)
  28. Selâm söylen Beybabam’a (Mahmud’um) (Columbia)
  29. Seymen karşılama havası (Hürses)
  30. Yarım Çırdak (Odeon)
  31. Yaş kiremitten su damlar (Odeon)
  32. Düriye’min güğümleri kalaylı [Bn.Nedime ve Münevver ile birlikte] (Columbia